Hoşçakalın yirmiler, birlikte iyi eğlendik!

Bağdat Caddesi’ni kesen ara sokaklardan birindeyim. Çenem gülmekten ağrımış, saçlarım dans ederken ve çimlerde yuvarlanırken birbirine karışmış, üzerimde bir şort ve bir sweatshirt var. Kendimi ışıl ışıl ve mutlu hissediyorum. Çok sevdiğim arkadaşlarım etrafımda yürüyorlar, onlar da kocaman gülümsüyorlar ve gözlerinin içi parlıyor.

“Nasıl güzel bir doğum günüdür bu!” diye bağırmak istiyorum. Tam o sırada dengemi kaybediyorum. İki elimden birini boşaltmam lazım. Bir elimde yarısı dolu bira bardağı, diğer elimde cüzdanım ve anahtarım gibi değerli eşyalarım var. Terchimi biradan yana kullanıp, çantamı fırlatıyorum, biramı kurtatıyorum ve yüz üstü yere kapanmaktan son anda yırtıyorum. Yine gülüyoruz. Çok gülüyoruz. Her şeye gülebilir, herkesi sevebiliriz, çünkü haftalardır olmadığı kadar mutluyuz.

Daha iyi görüneceğimiz kıyafetleri satın almak, saçlarımızı ve cildimizi daha bakımlı yapmak, güzel yemekler yiyip, havalı yerlere gitmek için çabalayıp duruyor ve para kazanıyoruz. Sonra bunların hepsini bir kenara attığımız anlarda hiç olmadığımız kadar kendimiz oluyoruz ve çok eğleniyoruz, çok ışıldıyoruz, çok güzelleşiyoruz. Hayat çok saçma ve kesinlikle bütün reçeteleri ve kuralları bir yana atınca çok daha güzel.

Doğum günümde ne yapmak istediğim hakkında gerçekten hiç bir fikrim yoktu. Artık gelenekselleşen ev partilerimden birini yapıp herkesi küçücük salonumda bir araya toplayıp risk yaratmayı gözüm Covid yüzünden yemiyordu. Müthiş manzaralı bir otel suiti ayırıp, şişelerce şampanya ve masajla kendimi şımartma planımın maliyetini öğrenen arkadaşlarım “Saçmalama. Evinden yürüyerek on beş dakika bir mesafede geçireceğin bir gün için müthiş bir tatile çıkabileceğin uçak bileti parası ödeyemezsin.” tepkileriyle beni kendime getirdiklerinde artık elimde hiç bir plan kalmamıştı. Bütün arkadaşlarımı bir araya toplayıp bir akşam yemeği yemek ve pasta üflemek de bana hiç bir anlam ifade etmiyordu.

Doğum günüme birkaç gün kalmışken, mahalle barımız Hunhar’da Üzüm Kızı’nın etkinliğine katıldık. Osmanlının son yıllarında ortaya çıkan ve uzun bir süre oldukça popüler olan üzümden üretilen duziko içkisini, şimdi Efe Rakı yeniden hayata geçirmiş. Kırk mahalleli ile bir araya gelip, üzüm kızı bazlı kokteyller içtiğimiz çok keyifli bir akşam geçirirken, yapılan çekilişi kazanarak, evime koskoca bir şişe üzüm kızı ile döndüm. O şişeyi yeni yaşımın şans ve bereket sembolü olarak kabul ettim, içtenlikle.

Doğum günümden bir gece önce, astrolojik haritama göre, gök yüzünün tam doğduğum günle birebir aynı olduğu 9 Ekim gecesi 23:00’te annem ve babamla çok keyifli bir yemek üzerine, pastamı üfleyerek dileklerimi diledim ve doğum günüme uyandım. Bir önceki geceden kalan pastamı çatallayarak kahvaltı ederken, “Caddebostan’dan paddle kiralayıp, gün batımını denizin üzerinde mi batırsak?” teklifi çok cazip geldi. Bu plana cazip bulmasına ihtimal vermediğim arkadaşlarım bile benden daha hevesli çıktı.

Herkes benden saat konusunda bilgi beklerken ve ben onlara asla net bir cevap veremezken, “16:57’de 17:00’de Caddebostan’da olun, diye bir mesaj alacağız Sezen’den ve kendisi kesinlikle yetişemeyecek.” esprileri dönüyordu. “Ya aslında bir günlüğüne kiralayıp adalara gitmeye kalksak, bize vapur çarpsa, hayatımıza aksiyon eklense.” fantazilerinde bile “Bunlar yaşanırken, Sezen kesin bir adamla telefonda konuşuyor oluyor.” esprileriyle ben gömülüyordum.

