Aşk Peşinde Masallar – 5

Volkan’ın ev kedisi olarak geçen altı aydan sonra:

Mine yatak odasındaki boy aynasının karşısında durmuş, eleştirel gözlerle saçını, makyajını ve üzerindeki kıyafeti her açıdan süzüyordu.

Saçının topuzunu en az on kere açıp tekrar toplamış, sonunda daha fazla dokunmamaya karar vermişti. Yoksa mükemmel topuzu yapmaya çalışırken çok geç kalacaktı.

Kalbinin atışını yavaşlatmak için derin derin nefesler aldı.

O akşam Volkan’ın stüdyosunda ufak bir parti vardı.

Mine, Volkan’ın arkadaşlarının bir kısmını zaten stüdyoda geçirdiği zamanlardan tanıyordu, bir kısmıyla da ilk defa bu gece tanışacaktı.

“Neden bu kadar heyecanlıyım ki çok saçma! O stüdyoda en az yüz kere gittim.” diye düşünerek heyecanını yatıştırmaya çalışırken, bir yandan da aynaya sırtını dönmüş, üzerindeki elbisenin arkadan duruşunu inceliyordu.

Mine, gündüzleri okula jean ve spor ayakkabılarla gitmeye devam ediyordu. Taksim’de geçirdiği gecelerde Mojo’ya, Roxy’e, rock cover gruplarını dinlemeye giderken de spor giyiniyordu. Fakat Volkan ve onun arkadaşlarıyla kokteyllere, barlara, partilere gideceği gecelerde, elbiseler, mini etekler, dekolteli bluzlar ve topuklu ayakkabılar giymeye başlamıştı.

Volkan ise onun giydiklerini hiç bir zaman beğenmiyor, Mine’yi sürekli daha çok denemeye itiyordu:

“Seksilik ile bayağılık arasında ince bir çizgi var Mine. Şu anda karşımda seksi olmaya çalışırken bayağı olmuş bir kadın var. Her seferinde yalnız bir dekolte hakkın var. Böyle düşün. Mini etek giyiyorsan, basit bir t-shirt geçir üzerine; iddialı bir bluz giyiyorsan bacaklarını kapat. Göğüs, bacak, sırt, göbek yalnız biri ön planda olabilir.”

“Çok yapılmış görünüyorsun şu anda. Her şey fazla uyumlu, fazla çalışılmış. Büyüyü bozuyor. Bu kadar süslendiğinde, saçını doğal bırak veya basitçe topla mesela. Ancak kıyafetlerin sade veya spor olduğunda böyle iddialı bir fön güzel durur.”

“O kadar iddialı dekolte giyecek cesaretin varsa, o sütyeni de giymeden çıkacak kadar cesur olmalısın. Sırt dekoltesinden sütyen görünemez. Ya o dekolteyi giymeyeceksin, ya da o sütyeni.”

“Çok maskülen. Bir türlü ortayı bulamıyorsun. Böyle erkeksi bir ceket giyeceksen, altına iddialı bir mini etek giy veya daha dişi bir ayakkabı. Tezatlar olsun görüntünde, sıkıcı olma.”

“Ne modaysa hepsini üzerine geçirmişsin. Son derece sıradan ve karaktersiz bir görüntü bu. Herkesle aynı olmak istemeyen bir kadınsın sen, herkesle aynı giyinemezsin. Farklı parçalar yakalamalısın.”

Bazen birlikte dışarı çıkacakları gecelerde bu eleştirileri bile yapmaya zahmet etmiyordu Volkan. “Soyun, hepsini çıkart üzerinden.” diye buyuruyordu. Mine’nin dolabından veya çekimden kalan kıyafetlerden giymesi için bir şeyler seçip “Bunları giy.” diyordu.

Hayatı boyunca yaptığı her şeyde başarılı olmaya alışmış ve başarısız olmanın ne demek olduğunu bilmeyen bir kızdı Mine. Okulda dersleri her zaman iyiydi, yabancı dilleri herkesten daha hızlı öğrenmişti, yaptığı sporlarda hep çeşitli madalyalar kazanacak kadar başarılı olmuştu. Volkan ve arkadaşlarının sohbetlerine ayak uydurabilmek için çok fazla film izlemiş, çok fazla kitap okumuş, çok fazla araştırma yapmıştı. Kendisinin varlığını kabul ettirmişti.

