Fas 5: Sahara – Çöl geçer, çöl durur, çöl yaratır yeniden*

Bir devenin üzerindeyim.

Gözümün alabildiği her yer, pembe kum. Uzaktan dağ gibi görünen şeylerin de yakınına gelince aslında onların da kum tepecikleri olduğunu keşfediyorum. Hiç bir bitki, hiç bir taş, hiç bir insan, hiç bir şey ama hiç bir şey yok etrafımızda.

Ellerimle sımsıkı eğeri kavramışım. Avuç içlerim terliyor; ama bırakmaya da ellerimi gevşetmeye de cesaret edemiyorum.

Hayatımda ilk defa çöldeyim.

Daha önce bir kere fotoğraf çekilmek için Kapadokya’da bir deveye binmiştim; ama o sayılmazmış. Hayatımda ilk defa gerçekten deve ile yolculuk yapıyorum.

IMG_9012 (1).jpg

Pespembe kumların arasından çölün içine doğru yol alıyoruz. Bize yolu gösteren, geleneksel Berberi kıyafetleri giymiş Hasan Abi ile ortak bir dilimiz bile yok. Sadece kum tepeciklerini inip çıkarken ve çok sarsılacağımız zamanlarda, ağır aksanı ile “Hold on!” diyor. Dediği şeyin “Hold on!” olduğunu bile en az on kere söyledikten sonra anlayabiliyorum dürüst olmak gerekirse.

Ne kadar süre o şekilde put kesilmiş, kafamı bile çevirmeye korkarak devenin üzerinde gidiyorum bilmiyorum; ama biraz zaman geçtikten sonra, bir elimi bırakacak ve arkamı dönecek cesareti kendimde buluyorum.

Kızlar arkamda, üçümüz tek sıra halinde, üç ayrı devenin üzerinde çölün içine doğru gidiyoruz.

Önce mutluluk çığlıkları atıyoruz: “Yaptık. Gerçekten yaptık. Hayalini kurduğumuz anı yaşıyoruz. Çöldeyiz. Bu oluyorsa, bütün hayallerimiz gerçek olabilir.”

Sonra arkamızda görünen kasabanın ışıkları gözden kaybolmaya başlıyor yavaş yavaş.
Derken de güneş batmaya başlıyor.

 

Zifiri karanlığın içinde, develerin üzerindeyiz. Etrafta çıt çıkmıyor.
Hayatımda bu kadar zifiri karanlık deneyimlediğim her yerde en azından uzakta bir deniz ve denizden gelen bir dalga sesi veya birkaç ağaç ve yaprak hışırtıları vardı. Burada hiç bir şey yok. Kelimenin tam anlamıyla hiçliğin ortasındayız.

Haritada nerede olduğumuzu bilmiyoruz ve ayrıca telefon çekmiyor. Bir anda ateş basıyor her yanımı. “Hassiktir.” diyorum.

Hasan Abi’ye bir şey olsa, mesela kalp krizi geçirse, ne ne tarafa gideceğimizi bulabiliriz; ne de kasabaya geri dönebiliriz. Gerçekten çölün ortasında kalakalırız.

Yalnızca bir kaç dakika sürüyor endişem. Çünkü garip bir büyüsü var çölün.

İnanılmaz keyif almaya başlıyorum, o hiçlikten, sessizlikten, nereye ve ne kadar süre gideceğimizi bilmemekten.

Beynimden geçen bütün düşünceler yok oluyor, hiç sahip olmadığım kadar boş bir zihin geliyor. Her uzvumu hissediyorum. Altımdaki deveyi, kumda atılan her bir adımı. Hasan Abi’nin “Hold on!” uyarısına bile gerek kalmıyor; hiç bir şey görmememe rağmen biliyorum ne zaman yokuşa geldiğimizi…

Ve çöl maceramız başlıyor.

Oraya nasıl mı geldik? Başa sarıyorum.

