AŞK PEŞİNDE MASALLAR – 3

Kırmızı Vespalı adamla tanıştıktan birkaç hafta sonra:

Mine, saçlarını kuruttuktan sonra, attığı her adımla gıcırdayan parkelerin üzerinde yürüyerek salona gitti. En sevdiği CD’yi buldu, teybe yerleştirdi, sesini sonuna kadar açtı ve çalan şarkıya bağıra bağıra eşlik ederek, giyinmeye başladı.

I wanted freedom but i’m restricted. I tried to give you up. But I’m addicted.”

Ayağına Converse’lerini geçirdikten sonra hazırdı. Sevgilisiyle buluşup, Taksim’de bir filme gitmeye karar vermişlerdi. Daha biraz daha zamanı vardı.

Cep telefonunu eline aldı. Sevgilisinden gelen mesajı gördü: “Bebeğim, çok üzgünüm. Babama yardım etmem gereken bir iş çıktı, bu akşamı iptal edelim. Söz veriyorum telafi edeceğim.”

Evden çıkmaya hazırdı, sevgilisini çok özlemişti ve o, cuma gecesi babasının bir işi olduğunu söyleyerek sinema planlarını mı iptal ediyordu?

“Ama ben seni çok özlemiştim!” diye cevap yazdı.

“Bebeğim ben de seni özlemez olur muyum? Ama Amerikalılarla bir toplantı var. İngilizce filan işler. Babamın yanında olmam lazım.”

“İyi de bu akşam için başka bir plan yapmamıştım buluşacağız diye.”

“Kızlarla filan izlesen filmi? Gerçekten gelemeyeceğim ben.”

Mine ayakkabılarının bağcıklarını çözüp, ayakkabılarını ayağından çıkartıp öfkeyle sağa sola fırlattı. Neden hep böyle oluyordu ki? Hayatına giren erkekler ona ilk başta çok ilgi gösteriyor, bir dediğini iki etmiyor, görüşmek için her fırsatı değerlendiriyordu. Sonra aradan biraz zaman geçtikten sonra daha az görüşmeye başlıyorlardı.

On sekiz yaşına bastığı günden sonra, hayatındaki ilişkilerin hep romantik filmlerdeki gibi olacağını sanmıştı. Bir erkekle tanışacaktı. Birlikte zaman geçirdikçe birbirlerine bağlanacaklardı. Aşk sözcükleri, kalpler, çikolatalar, çiçekler havalarda uçuşacaktı. Birbirlerini görmeden duramaz olacaklar, her şeyi birlikte yapmak isteyeceklerdi. Öpüştüklerinde nefesi kesilecekti, film karelerindeki bir ayağı havaya kalkacaktı.

Oysa ki şimdiye kadar yaşadıkları hep bunun tersi biçimde gelişiyordu. Bu çocukla da bir aydır görüşüyorlardı. Kendisiyle yaşıttı, düzgün bir aileden geliyordu, yakışıklı ve nazikti.

Her sabah günaydın mesajları, her gece iyi geceler mesajları havalarda uçuşup, her gün akşam birlikte yemek yenen ilk haftalardan sonra, giderek mesajlar ve görüşmeler azalmıştı. Ve şimdi de akşam için yaptıkları planı iptal etmişti.

1

Mutfağa gitti, tekila şişesini buldu. Dolabı açtı, limon tabii ki yoktu evde. Shot bardağının kenarına tuz sürdükten sonra, içini tekilayla doldurdu. “Hoop bir tekilaaa, hooop iki tekilaaaa. Hoooop ortadan kaybolmak üzere olan bir sevgili daha.” diyerek, ardı ardına birkaç shot attı.

Çalan şarkıya avaz avaz eşlik ederek dans etmeye başladı: “Ohhh yooou know that I’d do anything for you.”

Ne yapacaktı bu cuma gecesi boyunca?

Bir anda aklına Volkan geldi. Sokağa bakan arka odaya koşup, camı açtı, beline kadar camdan sarkıp, gözleriyle kırmızı Vespa’yı aradı. Görünürde Vespa yoktu. Yine de şansını denemeye karar verdi.

Fırlattığı ayakkabılarını bulup tekrardan ayağına geçirdi, cep telefonunu ve anahtarını alıp, kapıyı çarparak evden çıktı. Merdivenleri hızlıca tırmandı. İçeriden müzik sesi geliyordu. Nefesinin düzene girmesini bekledikten sonra, kapıyı çaldı.

Volkan kapıyı açtı. Onu karşısında görünce gülümsedi: “Ufaklık naber ya?”

“Çok mutsuzummmm!” dedi Mine.

Volkan güldü. “Gel o zaman içeri. Neymiş bakalım seni bu kadar üzen şey?”

Mine içeri geçti, koltuğa oturdu. Hiç bilmediği ve hiç bir şekilde tanıdık gelmeyen tarzda bir müzik çalıyordu.

