Festival Düğün / 3: Sea Me Beach, Yazz Collective, İnanılmaz Düğün

Teknemizin demirli olduğu bir koydayken, hepimizin merak ettiği Sea Me Beach‘e oldukça yakın bir noktada olduğumuzu fark ediyoruz. Zodyağımıza atlayıp gidiyoruz. Bu tip yerlere, karadan girmektense denizden girmek her zaman daha pratik, daha keyifli ya; yine öyle oluyor. Giriş filan uğraşmıyoruz, yalın ayak her yer bizim havasında kıyıda gezinmeye başlıyoruz.

Sea Me Beach, iki kısımdan oluşuyor. Bir tarafı daha kalabalık olan, herkesin güneşlendiği ve çocuk kabul edilen alan. Sea Me More olan kısım ise çocukların kabul edilmediği, daha sakin ve şezlonglar yerine masaların bulunduğu kısım. Çok güzel bir denizi var ve plajın dekorasyonu gerçekten şahane. Sezonun en sonuna geldiğimiz için çok hareketli olmaması da bizim daha çok hoşumuza gidiyor.

Sea Me More’da oturup, sushi ve kokteyl siparişi veriyoruz. Kokteyller, bir önceki gün Q Lounge’ta içtiklerimize kıyasla vasat seviyesinde; diğer yandan sushi’ler beklentimiz oldukça üzerinde inanılmaz lezzetli. Orada o kadar keyifle zaman geçiriyoruz ki, düğün etkinliklerinden ilki olan Yazz Collective’de yapılacak ve 15:00’te başlayacak Beach Party saati geldiğinde, biz hala oradayız.

Geç kaldık! Biz panik halindeyken, damadın yakın arkadaşı olan İtalyan şefimiz “Yani damat beni arasa şu an, düğün mü, dört tane fıstık gibi kızla plaj mı, diye sorsa; tercihimin ne olacağını söylememe bile gerek kalmaz.” esprisi ile bizi yatıştırıyor.

“Her birimizin saçını şampuanlaması, kurutması, hazırlanması ne kadar sürecek? Sen biliyor musun?” diye takılıyoruz biz de ona. Sonuç olarak, saçımız tuzlu, şampuan kısmı pas geçilmiş olarak Yazz Collective’e gidiyoruz.

Karadan ulaşımı olmayan Yazz Collective, yalnızca tekne sahiplerinin bir üyelik sistemi ile giriş yapabildikleri bir mekan. Bütün koy Yazz Collective’in kullanımında. Denizden gelindiğinde, bir tarafta restoran kısmı ve önünde şezlonglar; diğer tarafta bahçe kısmı var. Aynı zamanda konaklama imkanı sunan, oldukça ferah ve geniş otel odaları da var; ancak bunlar kıyıda vakit geçirdiğinizde görünmeyen arka kısımda kalıyorlar.

Bizim ilk günkü etkinliğimiz çim olan alanda. Gelin ve damat bizi Beach Party’e oldukça yakışır bir kıyafetle ve üzerlerinde düğüne atıf yapan bir yazı olan neon plaj şapkaları ile karşılıyorlar. Arka tarafta Adana’dan gelmiş ustalar kebap yapıyor, gelinin Adana kökenine muhteşem esprili bir selam, yurtdışından gelen misafirlere leziz bir jest. Bangır bangır Türkçe pop dinliyoruz o gece, çimlerin üzerine kurulmuş DJ kabinin önünde çılgınlar gibi dans ederek…

O gece tekneye döndüğümüzde, uzun saatler dans etmiş olarak, bütün bacaklarımız ağrıyarak uyumaya hazırlanırken, “Bu düğün değildi farkındasınız değil mi? Asıl düğün yarın.” denildiğinde bu gerçeğin farkına varıyoruz. Ön partide bu kadar dans ettiysek, düğünü düşünemiyoruz bile.

Ertesi sabah – yani pazartesi günü- gözümü açtığımda teknemiz seyir halinde, kaptanımız bizi yine güzel bir koya götürüyor. Kahvemi alıp güverteye çıktığımda, bizim ekibin bir kısmını bilgisayarlarını açmış, tıkır tıkır çalışırken buluyorum. O kadar güzel bir ofis ortamı ki, ben de bilgisayarımı alıp, başlayacak olan zoom toplantıma katılmak için onların yanındaki yerimi alıyorum. Yıllık izinde olmak, bizde hiç bir zaman işleri aksatmak için bir sebep değil. Yine de bazen böyle zamanlarda, toplantılara açık kamera katılsam ne kadar matrak olacağını düşünüyorum. O günkü toplantılarım sırasında, o koydan bu koya geziyoruz, arkamdan sürekli mayolu fıstık gibi kızlar ve erkekler geçiyor. Mürettebat düzenli olarak bize sigara böreği, nar votka ve kahve servisi yapıyor. İşte ara verebilecek olan denize atlıyor, sonra ıslak saçlarla üzerinden deniz tuzu damlayarak bilgisayarının başına oturuyor. Tam bir “Hayat size güzel be!” anı.