IMG_8927.jpg

Fas seyahatini aklımıza koyduğumuzda, çöl turlarına bakmaya başlamıştık. Marakeş’ten alıp, tekrar Marakeş’e bırakıyorlardı. Veya Fez’den başlayıp, Fez’de bitiyordu. Onlarca tur incelemiş, onlarca tur firmasıyla mailleşmiştik; ama tarihleri de, gün sayıları bizim planımıza uymuyordu.

En sonunda, birisiyle kişi başı 150 euro’ya (toplam 450 euro) anlaşmıştık. Bizi sabah 7:00’de Marakeş’teki riadımızdan arabayla alıp, çöle götüreceklerdi. Sonra da Fez’e bırakacaklardı. Bu tur için depozitoları ödediğimizde, daha Fas’a uçak biletlerimizi bile almamıştık. Başka bir deyişle her şeyden önce bu çöl turunu ayarlamıştık; ama hiç bir detaya hakim değildik.

Marakeş’te geçirdiğimiz üç günün sonunda, sabahın köründe uyanıyoruz. Kahvaltı saatinden çok erken bir saat olmasına rağmen, bize yola çıkmadan önce kahvaltı hazırlamış olmalarına duygulanıyoruz. Sanki bir arkadaşımızda kalmışız da, bizi uğurluyormuş gibi kucaklaşarak vedalaşıyoruz riad çalışanlarıyla.

Bizi iki adam almaya geliyor, biri en önden yürüyor, ikincisi arkadan üçümüzün valizlerini taşıyor. Birinin rehberimiz, diğerinin şoförümüz olduğunu varsayıyoruz. Yanılıyoruz. Biri sadece valizlerimizi taşımak için gelmiş. Diğeri hem rehberimiz, hem şoförümüz: Benadu.

Kaç saat yolculuk yapacağımızı bile bilmeden yola çıkıyoruz.

IMG_8868.jpg

Çeşitli vadilerde, argan yağı tesislerinde, manzara noktalarında molalar vererek, incecik yollardan saatlerce gidiyoruz.

IMG_8863.jpg

IMG_1805.jpg

IMG_8877.jpg

IMG_8871 (1).jpg

IMG_8919.jpg

Öğleden sonra, bugüne kadar asla oturmadığımız kadar pis bir yerde yemek molası veriyoruz. O kadar korkuyoruz ki zehirlenmekten, et, tavuk ve süt ürünlerinin tamamından uzak durmaya karar veriyoruz. Patates kızartması söyleyip, ekmekle birlikte yiyoruz. Sudan bile korkup cola içiyoruz. Sonra yine yola düşüyoruz.

IMG_8935.jpg

Saatler saatleri kovalarken, yüzlerce kilometre arkamızda kalırken, Benadu ile çok keyifli sohbetler ediyoruz. Bize sevdiği müzikleri açıyor. Biz arabada dans ediyoruz. Hepimizin yüzünde kocaman gülücükler. Benadu arabadaki halimizin videolarını çekip patronuna yolluyor. “Bugüne kadar o kadar çok tur yaptım; ama siz kesinlikle bir numarasınız, hiç bu kadar eğlenmemiştim.” diyor.

IMG_8876-011.jpg

 

Biz son sürat Atlas Dağları’na yol alırken ve arabamızdan bangır bangır müzik sesleri yükselirken, bir noktada jandarma bizi çeviriyor. Benadu ile uzun bir Arapça diyaloga giriyorlar, jandarma bir yandan bizi gözlüyor.

Jandarma, Benadu’ya bizim nereli olduğumuzu soruyor. Marakeş’te geçirdiğimiz üç günün sonunda, bu soruyu anlıyoruz. Benadu’ya fırsat vermeden atılıp, “Turkiya” diye biz cevaplıyoruz koro halinde.

Jandarma şaşırıyor. Yine Arapça, “Arapça biliyor musunuz?” diye soruyor. Biz Arapça cevabı yapıştırıyoruz: “Kif Kif.”

