Barselona: Dişi Enerjiye Dönüş, Casa Bonay, Siestalar ve Lezzetli Sofralar

Herkes ülkesine geri döndükten ve harika villadaki hafta sonumuz bittikten sonra ben Barselona’da kalmaya devam ediyorum. İstanbul’un o eril koşturmasına, Peru’dan kalan ve henüz sindiremediğim o aydınlanma paketlerine ve vücudumun son dönemlerdeki ardışık hastalık isyanlarına geri dönmeye hazır hissetmiyorum kendimi.

Katalan sıcağına rağmen üzerime sürekli ceket giyecek kadar çok üşümem ve sürekli uyumak istemem hiç normal değil ve İstanbul’a döndüğümde yeni bir sorunun sebebini bulmak için çeşitli doktor randevuları, kan testleri, muayeneler arasında koşmama gerekeceğini bal gibi bildiğim için kaçmak için Barselona’da kalmak işime geliyor.

Casa Bonay – Teşvikiye’nin Katalan Versiyonu

Barselona’daki üssüm Casa Bonay. Burası sadece bir otel değil, her bir detayıyla hızlandırılmış cool bir Barselonalı olma alanı.

19. yüzyıldan kalma, neoklasik bir saray yavrusu, tipik bir İspanyol binası modernize edilerek Casa Bonay olmuş. İçeri adımınızı attığınız andan itibaren “mahalleli” hissi yapışıyor. Ama sıradan bir mahallelilik değil bu, her şeyin en iyi ve en havalısını bilen mahallelilik.

Neden mi? Şöyle ki girişte İspanyol tasarımcıların aşırı modern tasarımlarının satıldığı bir butik ile karşılanıyorsunuz. Bir anda zaten aşırı jenerik olmayan bütün iyi lokal tasarımcılara – çantadan kozmetiklere – hakim oluyorsunuz. Odanıza çıkıyorsunuz, odanız İspanyol tasarımları olan kutu kokteyllerden, CBD yağlarına kadar aşırı iyi tasarım detay eşyalarla dolu.

Yani kredi kartınızı çok temkinli kullananlardan değilseniz, otele check-in yapıp odanıza çıktığınız maksimum 30 dakikalık süre içinde lokal bir tasarımcının aşırı havalı bir çantasını almış, yeni kozmetikler denemiş ve kutu kokteyllerden en favorinizi seçmiş oluyorsunuz.

Bitmedi! Alt katta otelde kalmayanların bile bayılarak geldiği üç ayrı mekan var: Adını hatırlamadığım ama popüler bir kahveci, Bodega Bonay ve Libertine. Özellikle Libertine gün içinde şehrin en havalı çalışma alanı. Herkesin önünde bilgisayarlar, ortam zaten yıkılıyor, herkes çatır çatır toplantılarda, klavyelerde.

Prenseslik ve İspanyol Tıbbı

Casa Bonay’daki günlerim harika ve fakat vücudumda bir tuhaflık var: Hadi bitmek bilmeyen uyku haline birikmiş yorgunluk filan diyerek geçebilirim; ama haziran sıcağında titreyecek kadar üşümemi hiç bir açıklama normal kılamaz!

Libertine’de çalışmak insana kendini iyi hissettiriyor, bana bunu sağlayan bir iş için her şeyi yaparım şeklinde daha çok çalışma ve daha iyi çalışma gazı alıyor insan kendi kendine.

Enerjim bittikçe odaya çıkıp uyuyorum, siesta topraklarında olduğum için öğlen uykularım bir zayıflık değil, bir yaşam biçimi olarak kabul görüyor. Ağrıyan kolum ve aşırı üşüyen vücudum ise İspanyol erkeklerinin flörtöz yaklaşımları ile bir prenseslik sebebine dönüşüyor. İspanyol tıbbı bu olsa gerek; orada geçirdiğim günlerde kolumun ağrısı yok oluyor geceleri rahat uyuyabiliyorum çok uzun zamandan sonra ve aşırı şiş olan vücudum inmeye başlıyor.