“Sevgilimle plan yapmıştık. Akşam sinemeya gidecektik. Sonra…”

“Sinema ha? Çok karşı konulmaz ve kışkırtıcı bir cuma gecesi planı gibi geliyor kulağa.” Volkan gülmeye başladı. Mine’nin gözleri doldu.

“Tamam pardon, benden epey küçük olduğunu unutuyorum bazen. Sonra?”

“Babasının işlerine yardım etmesi lazımmış. İngilizce bilen birisi gerekiyormuş filan.”

“Ee, doğru da olabilir. Gerçekten şu anda babasına işte yardım ediyor olabilir.”

“Ama ben onu görmek istiyordum. Mesaj attım çok özlemiştim filan diye. Ama sonuç değişmedi.”

“Ufaklık sinirlenmiş.”

Volkan yine yüzünde o alaycı gülümsemeyle bakıyordu Mine’ye. Mine Volkan’ın bu ukala tavrına bir yandan sinirleniyordu, bir yandan da tam olarak bundan büyüleniyordu. Sanki Volkan hayata dair onun bilmediği gizemli bir şeyler biliyor gibiydi.

“Bira içiyordum ben. İster misin?”

“Olur.”

amman7

Volkan’ın getirdiği biradan ilk yudumu almıştı ki, Volkan muzip bir gülümsemeyle kendisine bakarak “Aklıma güzel bir fikir geldi. Bu gece pembe tavşan olmak ister misin?” diye sordu.

Mine’nin ağzındaki bira boğazına kaçtı. Öksürürken “Pembe tavşan mı?” diye sordu şaşkınlıkla.

“Bunu evet olarak alıyorum. Hadi gel içeri.” diyerek Mine’nin cevabını beklemeden kalkıp içeri yürüdü. Mine de onu takip etti. Arka tarafta gerçekten açıktaki askılarda bir sürü kıyafet vardı. Bir de bembeyaz kocaman bir perde. Vesikalık fotoğraf çektirmek dışında hiç fotoğraf sütudyosu görmemişti Mine ve bu kesinlikle vesikalık fotoğraf çektirdiği odalara benzemiyordu.

Volkan kafasına tavşan kulağı biçiminde pembe bir taç taktıktan sonra, askılarda duran kıyafetleri karıştırmaya başladı. Biraz sonra Mine’ye yine pembe birkaç parça kıyafet uzattı. Pembe göbeği açık kısa bir t-shirt, pembe satenden yanları fiyonk ile bağlanan bir tanga ve tüylü topuklu terlikler.

Üzerindekileri çıkartıp, bunları giyindiğinde kendisini hiç de giyinmiş hissetmiyordu. Fazla çıplaktı!

Volkan bazı ışıkları açtı, kapattı, çevirdi. Eline bir kamera aldı ve “O zaman başlıyoruz.” dedi.

Mine telaşla sordu: “Ne yapmam lazım?”

“Poz vermek dışında her şey.”

“Nasıl?”

“Benimle konuşabilirsin, etrafı izleyebilirsin, biranı içebilirsin, dans edebilirsin. Çok uzun süre sabit durma, hareket et. Sabit bana bakıp gülümsemeye de kalkma. Ben beğendiğim bir şey olduğunda “Dur” diyeceğim sana.”

Mine önce tutuk tutuk hareket ettiyse de, Volkan’da ona güven veren bir şey vardı. Bir süre sonra ne yaptığı hakkında hiç bir fikri olmasa da kendisini daha rahat hissetmeye başladı. O zaman Volkan kendisine komutlar vermeye başladı. “Şimdi ayağını öne uzat. Kafanı çok az bu tarafa çevir.” , “Şu kutunun üzerine çıksana…”

Ne kadar sürdüğünü bilmediği bir zaman sonra, Volkan “Tamamdır.” dedi. “Fakat üzerindekileri çıkartmıyorsun, bir sonraki biranı tavşan olarak içiyorsun. Hadi salona.”

Salona geçtiler, Volkan kameranın içinden çıkarttığı bir kartı, bilgisayara bağlı bir aletin içine yerleştirdi. Sonra Mine’yi yanına çağırdı. Mine kendi fotoğraflarına şaşkınlıkla baktı, hiç bilmediği bir Mine vardı karşısında, her gün aynada gördüğünden çok farklı.

“Sanki başka biri gibi.” dedi.

“Aslında bu da sensin. İçinde henüz keşfetmediğin, dişi olan sen. Doğru keşfedebilirsen, çok seveceğin sen. Bak aklıma ne geldi… Seninkinin mail adresini biliyor musun?”

“Evet tabii ki.”

“O zaman aç bakalım mailini bu bilgisayardan. Seninkinin mail adresini de yaz bana. Sonrasına karışmıyorsun. Şu koltuğa oturup, biranı bitiriyorsun.”

