Aşk Peşinde Masallar – 10

Sergi açılışından sonraki sabah: 

Mine ısrarla çalan telefonunun sesi ile uyandı. Gözlerini açtı, ama yattığı yerden kalkacak takati kendisinde bulamadı. Başı zonkluyordu ve midesi bulanıyordu.

“Bok var Mine, bok var da bu kadar içiyorsun!” diye kendi kendine söylenerek, yattığı yerde hafifçe doğruldu. Evinin salonundaki koltukta yatıyordu, üzerinde de bir önceki gece sergi açılışında giydiği elbise vardı. Kırış kırış olmuş, bütün püskülleri başka bir kenara yapışmış ve bütün gösterişini kaybetmişti.

Kafasını ellerinin arasına alırken, “Hoppala!” diye mırıldandı. Neden yatağında değil de, salondaki koltukta yatıyordu? Ve Volkan neredeydi?

Hiç bir fikri yoktu.

Bir önceki geceyi hatırlamaya çalıştı.

Volkan ile Sait Halim Paşa yalısının her köşesinde öpüşüp duruyorlardı. Bunun gerçek olduğundan emindi. Fakat sonrasında eve nasıl geldiği hakkında hiç bir fikri yoktu. Volkan ile nerede ve nasıl ayrıldıklarını da hatırlamıyordu. Oradan çıkıp tek başına mı eve gelmişti, yoksa Volkan onu eve mi bırakmıştı, bilmiyordu.

Sadece dün geceden sonra, bu sabah evinin koltuğunda, bir önceki geceden kalma kıyafetleriyle ve tek başına uyanmamalıydı! Her şey tam hayalini kurduğu gibi gitmeye başlamışken yine ne olmuştu?

Dün geceki elbisesinin hala üzerinde olduğuna bakılırsa, sevişmedikleri kesindi. “Aylardır hayalini kurduktan sonra adamla sevişmiş olsaydık ve bunu hatırlamasaydım çok üzülürdüm.” diye düşündü.

Bu düşünce onu çok rahatlattı. Sonra kendi kendine kahkahalarla gülmeye başladı. “Bir önceki gecenin yarısını hatırlamıyorum ve muhtemelen o hatırlamadığım kısmında ters giden bir şeyler oldu. Rahatlama sebebime bak!” diye söylendi.

68120e2785e1d43b97ad7cb34c96efce.jpg

Bu sırada, telefonu tekrar tekrar çalmaya devam ediyordu. Yattığı yerden kalkmak o kadar zor geliyordu ki, duymamazlıktan gelmeye karar verdi. Derken, “Belki Volkandır?” ihtimalini düşününce, yattığı yerden fırlayıp telefonun sesinin geldiği tarafa koştu.

Çantası ve ayakkabıları evin girişinde duruyordu. Heyecanla çantasından telefonu çıkarttı. Volkan değildi arayan Leyla’ydı.

Bütün şevki kaçmış olarak ve hatta biraz öfkeli bir sesle açtı telefonu: “Alo?”

Leyla heyecanlı ve panikli bir sesle bağırıyordu: “Mine uyuyor musun? Niçin açmıyorsun bin kere aradım seni!”

Mine şevksizce cevap verdi: “Uyuyordum. Başım da çatlayacak gibi ağrıyor. Ne oluyor?”

“Çabuk uyan! Senin fotoğrafçının bir sevgilisi varmış. Hürriyet haftasonu ekinde fotoğrafları var. Dün gece bir sergi açılışı mı ne varmış. Orada çekilmiş. Kızın yüzü görünmüyor gerçi fotoğrafta, kafasında bir motor kaskı var.”

Mine gülmeye başladı. “Ee, o benim muhtemelen. Üzerinde kırmızı püsküllü bir elbise var değil mi?”

Leyla şaşkınlıkla bağırdı: “Evet de… Nasıl yani kızım? Siz sevgili misiniz?!!”

