İstanbul’dan notlar: Leziz ve eğlenceli duraklar

Şunu fark ettim: En iyi göründüğüm dönemler, en dolu dolu yaşadığım dönemler.

Uykusuz kaldığım, partilediğim, seyahat ettiğim, dans ederek yorulduğum günlerde; evde sağlıklı sakin günler geçirdiğim günlerden daha canlı, daha parlak görünüyorum. İronik ama gerçek!

Ne zaman evde çok vakit geçirmeye ve daha yavaş bir ritimde yaşamaya başlasam, daha bakımlı ışıltılı görüneceğimi sanıyorum – ve hep tam tersi oluyor!

Çünkü insan gerçekten yaşadığında güzelleşiyor. Süslenip dışarıya çıktığında, sevdiği insanlarla güzel sofralarda oturduğunda, yeni tatlar denediğinde, kahkaha attığında… Bunların hepsi görünmeyen ama hissedilen bir ışık yaratıyor. Çekiciliğin kaynağının çoğu zaman içeriden geldiğine ve keyifli zamanlar ile deneyimlerle beslendiğine ben içtenlikle inanıyorum.

Bazı insanların yüz hatları biçimli, vücutları çok fit ve kıyafetleri şık olmasına rağmen çekicilikleri az olur ya – ben bunun çoğu zaman hayatlarında yeterince keyif, oyun ve eğlence olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Diğer yanda her yoğun dönemin ardından kısa bir geri çekilme ihtiyacı da geliyor. Ardışık seyahatler yaptığım dönemlerden sonra, hem şirket işlerimi hem de “iç işlerimi” toparlamak için biraz evcilleşmem gerekiyor. Bu aralar tam böyle günlerdeyim. Ritmi yeniden kurmak, odağı toplamak ve yeni sezonda nasıl bir hayat yaşamak istediğimi netleştirip daha doğru odaklanmak için.

Ve şimdi o hareketli hızlı günlere geri dönüp notlarımı ve keşfettiklerimi sizle paylaşma – kişisel hayat kaydım olan bu alana notlar düşme zamanı. İstanbul’da son dönemde keşfettiğim ve yolumu düşürdüğüm adresler karşınızda.

JAPON ERDAL

Adının absürdlüğünü hakkıyla taşıyan bir yer: Disiplin seviyesi Japon, menü içeriği buram buram bizim usul pide. Masalara serilen beyaz kağıtlar hem örtü hem adisyon, siparişler doğrudan üzerine yazılıyor. Malzemeler üst kalite, şov yok ama ustalık var. Geleneksel esnaf lokantası ruhu ile modern gastronomik hassasiyetin garip bir şekilde bir araya geldiği nadir adreslerden.

IL SUD GIARDINO

Şehrin ortasında bir anda bambaşka bir atmosfere taşıyan bir İtalyan restoranı. Birkaç dakika önce Bağdat Caddesi’nin curcunasındayken bir anda sıcak ve samimi bir ortamda buluyorsunuz kendinizi. Ahşap ve yeşillikler ağırlıklı dekorasyonu samimi bir his verirken, balkonundaki masalar oldukça romantik. Kumaş peçetelerinden kokteyllerine her şey özenli. Yediğimiz ve içtiğimiz her şeyi çok beğendik.

BARDOT

Zorlu’nun içindeki Bardot, kesinlikle bir AVM’nin içinde olduğu hissi vermeyen ve hatta biraz teatral bir Fransız bistrosu havası yaratan bir mekan. Sofistike ve lezzetli. Şık bir ortamda, çok yüksek müzikten bağırmak zorunda kalmadan leziz atıştırmalıklarla sohbet etmek için ideal mekan.

MUUTTO ANATOLIAN TAPAS BAR

Bir katı İtalyan bir katı Anadolu gibi biraz karmaşık bir konsepte geçmişler, her şeyden yapalım herkese hitap edelim havası vermeye başladığında bir mekan çok ekonomik kaygılar hissi veriyor. Yine de her zaman oldukça şık ve özenli sunumları, lezzetli ve farklı füzyon Anadolu mezeleriyle ve Galataport’taki harika manzarasıyla sevdiğim mekanlardan.