Mine kendisine söylenenlerin hepsini sırasıyla yaptıktan sonra, Volkan bilgisayar başında bir şeyler yaptı, sonra Mine’nin yanına koltuğa oturdu. “Şimdi bir mesaj atman lazım. Diyeceksin ki, “Çalışırken yorulmuşsundur diye düşündüm, sana bir hediyem var. Maillerine bak.”

Mine soru sormak için ağzını açmıştı ki, Volkan onu susturdu. “Senin bildiğin yollarla, cuma gecesi ekilmiş bir kadınsın. Bir şeyleri yanlış yaptığın kesin. Adam kendisine trip atmanı bekleyecek, olay çıkartmanı. Sense ona hiç bilmediği bir Mine sunacaksın. Herkes şaşırmayı sever. Hadi.”

Mine mesajı attı. Bir sonraki talimatı bekleyerek Volkan’a baktı.

Volkan bir sagara yakarken güldü. “Tam bir ön sırada oturan çalışkan öğrencisin sen değil mi? Başka yapman gereken bir şey yok. Bir bira daha ister misin?”

Mine’nin cevabını bile beklemeden iki bira alıp getirdi. Birini açıp Mine’ye uzattı, diğerini de kendisi içmeye başladı.

O sırada Mine’nin telefonu çaldı, arayan sevgilisiydi. Açtı, “Sevgilim harika görünüyorsun. Neredesin, geliyorum ben.”

Mine şaşkınlıkla kekeledi: “İyi de babana yardım etmen gerekmiyor muydu senin?”

“Bitti bitti, bütün işlerim bitti. Seni de çok özlemiştim zaten.”

Mine telefonun ağzını kapatarak, Volkan’a fısıldadı. “Beni özlemiş, nerdeymişim, geliyormuş.”

Volkan keyifle gülümsedi, “Sen meşgulüm dediğin için başka bir plan yaptım. Başka zaman görüşürüz, de.” diye fısıldadı.

Mine onun cümlelerini aynen tekrar etti. Telefonun ucundaki görüşmek için ısrar etmeyi sürdürdü.

Mine bu oyunu sevmeye başlamıştı. Onun bu akşam kendisine söylediği cümleleri aynen ona sattı: “Üzgünüm, gerçekten bu akşam olmaz. Başka planlar yaptım.”

Mine telefonu kapattıktan sonra, Volkan keyifle bira şişesini onunkine uzattı. Bir eliyle de Mine’nin ayak bileklerinden birini kavrayıp, ayağındaki tüylü terliği çıkartarak, ayağını kendi kucağına doğru çekti.

Yumuşak hareketlerle kucağındaki ayağı okşarken, “İşte böyle! Olur senden gerçekten kadın olur, hızlı öğreniyorsun. Hadi şerefe! Sonra seni eve bırakıyorum, benim çıkmam lazım artık yavaştan. Cuma geceleri için planı sinemaya gitmek olan adamlara da çok kaptırma kendini. Sıkılmak için çok gençsin daha.” dedi.

Evden çıkarken, Volkan, Mine’nin eline bir CD tutuşturdu. “Geceyi evde yalnız geçireceksen de en azından güzel müziklerin olsun.”

 

Mine eve döndüğünde, kız arkadaşlarından mesaj gelmişti. Taksim’de yeni keşfettikleri cover yapan bir grubu dinlemeye gidiyorlardı. Mine ise o anda kendisini o kadar mutlu hissediyordu ki, cuma akşamının geri kalanını evde tek başına geçirmeye hiç bir itirazı yoktu.

Volkan’ın verdiği CD’ye baktı: Giorgio Moroder!

Müzik çalarından Muse CD’sini çıkarıp, bunu koydu. Genellikle dinlediği müziklerden farklıydı. Dinledikçe de daha çok seviyordu. Gecenin geri kalanını evinin salonunda dans ederek geçirdi.

Aradan uzun yıllar geçtikten sonra, Daft Punk, Giorgio Moroder ile bir şarkı yaptığında, ne zaman o şarkıyı dinlese yüzüne kocaman bir gülümseme yayılacaktı, zihni geçmişte bir anı hatırlatmaya çalışacaktı inatla. “Bu şarkı bana bir şeyi çağrıştırıyor. Güzel bir geceyi. Ama ne bir türlü bulamıyorum.” diyecekti şarkıyı ne zaman dinlese. Arkadaşları ona “Belki paralel evrende 1970’lerde Almanya’da bir clubber kızdın ve Giorgio Moroder’i dinleyerek dans ediyordun. Berlin’e de bayılıyorsun zaten.” diye takılacaklardı.

O geceyse sonrasını hiç düşünmüyordu bile. Önünde yepyeni bir kapı açılmıştı. Şimdiye kadar hiç bilmediği bir Mine vardı orada. Daha farklı görünen, daha farklı davranan. Heyecan vericiydi. Arada durup durup, “Tavşan kadın olmak ne kadar güzelmiş. Ben buna bayıldım.” diyordu.

AŞK PEŞİNDE MASALLAR – 3” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s