Giydiği kıyafetlere Volkan’ın yaptığı eleştiriler karşısında da “Amaaan, yeter. Ne yani? Ben bunları giymek istedim, giydim.” diyip geçemiyordu. Azimle denemeye devam ediyordu.

Giyindikten sonra, aynanın karşısında en az yarım saat dikilerek, Volkan’ın yapabileceği eleştirileri düşünmekten her plana geç kalır olmuştu.

O akşam da yaklaşık yirmi dakikadır aynanın karşısında durmuş, dönerek her açıdan kendisine bakıyordu. Üzerindeki pembe elbise önden oldukça düz görünüyordu, göğüs dekoltesi yoktu ve etekleri dizlerine kadar iniyordu. Arkasında ise kalçasının tam üzerine kadar inen iddialı bir sırt dekoltesi vardı. Saçlarını tepeden topuz yapmıştı. Gözlerine eye-liner çekmiş, dudaklarına yalnızca parlatıcı sürmüştü. Ayağında da spor ayakkabılar vardı.

Aynada kendisini beğeniyle süzerken mırıldandı: “Evet Volkancım, dekoltem tam kıvamında. Yalnızca sırtım ön planda. Saçlarım oldukça doğal toplanmış, aşırı çalışılmış göründüğümü iddia edemezsin. Çok maskülen veya bayağı kesinlikle değilim. Ve iddialı sırt dekoltesini de giyecek kadar, sütyensiz de dışarı çıkabilecek kadar cesurum.”

Cep telefonunu, ev anahtarını ve partiye götürmek için dolapta soğuttuğu şampanyayı alıp, merdivenlerden yukarı çıktı.

Kapı zilini çaldığında, kalp atışlarını yavaşlatmaya çalışıyordu.

Kapıyı Volkan’ın arkadaşlarından biri açtı. Mine karşısındaki bu uzun boylu esmer adamı daha önce hiç görmemişti. Gülümseyerek merhabalaştıktan sonra, adam kapının ağzından çekilerek Mine’ye yol verdi.

Mine içeri bir adım attıktan sonra, arkasını dönüp kendisine kapıyı açan adama döndü ve adamın hayranlıkla sırt dekoltesine baktığını yakaladı. Gülümsedi. “Tamamdır işte, bu işi de kaptım ben.” diye düşündü mutlulukla. Özgüveni artmış olarak salona doğru yürüdü.

photo-1519671482749-fd09be7ccebf

Salondaki koltuğun etrafına sandalyeler çekilmişti. İçeride yaklaşık on beş kişi vardı, bir kısmı ayakta durmuş kendi aralarında sohbet ediyordu. Bir kısmı da koltukta ve çevresindeki sandalyelerde oturuyordu.

Volkan da ayakta duranların arasındaydı. Mine’yi gördüğünde tek kaşını havaya kaldırıp gülümsedi. “Hoşgeldin, gel gel sana da içecek bir şeyler bulalım.” dedi.

Mine Volkan’ı öpmeden önce, elindeki şampanya şişesini havaya kaldırıp salladı. Volkan’ın yanındaki arkadaşları bu jestin hakkını vererek hep bir ağızdan “Vaaaay.” dediler.

Volkan Mine’yi öperken, “Bizimki böyle gösterileri sever.” diye takıldı ona.

Sonra Mine’yi sohbet ettiği arkadaşları ile tanıştırdı. Alt komşum veya ufaklık olarak değil, “Mine” olarak.

Akşam boyunca, içkiler büyük bir hızla tüketilirken, Mine’nin keyfi yerindeydi. O stüdyoyu o kadar benimsemişti ve orada o kadar çok zaman geçirmişti ki, sanki kendi evinde bir davet veriyormuş gibi hissediyordu. Konuşulan konular da artık onun için bilinmeyen veya çok gizemli şeyler değildi, rahatlıkla her sohbete ayak uydurabiliyordu.