TAM OCAKBAŞI

Enerjisi hiç bitmeyen Türev’in mekanı. Kendisini liseden tanırım, bütün başarılarına rağmen samimiyetini hiç kaybetmeyen, ardışık projeleri arasında bir gün olsun yorgun görünmeyen, bütün dünyayı gezerken köklerine bağını kaybetmeyen sıra dışı bir insan kendisi. Arnavutköy’de açtığı bu ocak başında da bütün mezelerin malzemeleri gerçekten Türkiye’nin dört bir yanından geliyor, en sıradan mezeler bile sıra dışı lezzetli.

Bir noktadan sonra Türkçe şarkılara yapılan geçişlerle ortam oldukça eğlenceli bir hal alıyor – kuzu kulağı shot yapıp biraz eğlenceye dahil olmak için bile uğruyoruz arada.

Pazar günü bence İstanbul’da yapılabilecek en iyi sosyal aktivite Tam Ocakbaşı’nda yemek yiyip, Any’e canlı müzik dinlemeye geçmek.

LİPS WINE BAR

Mahallemizin yenisi. Yer bulmak oldukça güç; ama bu yalnızca bir trend değil gerçekten çok iyi mekan. Şarap odaklı minik tabaklardan denediğimiz ne varsa gerçekten çok lezzetliydi. Daha önce hiç denemediğim ve duymadığım Türk şaraplarını da tatma fırsatım oldu burada.

Bir süredir Nişantaşı – Teşvikiye hattı birkaç mekan dışında çok durgun ve çok ruhsuzdu. 2026’da iki semt yeniden hareketini geri kazanıyor gibi görünüyor: Asmalımescit ile Nişantaşı – Teşvikiye hattı. Radarımdaki bütün yeni keşfedilesi mekanlar buralarda açılıyor – hepsinde keyifli vakitler geçirip anlatacağım söz!

TERMİNAL – AFİTAP MEYHANE

Söğütlüçeşme Durağı’ndaki Terminal’i henüz tam köşe bucak gezmeye fırsat bulamadım – yalnızca içindeki Afitap Meyhane’de oturdum. Ancak içinden hızlıca geçtiğimdeki gözlemlerimde – Avrupa’da görüp imrendiğim tren istasyonları komplekslerinin alası daha güzeli olmuş hissi verdi.

Afitap Meyhane’nin genel olarak uğultusu biraz çok ve müziği yüksek – dolayısıyla sohbet için çok elverişli bir ortam sunmaması tek negatif yanı. Yediğimiz mezelerin hepsi farklı ve lezizdi. Özellikle acılı mezelerdeki aşk acısı, zıkkım gibi orijinal adlara çok güldük.

Tiftik et ile hazırlanan şu aşağıdaki meze – benim bu sezon favori mezem. ❤

TINY DRINKERY

Akaretler’de konumlanan Tiny Drinkery oldukça merak ederek gittiğimiz bir mekan oldu.

Sohbet ederek kokteyllerimizi içtiğimiz bir anda, herkes plaklarla dolu duvarın videosunu çekmeye başlayınca önce şaşırdık, sonra o duvarın ortadan ikiye açılıp içinden sahne çıkmasına daha çok şaşırdık. Avaz avaz şarkı söylediğimiz çok eğlenceli bir gece geçirdik.

Canlı müzik dinlemeyi özleyenler için harika dekorasyonu ve konumuyla kesinlikle tavsiye edeceğim bir mekan. Sadece kokteyller çok tatlı ve az alkollü.

Mahalle barlarımızdan FEDERAL’in menüsündeki olmeca tekika, yuzu likorü, chili agavce cordinal, lime ve passion ile hazırlanan “Aborjin” isimli kokteyl leziz. Mezcalle daha bile lezzetli olurmuş aslında – bu sezon acı ve mezcalli kokteyllerle aşk yaşıyorum!

Akaretler’deki HARMAN‘ın matcha lattesi de öyle… Hem matchamı hem kokteyllerimi içerim, ikisini de ayrı ayrı severim – kimse kusura bakmasın!

Uzun zamandır yediğim en lezzetli simit sandviç Nişantaşı’ndaki GÖÇMEN Bakery’de. Bir yerden bir yere koşarken en sevdiğim pratik atıştırmalık hala simit sandviçler.

SUPPER Bakery’nin tuzlu atıştırmalıklarını ve özellikle de tiramisusunu da çok beğeniyorum.

