Aşk Peşinde Masallar – 11

Volkan’a mesaj attıktan sonraki saatler:

Mine duştan çıkıp saçlarını taradıktan sonra, salona gidip telefonunu eline aldı.

Bu süre boyunca gelen mesajlar kız arkadaşlarındandı, Volkan’dan hala hiç bir cevap gelmemişti.

Rehberinden Volkan’ın numarasını buldu. Onu arayıp, dün gece neler olduğunu soracak cesareti toplamaya çalışırken, telefonu çalmaya başladı. Arayan Alara’ydı.

Alara matrak bir kızdı, sağı solu pek belli olmazdı. Söz verdiği planların çok azına gelirdi, sık sık hiç bir açıklama yapmadan ortadan kaybolurdu, sonra ansızın “Bomba havadislerim var.” diyerek ortaya çıkardı.

Mine’nin çevresindeki acı çekmeden aşık olan tek kız arkadaşıydı. Sürekli “Çok aşığım. Bu seferki adam çok başka, hayatımın aşkı.” derdi. Hayatının aşkı olduğunu iddia ettiği adamla seyahatlere çıkar, bulutların üzerinde aylar geçirirdi; sonra bir gün, yeniden hayatının aşkı olduğunu iddia ettiği başka bir adamı koluna takardı. “Şanslı kaltak.” diye takılırlardı ona hep.

Mine, telefonu açıp açmamak konusunda tereddütte kaldı. Alara’nın neşesinin o an kendisi için yorucu olabileceğini düşünüyordu. Yine de birisiyle derleşmeye ve Volkan’dan bahsetmeye ihtiyacı vardı. Sesine neşeli bir tını vermeye çalışarak açtı telefonu.

8319399dfb43c55774064561acee2a27

“Mineeee! Ne yapıyorsun? Cihangir’e gelmiştim bir iş için, planladığımdam erken bitti. Buralardaysan bir kahve içelim mi?” diye şakıdı Alara her zamanki yüksek ve cilveli ses tonuyla.

Onun bu enerjisi insanın hem sinirini bozuyor, hem de keyfini yerine getiriyordu. Belki de bu yüzden ne kadar kızsa da hala çok sevdiği arkadaşlarından biriydi.

“Evdeyim. Biraz da keyifsizim. Dışarı çıkmasak da, sen bana gelsen nasıl olur?”

“Aaa noluyor ya? Sesin gerçekten iyi gelmiyor. Önemli bir şey yok değil mi?”

“Volkan’a canım sıkıldı.”

Mine tam anlatmaya başlayacaktı ki, Alara onun cümlesini böldü.

“Aman canım, ben de gerçekten önemli bir şey var sandım. Erkek meselesiymiş. Mütemadiyen hayal kırıklığı yaşamak zaten olayın olağan bir parçası. Hadi, itiraz yok! Hemen kendine geliyorsun, ben de bir yerlerde oturup bir şeyler içerek bekliyorum seni. Olur mu?”

Mine beş dakika önce hayata küsmüşken, Alara’nın konuyu “önemsiz ve sıradan” olarak nitelendirmesi, garip bir şekilde onu da rahatlamıştı.

“Tamam.” diye mırıldandı.

“İstediğim tepki daha coşkuluydu. Neyse, getiririz seni kendine. Hadi oyalanma, çabuk hazırlan. Ben Smyrna’ya oturuyorum.” diyerek telefonu Mine’nin yüzüne kapattı.

Mine, saçlarını kurutmak için banyoya gitti. Aynadaki korkunç görüntüsüne baktı. Dün onu güzelleştiren adam, bu gün ne kadar berbat bir hale getirmişti. Nasıl olabiliyordu ki bu?

“Hep masalların oyununa geliyoruz. Hep bir adamın karşımıza çıkıp, bizi ışıldatacağını sanıyoruz. Masallardaki gibi savaşlar, mücadeleler bittikten sonra çat diye başlayan “sonsuza dek mutlu yaşadılar kısmını” beklemeye başlıyoruz. Oysa ki belki de Alara haklı. Sonsuza dek mutlu yaşamak diye bir şey yok, erkeklerin bizi üzmesini sıradan kabul edip geçebilmeyi öğrenmek lazım. Bunu Alara’ya sormalıyım, sırrı ne acaba?” diye düşünüyordu.

Saçlarını kuruttuktan sonra, üzerine güzel bir elbise giydi, ayağına spor ayakkabılarını geçirdi, bolca göz altı kapatıcısı, biraz rimel ve kırmızı ruj sürdü.

b08cf5fe8e02dbbcb8d6212931b76d3b

Merdivenlerden aşağı koşarak indi. Sokak kapısını açıp dışarı çıkmasıyla,“Hassiktir!” demesi bir oldu.