Volkan bazen ona bir kokteyl yapıp getiriyordu, bazen de Mine’den ufak ricalarda bulunuyordu. Marketten buz siparişi vermek, adresi bulamayıp kaybolmuş birine telefonda yolu tarif etmek gibi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, herkes bardaklarca içki tükettikten ve kahkahalar ile konuşmaların sesi yükselmeye başladıktan sonra, ayakta duranlar da yavaş yavaş koltuklara ve sandalyelere oturmaya başladı.

Volkan bir tepsi dolusu içkiyle mutfaktan gelip, onları ikram ettikten sonra, koltukta Mine’nin yanına oturdu. Elindeki kadehi Mine’ninkine tokuşturduktan sonra, parmak uçlarını Mine’nin sırt dekoltesinden aşağı doğru kalçasına kadar kaydırdı.

Mine, Volkan’ın sırtından aşağı kayan parmağından ürperirken, Volkan Mine’nin kulağına yaklaştı.

“Bu akşam gerçekten çok güzel görünüyorsun.” diye fısıldadı.

Mine ağzına aldığı yudumu güçlükle yuttu. İnanamayarak Volkan’a baktı. Volkan o kadar yakınındaydı ki, yanakları birbirine değdi.

Volkan muzipçe gülümseyerek fısıldamaya devam etti: “Artık dekoltelerini ayarlamayı öğrendiğine göre, kendine karakteristik bir tarz yaratmanın üzerinde çalışmaya başlayabilirsin. Bir tarzın olmalı, bir imzan. İnsanlar bazı kıyafetleri senin üzerinde değilken bile gördüklerinde “Tam Minelik” demeliler. Başka bir şey giydiğinde insanları şaşırtacak kadar seninle özdeşleşmeli.”

Mine’nin gülümsemesi yüzünde dondu. İnanamıyordu! Bu hiç bir zaman bitmeyecek miydi? Bir yandan keyif alıyordu, Volkan’ın hayatına kattığı her şeye bayılıyordu. Ama diğer yandan, isyan etmek istiyordu.

İçtiği içkilerin de verdiği cesaretle, yanlarında bir sürü kişinin de olmasını umursamadan, ayağındaki spor ayakkabıları çıkarttı. Volkan’a karşı en büyük silahının ayakları olduğunu keşfetmişti. Yeni pedikür yapılmış çıplak ayaklarını Volkan’ın kucağına uzatırken, “Bence enerjini beni eleştirmekten başka şeylere harcayabilirsin.” dedi.

Volkan kahkaha atarken, elleriyle Mine’nin ayaklarını kavradı, onları dudağına götürüp öptü. “Arkadaşlar sanırım bu stüdyoda bir canavar yarattık.” diye bağırdı.

Ardından Mine’ye döndü, “Ayrıca bu, senin getirdiğin şampanyayı da patlatmak için harika bir sebep.” Mine’yi kendisine doğru çekip sıkıca sarıldıktan sonra, mutfağa gitmek için oturduğu yerden kalktı.

Bir kaç kişi ne olduğunu anlamak için onlara soran gözlerle bakarken, özellikle de Mine’nin o stüdyodaki ilk günlerinden itibaren orada olanlar ne olduğunu anlamıştı.

Bir kaçı gülerek kadehlerini Mine’ye kaldırırken, bir kısmı “İşte bu kızım. Bu adam bu dilden anlıyor.” gibi şevklendirici cümleler kuruyordu.

Mine kendisini koltuğun üzerine çıkıp dans edebilecek kadar mutlu hissediyordu.

Volkan içeriden şampanya ve kadehlerle geldi. Ustalıkla patlattığı şampanyayı kadehlere paylaştırdı. Herkes kadehlerini “Canavara” diye bağırarak tokuşturdu.

Mine kadehinden ilk yudumu alırken “En son üniversite sınavını kazandığımda bu kadar gururlu hissetmiştim kendimi.” dedi. Herkes kahkahalarla güldü.

Volkan “Evet bayanlar baylar, bir yıl içinde önce üniversiteyi kazanarak, akıllı olma yolunda büyük bir adım atmış bu kadın, edepsizlik yolunda da hızla ilerliyor. Az önce akıl hocasını, fetişiyle şah mat etti. Aklını ve edepsizliğini dengelemeyi ve doğru yerde doğru silahını kullanmayı öğrenene kadar hayat onu yutmazsa gerçekten özlemini çektiğimiz kadınlardan biri olabilir.” diyerek kadehini Mine’nin kadehine tokuşturdu.

