TUNUS – 2: Modern Bir Tunus Deneyimi – Dar Souad ve Gammarth Bölgesi

Tunus uçağına bindiğimizde bizim oturmamız gereken yerde çoktan oturan birileri var. Kendi koltuğumuzda oturmak için onları kaldırdığımızda, onların koltuğunda da başkasının, o başkalarının koltuğunda da bambaşka birilerinin oturduğu ortaya çıkıyor. Benim kendi koltuğuma oturma inadım, uçağın yarısını ayağa kaldırıyor. O zaman anlıyoruz ki, yolcular koltuk numarasına bakmadan tamamen keyfine göre yerleşmiş. “Hadi bakalım Yasinn!!” diyip gülüyoruz.

O sırada bizim yaşlarımızda bir adam da bizim gülmemize katılınca, herkes yerine yerleşene kadar onunla sohbet ediyoruz. Annesi Türk, babası Tunusluymuş, İstanbul’da yaşıyormuş, şimdi de iki ülke arasında ticaret yapıyormuş. Biz Tunus’a, hakkında pek bir şey bilmeden gidiyoruz malum; oralı birini yakalamışken bütün aklımdaki soruları sıralamaya başlıyorum. Başkent Tunus’ta istediğimizi giyebileceğimizi, oldukça modern olduğunu, çok iyi gece klüpleri olduğunu söylüyor. Hatta telefon numaraları alınıyor veriliyor, olası planlarda haberleşmek için. Yine de aklımda Tunus’u nispeten Mısır gibi kurguladığım için adamın söylediklerine tam inanmıyorum o sırada.

Uçak yolculuğumuzun sonunda Tunus’un başkenti Tunus’a ayak bastığımızda, havalimanından otelimize gitmek için taksilerle pazarlık yapıyoruz. Hatta ben pazarlığı abartıyorum -çünkü severim- bindiğimiz bir taksiden yolun ortasında iniyoruz. Yoldan başka bir taksi çevirip, daha ucuza anlaşıyoruz.

Aslıpan ile aramızda müthiş bir görev paylaşımı var: Ben pazarlık kısmını yürütüyorum; inatçıyım ve konuşmaktan yorulmuyorum. Aslıpan yol tarifi kısmını üstleniyor, çünkü benim aksime o müthiş harita okuyor. Böylelikle Tunus’a adım attığımızın onuncu dakikasında Arapça “sol, sağ ve dümdüz ileri” demeyi de öğrenmek zorunda kalıyor.

Taksici abinin birimizin memelerini, diğerinin bacaklarını keserek bize bolca Arapça yürüme cümlesi kurması ile Arapça kelime dağarcığımıza yeni kelimeler katılarak otelimize ulaşıyoruz.

Otelde bizi karşılayan kadın, taksiye kaç para ödediğimizi soruyor, “40 dinar.” diyorum. “Ben bile o fiyata gelemem, pazarlık konusunda çok iyisiniz demek ki.” diyor. Bolt’u (oranın uber’i) sonradan keşfediyoruz, siz giderseniz Bolt kullanın. Çok hızlı, çok daha ucuz ve pratik.

Tunus’ta Konaklama: Dar Souad

Tunus’a giderseniz kalmanızı şiddetle tavsiye edeceğim bir otel Dar Souad. Ortasında şahane bir avlusu ve havuzu olan geleneksel bir Tunus evinden dönüştürülmüş, yalnızca birkaç odası bulunan bir butik bir otel.

Tunus’ta yaptığımız ilk şey, otelimizin havuzuna inmek olmuştu. Niyetimiz hızlıca biraz serinleyip sonra dışarı çıkmaktı. Sonra o avlunun ambiansı, içtiğimiz kokteyllerin lezzeti, o sıcakta havuzda olmak, tanıştığımız kişilerle yaptığımız sohbetler derken orada o kadar keyif almıştık ki “Ee sırf bunun için de gelsek ben tatmin olurmuşum bu seyahatten.” demiştim.

Kaldığımız odanın kocaman terası ile çok ferah olmasının ve o sıcakta günün ortasında havuzda takılmanın hayat kurtarmasının yanı sıra, bir otelde kalmaktan ziyade bir arkadaşınızın evine misafirliğe gitmişsiniz hissi veren samimiyette olmasına da bayıldık. Otelin müdürü Feriel, ev yapımı kekik şurupları gibi sıra dışı içeriklerle muazzam leziz kokteyller hazırlıyordu, fırından cheesecake çıkınca hemen elimize bir tabak tutuşturuluyordu.

Orada kaldığımız süre boyunca neye ihtiyacımız olsa, bütün aile bir masanın etrafında toplanıp çözüm üretmeye çalışıyordu. Hatta otelden ayrılırken, otel sahibesi, annemizin bir arkadaşı gibi, “Gittiğinizde bize fotoğraf atın, sağlam gittiğinizi haber verin olur mu?” tembihlerde bulunarak uğurladı bizi. Orada geçirdiğimiz dört günde, bir otel ile kurmaya hiç alışkın olmadığımız bir duygusal bağ kurulmuştu aramızda.