Sonunda 16:00’da Caddebostan’da buluşmak üzere sözleştik. Üzerime bir mayo geçirip, güneş gözlüklerimi takıp evden çıktım. Tam son anda Üzüm Kızı şişesini de çantama attım. Ve sokağa çıkıp mayom ve güneş gözlüğümle daha havalı on adım atabilmiştim ki, dadaaam şakır şakır bir yağmur yağmaya başladı. Plan iptal etmek için çok geçti, çünkü herkes mayolarıyla evden çıkmıştı. Kesinlikle bir alternatif planımız da yoktu. Şemsiyeli İstanbulluların arasında mayo ve gözlükle gezen insanlardık, herkesin suratına kahkahalar atıyorduk.

Sonunda dördümüz bir arabada toplanmayı başardığımızda ve zencefilli gazoz bulamadığımız için Üzüm Kızı’nı Uludağ Gazozu ile karıştırarak içmeye başladığımızda saat daha 15:00’ti. Bangır bangır Boris Brejha dinleyip arabanın içinde partilemeye başlayıp, trafik her tıkandığında arabadan inip dans ederek geri bindiğimizde çok çok yarım saat ve yarım şişe Üzüm Kızı geçmişti.

Caddebostan Sahilinde yerlere havlularımızı serdik, market alışverişi ile stoğumuzu zenginleştirdik, müziğimizi açtık. Benim yapmaya çalıştığım planlara “Her şeye hazırlıklı gelmesi gerektiğini” bilen canım arkadaşım kabin boy bagajını Caddebostan Sahili’nde açtığında, içinden çıkan saç düzleştiriciler, yüz sticklerları, simli makyaj malzemeleri inanılmazdı.

Daha güneş batmadan bir Caddebostan Sahili’nde deli gibi dans ediyorduk, yüzümüzdeki simli makyajlarla dünyanın her elektronik festivaline katılmaya hazır haldeydik, önümüzden geçen her patenciden bir övgü kelimesi kapıyorduk. Hiç tanımadığımız insanlar bile “Valla iyi ki doğmuşsunuz ya!” diyordu. Saatler geçtikçe, pilavcı abi bile bizim yanımıza konumlanıp hiç bir yere ayrılamaz oldu. 😀

Alkol sonrası mide kazınması yaşadığımızda, biz saatin gece 3-4 filan olduğunu sandığımızda, aslında daha 9 bile olmadığını fark edince, kendimizi caddede bir hamburgerciye attık. Hayatımızda yediğimiz en iyi hamburgerlerden biri gibi gelen hamburgerleri mideye indirdik, kafamıza nereden çıktığı meçhul baretler takıp, bizden başka kimsenin umurunda olmayan DJ’in önünde dans ettik.

Sabaha kadar da müthiş manzaralı bir evde dansımıza devam ettik. Boris ile başlayan gecemizin nasıl İbrahim Tatlıses’e bağlandığını çözemeden…

Sabah uyandığımda “Lütfen nasıl başlarsa öyle gider, deyişi doğru olsun. Çünkü aşırı güzel başladı yeni yaşım.” diyerek ve dans ederek yataktan kalktım.

Yirmili yaşlarım, bana bolca üniversite, yüksek lisans diploması, seyahat edilmiş elliden fazla ülke, nice “bu sefer başka” sandığım ve birlikte çok eğlendiğim adam ve sonsuz sayıda dans ettiğim gece verdiniz. Ve hepsinden önemlisi müthiş güzel insanlar.

“Neyi daha farklı yapmak isterdin?” sorusuna “Hiç bir şeyi. Hiç ama hiç bir şeyi. Yaptıklarımın hiç birini kasıtlı yapmadım, ama daha iyisi gerçekten olamazdı.” diye cevap veriyorum. Dört yıl gecikmeli olarak otuzlarıma başlıyorum. Ve müthiş olacaklar biliyorum. Belki bazen rahatsız edici, aykırı, uçlarda, ama hep dibine kadar, hep ben!

Ve lütfen bu doğum günümden hep yapalım!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s