Volkan hemen kaldırımın karşısında motorunun üzerindeydi. Kaskını kafasına geçirdiğine göre, yeni gelmiyordu, henüz çıkmıştı apartmandan.

Volkan ile yüzleşmeye hiç hazır değildi. Apartmana tekrar girmek için de çok geç kalmıştı.

Nasıl davranması gerektiğini kestiremeden orada put kesilmiş gibi kalakalmıştı. Gidip Volkan’a avazı çıktığı kadar bağırıp, “Sen ne yaptığını sanıyorsun? Hayatımın içine sıçmaya ve dengemi bozmaya ne hakkın var?” diye hesap mı sormalıydı? Yoksa dün gecenin hatırlamadığı kısmında rezillik çıkarmıştı ve suçlu kendisi olduğu için hesap sormaya filan hakkı yok muydu? Onu hiç görmemiş gibi yapıp, yürüyüp geçmeli miydi?

Mine karar vermeye çalışarak orada öylece dikilirken, Volkan kahkaha atarak, kaskını kafasından çıkardı. “Orada ne yapıyorsun acaba?” diye seslendi Mine’ye. “Bana merhaba demeyecek misin?” diyerek kollarını açtı.

Mine itaatkar biçimde Volkan’ın yanına gitti, kendisini onun kolları arasına bıraktığı anda, kalbi heyecanla atmaya başladı. Göz yaşlarını tutmak için büyük bir çaba harcıyordu.

Sonra Volkan’ın kollarının arasından çıkıp, “Volkan ben dün gecenin büyük bir kısmını hiç hatırlamıyorum, dün gece tam olarak ne oldu?” diye sordu.

Volkan sıradan bir ses tonuyla, cevap verdi: “Ne olması gerekiyorsa o oldu. Biz planladığımız gibi çok güzel bir oyun oynadık sergide. Çok içtik, çok eğlendik. Sonra kokteyl de, oyunumuz da bitti. Ben bir partiye gidiyordum, sen partiye gelemeyecek kadar sarhoştun, seni eve bıraktım.”

Bu kadar mıydı? Mine, yanlış bir şey yaptığıyla yüzleşeceğinden, bir olay çıktığını duyacağından veya Volkan’ın dengesiz bir adam olduğunu itiraf edeceğinden neredeyse emindi.

Volkan ise uyanıp, kahve hazırladığını anlatıyormuşçasına sıradan bir şeyden bahsediyormuş gibi davranıyordu.

“Bu kadar mı? Ben yanlış bir şey yapmadım yani?”

Bu sefer Volkan şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı: “Neden sürekli yanlış bir şey yapma korkusuna sahipsin anlamıyorum. Keşke bazen biraz yanlış yapsan Mine. Sürekli doğru olduğunu düşündüğün şeyleri yapma çabasına gerçekten gerek yok.”

Mine duyduklarına inanamıyordu. Her şeyi doğru yapmasına rağmen, neden bir türlü istediği sonuca ulaşamıyordu o zaman?

Göz yaşları gözlerinden dışarıya doğru hücum edecekken, yüzü alev alev yanarken, Volkan sordu: “Neyse, sen nereye gidiyordun?”

Bu muydu yani? Kendisi evde bütün bir günü ağlayarak geçirmişti ve Volkan için bu konu yalnızca bir “Neyse”den mi ibaretti?

Sesinin titremesine engel olmaya çalışarak, “Yukarı çıkıyorum. Bir arkadaşımla buluşacağım.” diye cevap verdi.

“Hadi o zaman atla arkama, hava yokuş tırmanmak için çok sıcak, bırakayım seni.” dedi Volkan.

Mine bir yandan Volkan’ı tekmeleyip yumruklayarak ağlamak ve küfretmek istiyordu; diğer yandan mutluluktan dans etmek…

“Sanırım sonunda gerçekten delirdim.” diye düşünerek Volkan’ın arkasına oturdu, kollarını onun beline doladı ve Vespa, Cihangir’in dik yokuşunu tırmanmaya başladı.

İki dakika sonra da durdular. Mine motordan indi, Volkan “İyi eğlenceler fıstık.” diye seslenerek gitti.

Mine motordan indiği noktada durup Volkan’ın arkasından gözden kaybolmasını izledi. Telefonunun çalmasıyla kendine geldi. Arayan Alara’ydı.

“Mine ne yapıyorsun yolun ortasında Allah aşkına? Dön arka tarafında oturuyorum, görüyorum seni. Gel hadi!”

Mine, “Ben ne yaptığımı ve ne yapmam gerektiğini biliyorum sanki!” diye homurdanarak, kendisine coşkuyla el sallayan Alara’nın yanına gitti.

Aşk Peşinde Masallar – 11” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s