Yine zamanın nasıl geçtiğini asla anlamıyoruz. Öğlen olan kuaför ve makyaj randevularımızın saati geldiğinde, Yazz Collective’den çok uzakta; Tavşan Adası’ndayız. Ekibimizde harika makyaj yapabilen bir yetenek var, ona güvenerek boşveriyoruz. Sadece biraz fazla rahatlıyoruz ki; düğün seramonisini tam ucu ucuna yakalamayı başarıyoruz.

Gelin ile damat Yazz Collective’e çalan müzik eşliğinde denizden geliyor, ikisi birbirlerine olağanüstü samimi, yaratıcı ve güzel birer konuşma yapıyorlar. Sonra restoran alanına geçiyoruz, İtalya’dan gelmiş -adını bilmediğim- 80’ler havasında giyinmiş inanılmaz eğlenceli bir müzik yapan bir grup çıkıyor. Hemen onların ardından, Allen Husley elektronik müzik fonunda çaldığı saz ile bize inanılmaz bir kaç saat yaşatıyor. Bu sırada sürekli olarak leziz atıştırmalık yiyecekler servis ediliyor. Bir de mezcalli kokteyller. Elimizde kokteyllerle çılgınlar gibi dans ederken ve hamburgerleri ısırırken, ortalıkta muhteşem güzel gelinimiz olmasa gerçekten bir düğünde olduğumuzu unutabiliriz.

Eteklerinin etrafında pleski bir tepside shot bardakları taşıyan dansçı kızlar aramızda gezmeye başlıyor, shotları da devirdikten sonra, biz de artık üzerimizdeki uzun elbiseleri atıp, daha rahat dans edebileceğimiz kıvama geçiyoruz. Gelinimiz çiçeğini de attıktan sonra, “Düğün bitti mi?” bakışmaları atıyoruz birbirimize.

Ne bitmesi? Sahil kısmından bir elektronik müzik sesi gelmeye başlıyor, bir de dağlara inanılmaz güzel görseller yansıtılıyor. DJ setinin önünde öyle çılgınlarca dans ediliyor ki, Burning Man’de tanışmış bir çiftin düğünü gerçekten tam da böyle olmalıydı diye düşünüyorum. Daha güzel, daha onları yansıtan bir düğün olamazdı. Üç ayrı DJ’in çaldığı saatlerde, sürekli olarak ekmek arası kokoreç ve sucuk ekmek servisi yapılmasına bayılıyoruz. Her seferinde “Bu son şarkı, sonra tekneye.” diyoruz, sonra kendimizi yine DJ kabinin önünde zıplarken buluyoruz.

Gecenin en sonunda, bir ağaca asılmış, Hangover Kit’lerden birer tane alıyoruz, plajdaki yatağın üzerine gelinimiz ile uzanıyoruz. Söyleyebileceğimiz tek şey var: Bütün ömürleri en az bu düğün kadar eğlenceli, sıradışı ve keyifli olsun. Bize yaşattıkları bu mutluluk, misliyle onlara dönsün.

Hangover kitlerimizdeki liquid iv’lerimizi suya karıştırıp, uyuyoruz. Uyandığımızda ekibin bir kısmı çoktan yola çıkmış bile. Güvertemizde son birer bira içiyoruz.

Göcek Marina’daki Vakko Patteserie’ye oturup öğlen yemeğimizi yiyoruz. Gündemimiz tabii ki düğünün kritiği. Her günün “en”lerini seçiyoruz. Tanıştığımız kişilerin dedikodusunu yapıyoruz. Ve hiç birimizin düğüne dair eleştirebileceği tek bir şey bile yok. Keşke her düğün böyle olsa…

Muhteşem dört gün geçirmiş olarak İstanbul’a dönüyoruz. Gökten elma düşmüyor, ama güzel anlar hepimizin aklına gelip yüzümüze kocaman gülümsemeler konduruyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s