Cape Town -2: Modern sanattan hapishane adasına / V&A Waterfront, Robben Island, Zeitz Mocaa

Camps Bay’deki evimizden çıktıktan sonra, niyetimiz bu sefer de şehir merkezinde bir oteli merkez üssümüz yaparak o tarafları gezinmek. Fakat Cape Town’da otellerin neredeyse tamamı Long Street civarında konumlanmış durumda.

Long Street şehrin merkezi ve haftasonları gece hayatının kalbi burada atıyor evet ama aynı zamanda inanılmaz yoğun bir evsiz kitlesinin de bulunduğu bölge burası. Ve gerçekten on dakika yolda yürüdüğünüzde en az yirmi kişi yolunuzu kesiyor ve oldukça ısrarcılar, bir süre peşinize düşüp sizle birlikte yürüyorlar. Upuzun Brezilya seyahatimizi, tek bir şeyimizi çaldırmadan geçirdiysek tedbirli ve stratejik konumlanmalarımız, riskli bir yere gidiyorsak her şeyimizi otelde bırakıp çıkmamız sayesinde oldu. Bu yüzden Long Street yerine, biraz daha turistik bir bölge olan V&A civarındaki City Lodge Otel‘e konumlanmayı tercih ediyoruz.

V&A Waterfront, hala işleyen en eski limanlardan biri ve günün 24 saati hareketli bir alan. Burada bir çok müze, restoran ve alışveriş merkezi bulunuyor. Her boş zamanda burada yapılabilecek bir şey bulmak mümkün olduğu için, bence Cape Town’da konaklamak için de oldukça iyi bir bölge.

Bu bölgede mutlaka ziyaret etmeniz gereken yerlerden biri, muhteşem güzel bir binası olan modern sanat müzesi Zeitz Mocca. Bu binanın 1921 yılında inşa edilmiş olması, Cape Town’un mimarisi hakkında da fikir verecektir. Benim uzun zamandır gittiğim ülkeler ve şehirler arasında mimari açıdan beni oldukça etkileyen şehirlerden biri oldu Cape Town. Hem frapan, hem de gerçekten zevkli bir mimarisi var şehrin. Üstelik halk çarpık kentleşme konusunda da oldukça protest ve bilinçli. Dağın yamaçlarına yapılan üç çirkin apartmandan sonra, daha yukarı inşaat yapmak yasaklanmış ve o apartmanları da “zevksizlik anıtı” olarak anıyorlar.

Zeitz Mocca’nın en üst katında da şahane bir restoran var. Bir müze ziyaretine gidip, cap (cap classique, Güney Afrika’da üretilen ve şampanya yöntemiyle üretilen köpüklü şaraplara verilen isim.) yudumlayarak, lokal balıklardan hazırlanmış taco ve kızartılmış tatlı patates yediğim bir ülkede benim zaten keyiften dört köşe olacağım her zaman garantili.

Alışveriş için de burada çok fazla mağaza var. Benim favorim African Trading Port isimli mağaza oldu. İçeride hem alınabilir uygun fiyatlı lokal üretim parçalar var, hem de müze gezer gibi gezeceğiniz muazzam güzel antika parçalar.

Ayrıca yine burada yer alan tasarım parçalar satan alışveriş merkezinde de fiyatlar hiç uygun olmasa da gerçekten harika kıyafet ve aksesuarlar bulabilirsiniz.

V&A Waterfront’ta yemek için en iyi adres, şehirde daha pek çok noktada da şubesi bulunan La Parada. Yediğimiz her şey gerçekten çok lezzetliydi, ayrıca güzel bir ortamı var.

Limanı izleyebileceğiniz manzaralı bir restoran içinse tercihiniz Den Anker‘den yana olmalı. Genel olarak restoranlarda kalite oldukça yüksek ve fiyatlar İstanbul’da benzeri skaladaki restoranlardan oldukça ucuz. Hatta Den Anker’de oldukça matrak bir an yaşadık biz. Başlangıçlar arasında yer alan seçeneklerin fiyatlarına bakıp hepsini birden söyledik. O fiyata ve başlangıçlar arasında yer alan dev bir tabak incik karşımıza gelince -ki ikimiz de yemiyoruz – şoka girdik. Biz patetes kızartması filan bekliyorduk çünkü. Gelenlerin hepsi et ve balıktı.

Ayrıca burada Time Out Food Market var. Büyük bir fanatiği olmasam da, gün içinde bir şeyi beklerken veya bir yerden döndükten sonra otele gitmeden önce uğramak için şu açıdan harika bir adres: İçeride nefis bir şarap barı olan Culture‘un de standı var. Güney Afrika şaraplarını tadıp, yanına oradan o anda canınız ne istiyorsa ona göre bir standdan atıştırmalık bir şeyler almak her zaman pratik ve keyifli oldu bizim açımızdan.

Ayrıca Güney Afrika’nın apartheid rejimi döneminde politik mahkumların tutulduğu – ki aralarında Nelson Mandela bile var – yüksek güvenlikli hapishanenin bulunduğu Robben Island’a da feribotlar yine buradan kalkıyor. Pek çok önemli anti-apartheid aktivisitinin tutuklu kaldığı bu hapishanede, bu mahkumlar tuvaletleri okula çevirip inanılmaz eğitimler verdiği için, bir süre sonra üniversite öğrencileri buraya düşmek için çaba harcar olmuş. 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen bu hapishaneyi bugün ziyaret etmek mümkün. Ve örneğin bizim rehberimiz, bir zamanlar bu hapishanede tutuklu olarak kalmış üniversite öğrencisi bir mahkumdu. Çarpıcı, vurucu, “Yahu hapishanede bile sınıf ayrımı mı olur?” diye isyan ettirici ve kalp kırıcı bir ziyaret oluyor bu. Yine de tarihi önemi sebebiyle Cape Town’a kadar gitmişken ziyaret edilmesi gereken yerlerden biri.

Keşfederek ve öğrenerek kalın!

Cape Town -2: Modern sanattan hapishane adasına / V&A Waterfront, Robben Island, Zeitz Mocaa” üzerine bir yorum

Yorum bırakın