Mine yüzünde kocaman bir gülümsemeyle Volkan’ın söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Özlemi çekilen kadınlardan biri olma ihtimaline bayılmıştı; ama hayatın onu yutmasıyla Volkan’ın ne kastettiği hakkında hiç bir fikri yoktu.

Volkan’a dönüp, “Hep yanımda olacaksın değil mi ben bahsettiğin dengeyi kurmayı becerebilene kadar?” diyecekti ki, Volkan’ın bir arkadaşı ona başka bir şey sordu.

Mine sorusunu yuttu, kadehinden bir yudum daha aldı ve hayranlıkla Volkan’ı izledi. Onun hayatında olmadığı bir anı düşünemiyordu. Gözlerini tavana dikip, “Lütfen hep yanımda ve hayatımda olsun.” diye dileğini mırıldandı.

photo-1485872299829-c673f5194813

Gecenin ilerleyen saatlerinde, evdekilerin büyük bir kısmı gittikten sonra, Mine, Volkan’ın arkadaşlarından bir çiftle sohbet etmeye başladı. İskoçya’dan yeni gelmişlerdi ve viskilere çok meraklılardı. Mine viski içmezdi ve viski hakkında da hiç bir şey bilmiyordu. Merakla onların anlattıklarını dinliyordu. Sonra birbirinin aynısı bir kaç bardağın içine farklı viskiler doldurup Mine’ye uzattılar.

Mine viski bardaklarından birini alıp, bir yudum içip, scotch mu bourbon mu olduğunu anlamaya çalışıyordu. Çok eğlenceliydi.

Ta ki Volkan, oldukça sert bir ses tonuyla, “Mine, benimle beş dakika içeri gelir misin?” diyene kadar.
Oyun yarıda kesildi.

Volkan’ın muzip sesi değildi bu, daha önce hiç Mine’yi içeriye de çağırmamıştı. Bir şeylerin ters gittiği kesindi.

Mine oturduğu yerden kalkıp, Volkan’ın peşinden arka taraftaki stüdyoya doğru yürümeye başladı. Volkan kapıyı kapatıp, kapıya yasladı. Oldukça sinirli görünüyordu. Mine’ye doğru bir adım attığında, Mine onun kendisine vuracağından korktu. Volkan’ı daha önce hiç böyle görmemişti. Donup kaldı. Volkan onu el bileğinden kavradı, Mine’nin canı acıyordu.

“Şu an viski tadımı yapmak yerine, arkadaşlarınla Nevizade’de bira içmen gereken yaştasın Mine. Abartmaya başladın. Yeter bu kadar. Kendi arkadaşlarının yanına git.” dedikten sonra Mine’nin bileğini bıraktı.

Mine şaşkınlığı üzerinden atmaya çalıştı. Tam bir şeyler söyleyecekti ki, Volkan kapıyı açıp, gerisin geriye salona doğru hızlı adımlarla yürüdü.

Mine de onun arkasından gitti. Volkan’ın bir şeyler söylemesini, kendisinden özür dilemesini, gülümseyerek kendisine bakmasını, kendisine yeni bir içki getirmesini boşuna bekledi. Volkan, Mine ile göz teması dahi kurmuyordu.

Mine’nin gözleri yanmaya başlamıştı. O insanların ortasında ağlamak istemiyordu. Daha fazla dayanamayacağını anladığında, cep telefonunu ve anahtarlarını sessizce alıp, yalın ayak stüdyodan dışarı çıktı, sokak kapısını arkasından kapattı.

a359fd3e72cdc6b4a85e400840564e41

Merdivenlere oturdu. Bu gecenin böyle bitmesini hiç planlamamıştı. Şaşkındı. Volkan’ın sinirli sesi kulaklarında çınlıyordu: “Kendi arkadaşlarının yanına git.”

Merdivenlere çıktığı anda yaşlar gözlerinden boşalmaya başladı. Sürdüğü eye-liner da göz yaşları ile birlikte yanaklarından elbisesine doğru akıyordu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s