Ayrıca bu tip otellerin şöyle bir güzel yanı daha oluyor; yaklaşık aynı fiyata zincir beş yıldızlı otellerde kalmak yerine, böyle temel standartları yerinde ve aynı zamanda lokal dokunuşları olan yerlerde kalmayı tercih edenlerin hayata bakışları ve seyahat anlayışları da bizimkine çok uyuyor. Biz orada havuzun içinde oturmuş kokteyl içerken tanıştığımız iki kadınla birlikte sonra epey uzun bir yolculuk yaptık, o kadar güzel anlaştık ki, hala iletişim halindeyiz ve birlikte daha nice çılgın seyahatlere çıkmanın hayali içindeyiz.

Gammarth

Gammart, Tunus’un en üst, en sol kısmı gibi kalan ve aynı zamanda en lüks zincir otellerin bulunduğu ve expatların yaşamayı tercih ettiği bölge. Daha önce hiçbir yerde görmediğim konseptte bir kompleks var burada. Kapıdan girerken bir güvenlikten geçiyorsunuz, festival alanına girer gibi.

Sonra birbirinden tamamen bağımsız bir sürü bar, club ve restoranın bulunduğu bir mahalleye giriş yapıyorsunuz. Aklınıza küçük bir alan gelmesin, Karaköy kadar büyük. Burada gerçekten çok güzel dekore edilmiş, bambaşka tarzlarda bir sürü mekan var. Dürüst olmak gerekirse Tunus’ta bulabileceğimi düşündüğümden çok ama çok daha fazlasını vaad ediyor, olumlu anlamda çok şaşırttı burası beni.

Benim o dönemlerdeki DJ bebeğim şiddetle tavsiye ettiği ve onun müzik zevkine güvendiğim için bizim tercihimiz Yuka Tunis‘ten yana oluyor. Yuka Tunis bile kendi başına, club kısmı, restoran kısmı, havuz ve bar alanları içeren kocaman bir mekan. Akşamüstü saatlerinde olduğumuz için terasta oturup bir şeyler içmeye karar veriyoruz, aşağıdaki eğlenceye ilerleyen saatlerde göz atarız, diyoruz.

Tunus’ta her yerde yaşayacağımız minik bir sorunla da ilk defa orada karşılaşıyoruz. Menüler Fransızca, İngilizce menü yok. Aklınızda net yemek istediğiniz bir şey varsa garsona İngilizce sipariş vermekte zorluk yaşamıyorsunuz; ama benim gibi bütün menüyü inceleyip deneysel keşifler yapmayı sevenlerdenseniz Fransızca bilmediğiniz sürece onu yapamıyorsunuz. Üstelik de tuhaf bir şekilde online tercümeleri kullanmaya kalktığınızda “vahşi balık” gibi anlamsız tercümelerle karşılaşıyorsunuz, hiçbir işe yaramıyor.

Biz orada menüyü çözmeye çalışıp, içkilerimizi yudumlarken, bir anda bir DJ geliyor ve plak çantasını açıp plaklarla, çok eğlenerek jazz – rNb arasında tatlı tatlı gezinen keyifli bir müzik yapmaya başlıyor. Yavaş yavaş alan doluyor, benimkinden çok daha mini şortlar giymiş kadınlar, oldukça yakışıklı adamlar geliyor.

Gündüz müthiş avlumuzdaki havuzda kokteyller içerek keyifle takıldıktan sonra, gece boyunca da muhteşem bir ortamda plaklarla güzel müzikler çalan bir DJ dinlerken, çok güzel adamların ortasında dans ediyoruz.

“Çok mutluyum ve işte hayat hep böyle bir şey olmalı.” diyorum. Bir ay öncesine kadar Tunus hakkında hiç bir fikrim yokken ve o sabah İstanbul’da uyanmışken, o geceyi Yuka Tunis’te eğlenerek kapatıyorum. Benim, zenginlik ve mutluluk anlayışımın da bu olduğundan bir kere daha emin oluyorum: Aklıma esti diye bir yere gidebilmek ve kendimi bir beklentim olmaksızın gittiğim yerin akışına bırakıp keyif almak.

Aynı alanın içindeki Billionaire şehrin en ünlü ve popüler gece klübü olarak, Tangerine Roof Top da lezzetli kokteyller için aklınızın bir kenarında bulunsun.

Hep keşfederek ve keyif alarak kalın!

TUNUS – 2: Modern Bir Tunus Deneyimi – Dar Souad ve Gammarth Bölgesi” üzerine 3 yorum

Yorum bırakın