Mine bunu Leyla’ya nasıl açıklayabileceğini bilmiyordu. Üstelik bir önceki gece neler olduğunu kendisi bile tam bilmiyordu.

“Yok dün gece bir oyun oynadık da… Ben Volkan’ın sevgilisi oldum güya, sergi açılışına gittim onunla.”

“Kızım bu sensen, aşırı güzel görünüyorsun!!”

“Teşekkür ederim. Volkan bana bir elbise ve ayakkabı almıştı. Onları giymiştim. Dur, ben bir kendime geleyim, arayayım seni.”

“Çok merak ettim. Hadi toparlan, ara beni. Bir kahve içelim hatta.”

“Anlaştık. Öptüm.” diyerek telefonu kapattı Mine.

8908247dacef2a7679c3dc6ef00cdbae

Telefonu kapattıktan sonra, üzerini bile değiştirmeden, bir önceki geceden kalma havalı elbisesinin altına, terliklerini geçirerek koşarak köşedeki bakkala gitti. Bulduğu bütün gazeteleri aldı. Tekrar koşarak eve geldi. Kendisine bir kahve hazırladıktan sonra, bütün gazetelerde bir önceki gecenin açılış haberlerini taradı.

Bütün haftasonu eklerinde sergiden bahsediliyordu; ama genellikle ünlü ve sosyetik kişilerin fotoğraflarına yer verilmişti. Yalnızca iki tanesinde Mine ve Volkan vardı.

Serginin önüne ilk geldikleri, ikisinin de Vespa’nın üzerinde olduğu bir fotoğraf kullanmışlardı. İkisinin de kafasında kasklar vardı. “Serginin en genç fotoğrafçısı sevgilisiyle farkını ortaya koydu.” gibi saçma sapan cümleler yazmışlardı.

Yüzünde mutlu bir gülümsemeyle, Volkan’a mesaj attı: “Sevgilim, fotoğrafımız çok komik, gördün mü?”

631cfc6f8b8034120cdcd25815751403.jpg

Volkan’dan cevap bekleyerek, bir kutu Alka Seltzer buldu. Suyun içine bir tane attı. Onu içtikten sonra başı ve midesinin ağrısı biraz geçti; ama Volkan’dan hala cevap gelmemişti.

Telefonu her çaldığında büyük bir heyecanla eline aldı. Fakat arayanların ve mesaj atanların hepsi kız arkadaşlarıydı. Muhtemelen Leyla’dan öğrenmişler ve gazetedeki fotoğrafları görmüşlerdi. Hepsi heyecanlı ve mutlu mesajlar atıyordu.

Ama Mine kendisini hiç de mutlu veya heyecanlı hissetmiyordu. Volkan da bir türlü mesajına cevap vermiyordu!

Saatler geçtikçe umudu kesmek yerine, daha çok sarıyordu. Önüne telefonu koyup, o anda Volkan’ın neler yapıyor olabileceğine ilişkin milyonlarca senaryo yazmaya başladı.

Kaç saat orada telefonun başında oturduğunu bilmiyordu. Gözünden yaşlar süzülürken, düşündüğü tek şey bunu hak etmediğiydi.

Üzerindeki elbisenin fermuarını açmaya çalışırken, bir yandan küfrediyor, bir yandan ağlıyordu.

Her şeyi doğru yapmıştı, bir önceki gece harika görünüyordu. Volkan ile öpüşmek harikaydı. Birlikte çok eğleniyorlardı. Niçin bir türlü “sonsuza dek mutlu ve birlikte olacakları” kısıma gelemiyorlardı ki?

Volkan ile açık açık konuşmalıydı belki de. Önce dün gecenin nasıl bittiğini ondan öğrenip, sonra da bu duruma artık katlanamadığını açıklamalıydı ona.

Hepsinden önce, ağlamayı kesmeliydi. Banyoya gidip, suyu açtı. Sıcak akan suyun altında, Volkan’a neler söyleyeceğini düşünmeye başladı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s