İstanbul’da son zamanlarda yediğimiz en iyi pizzaları da arkadaşımız Çağlar’ın evinde yemekten gururluyum. ❤

İSTANBUL’DAKİ KORE SOKAĞI

Avcılar’da bir Seoul Sokağı var. Evet, şaka yapmıyorum. Cilt bakım merkezinde cilt bakımınızı yaptırıp, oradan biraz Kore kozmetikleri alıp Kore eşyaları satan mağazadan alışveriş yapabilirsiniz.

Ben her K-Pop grubunun kendi ışığı olduğunu da burada öğrendim mesela. Cilt bakımım çok iyiydi – oradan aldığım bariyer kremi de ne zaman kullansam cildime iltifat almamı sağlayan bir krem. Biraz uzak evet, ama bence güzel cilt için biraz yol yapmaya değer.

Çünkü benim Nişantaşı çevresinde yaptırdığım hiçbir bakım bu kadar iyi değil son zamanlarda.

Bu mevsim İstanbul’da tam tiyatro kovalama mevsimi aslında, bu sezon bunun hiç hakkını veremedim. Yalnızca FORA’yı izledim. Bir anne, spiritüel koç, her şeyi çok iyi biliyor, ışıl ışıl, biraz ukala. Bir baba, unutkanlıkları var, oğlunun bir türlü ciddi bir iş yapmamasından dolayı onu başarısız buluyor ve ona öfkeli. Erkek çocuk kendisine hiç para kazandırmayan bir takım hayali projeler peşinde koşuyor, bu yemeğe de yanında sevgilisini getiriyor. Sevgilisi olan kadın adamın ailesi tarafından sınıfsal bir aşağılamaya maruz kalırken, aslında ekonomik olarak da bu ailenin oğlunu taşıyan kadın aslında. Bu sırada ortaya bir de anne ile küs olan kız kardeş çıkıyor. Sürükleyici, gerçekçi, kaotik bir yemek masasını anlatıyor oyun. İzlemesi oldukça keyifli, biz özellikle anne rolündeki Şenay Gürler’e bayıldık.

Cahide Palazzo – ÖZCAN DENİZ

Ben Cahide’ye eski yerindeyken çok gidenlerdendim, Cahide Palazzo’ya hiç yolum düşmemişti. Mekanın büyüklüğüne şaşırdım, tamamının dolmasına daha çok şaşırdım. Dekorasyonu oldukça keyifli, mekanın büyüklüğüne rağmen servis aksamıyor.

Biz Özcan Deniz dinledik, yıkılıyordu. Hiç yaşlanmamış ve sahne performansı çok iyi. Denk gelirseniz kaçırmayın derim.

Gezdiğim mekanlar ve katıldığım etkinlikler arasında dramatik geçişler var – böyle toplu şekilde notlarımı paylaşırken daha net fark ediyorum bunu. “Bu kadar da her telden olunur mu ya?!” diyorum kendi kendime, sonra da “Ohh be sefan olsun, aynen devam.” diye de cevap veriyorum.

KOHNE STORE‘da nefis bir ikinci el satışına katıldım. Deniz Bulutsuz’un koordine ettiği bir etkinlikti. New York’ta oldukça iyi durumda harika parçalar aldığım butiklere imrendiğim için ve ikinci eli her zaman desteklemek istediğim için çok keyif aldım burada alışveriş yapmaktan.

Sürekli olan bir etkinlik değil, benim dolabımdan çıkanlara da göz atmak isterseniz Mushaboom Dükkan’a beklerim.

Bugün ilk cemre suya düştü, havaların yeniden güzelleşmesine, açık hava etkinliklerine geri sayımlara başlayabiliriz. Geçen yaz benim İstanbul’daki favori alanlarımdan biri Tersane İstanbul’du. İçindeki This is not pop up’da çok keyifli ve danslı akşamlar geçirdiğimiz gibi, açık hava sineması da çok keyifliydi. (Yukarıdaki fotoğrafta önden üçüncü sırada beni bulun! )

Sokaklar güzelleşsin de, İstanbul’un her yerine yürüyerek gittiğim, sokaklarda dolanmaktan zevk aldığım günler başlasın diye geri sayımlardayım.

Şehrin keyfini çıkartarak kalın!

Yorum bırakın