Dünyanın yarısını gezmişimdir, çok az yer bende tekrar gelme arzusu uyandırıyor. İspanya bir şekilde her geldiğimde mutlu olduğum ülkelerden. Gelecekte bir gün daha çok boş vaktim olduğunda veya sınırsız uzaktan çalışma imkanına kavuştuğumda, İspanya’ya daha uzun süre gelip sahil hattını gezmeye niyetleniyorum. Gelecekte bir ara yapacağım şeyler listemdeki binlerce niyete bir tane daha eklenmiş oluyor böylece. 🙂

Akşam yemekleri için arkadaşlarımla buluşmak için gideceğim her yere yürüyerek gidiyorum, Barselona’nın sokaklarında yürümeye bayılıyorum ve bir şekilde bu şehirle renklerimin çok uyduğuna karar veriyorum. Uzun zamandır kendimi sokaklarına ve genel rengine en çok yakıştırdığım şehir burası oluyor.

Birkaç keşfimi şurada yazmıştım, onlara ek olarak:

Santoria Panatieri – Dünyanın en iyi pizzacıları listesinde. İyi pizzanın ötesinde, bir deneyim sunan bir mekan. Malzemelerinin iyi olduğunu, nasıl özenle pizzaları hazırladıklarını açıkça gösteren bir restoran. Mutfağı tamamen açık, şarküteriler gözünüzün önünde tezgahlarda kesiliyor. Servis biraz yavaş, ama bütün süreci izlerken buna hiç takılmıyor insan. Şiddetle tavsiye ederim.

The Green Spot: Vegan olmasanız bile çok seveceğiniz bir vegan restoranı. Menü yaratıcı, mekan estetik, cool bir şekilde sağlıklı yiyecekler sunan bir mekan. Bir de, sağlıklı dediysem sıkıcı değil, kokteylleri de oldukça lezzetli.

Nomad Coffee (ex Coffee Lab): Berselona’daki iyi kahveciler listesinin en hipster adreslerinden biri. İçerideki yalın dekorasyonu oldukça havalı, kahve yapmayı gerçekten ciddiye aldıkları da hazırlanan her bir fincan kahveden belli. Ayrıca içinde bulunduğu pasajın civarındaki sokaklar da oldukça keyifli.

Villa Bakery – Barselona’ya gelmişken ikinci el butikler ile Mango Outlet’i talan etmeden dönmek bize yakışmaz. Ne zamandır aradığım iç göstermeyen, kesimi dikişi kaliteli, diğer yandan iş pantolonu gibi de görünmeyen nefis beyaz pantolonu da ben burada buluyorum sonunda. Bütün bu koştumanın arasında hızlı bir kahvaltı için Villa Bakery gösterişsiz ancak müthiş lezzetli bir adres. Barselona’da her sabah bir hamur işi yedim kahvaltı için – bazıları da çok methedilen ve yüksek puanlı yerlerdi – ancak hiçbir Villa Bakery kadar lezzetli değildi.

Lezzetli bir sandiviç, bir kruvasan ve kahve alıp Barselona güneşinde hızlı bir kahvaltı etmek için harika bir seçenek, listelerinizde bulunsun. Hatta ben havalimanı için de bir kaç seçeneği paket yaptırmadığıma hayıflandım sonradan.

İstanbul uçağına binerken üzerimde Barselona’da bir ikinci el butiğinden kaptığım kırmızı ceket var. Enerjim, gülümsemem her şeyim yerinde.

Havalimanında, sürekli uyuşuk sol kolum sayesinde yardım istemeyi öğrenmiş versiyonum var. Valimizi kabinde yerleştirmek, geri almak, çantamı taşımak, su şişemi açmak – kısacası her şey için yardıma ihtiyacım var.

Centilmen erkekler yardım için seferber, ben sadece gülümseyerek teşekkür ediyor ve keyfini çıkartıyorum. Onlar kendini kahraman hissettikleri için mutlu, ben prenseslikten mutluyum.

“Belki de hayatta bugüne kadar hep yanlış yaptığım şeylerden biri kesinlikle bu.” diye düşünüyorum İspanyol biramı yudumlarken.

Hasta la vista bebekler!

Yorum bırakın