Jandarmanın yüzündeki şaşkınlık ifadesi büyüdüğünde, bildiğimiz bütün Arapça kelimleri ardı ardına sıralıyoruz. Marhaba, zwin zwnin, şükran, lebes, şükran jezilen, mizyen mizyen, efek, yallah… Jandarma başlıyor gülmeye. Sorgulamayı kesip, bize yolu açıyor. “Devam edebilirsiniz.” gibi bir el hareketi yapıyor kahkahalarının arasında.

Tam o sırada, Türkçe ile Arapça’da ortak olduğunu öğrendiğimiz; ama bildiğimiz kelimeler arasında sıralamayı unuttuğumuz bir kelimeyi hatırlıyoruz. Dudaklarımızdan “Ahmak” kelimesi dökülüveriyor.

Benadu gaza basıyor. “Jandarmaya ahmak dediğinizin farkında mısınız?”
Biz koro halinde başlıyoruz: “Kız ben sana demedim mi karşıki dağlar cendermeee cendermeee.” diye şarkı söylemeye. Benadu bayılıyor bu şarkıya. Yolun kalanında sık sık “Hadi cenderme’yi söyleyin.” diyor mutlulukla.

IMG_8938.jpg

Akşamüstü son durağımız, gül üretimi ile meşhur olan bir yerleşim oluyor: El-Kelaâ M’Gouna.

Oradan gül sularımızı aldıktan sonra, Benadu bizi şalların yanına götürüyor. Birer renk seçin, çöl için lazım olacak, diyor. Kırmızı, mor, lacivert birer şal hediye ediyor bize.

IMG_8959-001.jpg

IMG_8959-011.jpg

Sonra çöl görünüyor uzaktan. Çölün hemen başladığı noktadaki bir otelde duruyoruz. Benadu “On dakikanız var, yanınızda götüreceğiniz eşyalarınızı hazırlayın. Yalnız küçük birer çanta alabilirsiniz. Bir de su almayı unutmayın sakın.” diyor. Çöl soğuk olur diye öğrenmişiz ya, kazaklarımız ile kocaman su şişelerimizi sırt çantamıza dolduruyoruz. Benadu şallarımızı kafamıza bağlıyor. Bizi çölün başladığı noktada Hasan’a teslim ediyor. Hasan bizi develerimize bindiriyor.

Ve işte yazının başında anlattığım, o çölün içine doğru deve üzerinde seyahatimiz başlıyor. Çölde geçireceğimiz 24 saat de…

çöllere bıraktık o işaretleri
iz sürenler bir gün
birleşip
birleştirip
bir anlam bulduklarında
kazılmamış hayatlar kazanacak tarihini*

(Murathan Mungan)

Reklamlar

Fas 5: Sahara – Çöl geçer, çöl durur, çöl yaratır yeniden*” üzerine 9 yorum

    • Sezen dedi ki:

      Çok teşekkür ederim. Benim de son zamanda yaptığım, beni en büyüleyen etkileyen seyahat oldu Fas. Sanırım bir şekilde bu yazıya yansıyor. Sevgiler,

      Beğen

  1. Mekselina dedi ki:

    Yine çok sıcak bir yazı olmuş!

    Fotoğraflarınız çok güzel keşke buraya koymadığınız fotoğrafları da albüm albüm yapsanız da görebilsek geçmiştekileri de gelecektekileri de 🙂

    Beğen

    • Sezen dedi ki:

      Fotoğrafları arşivlemek ve düzenlemek gibi bir niyetim var benim de. Ama o kadar dağınıklar ki şu anda çok uzun bir iş olacak. Yine de umarım bir gün başaracağım bunu. Sevgiler,

      Beğen

  2. L dedi ki:

    Yorumum niçin yayınlanmadı yanlış bir şey mi söyledim acaba, sadece ayrıca bir de fotoğraf albümü de olsa çok güzel olur dedim

    Beğen

    • Sezen dedi ki:

      Ne iyi yaptınız da söylediniz, bayılıyorum fikirlere ben. Yalnış bir şey yok, benim yorumu onaylamaktaki gecikmemden kaynaklanıyor. 🙂

      Beğen

  3. Lale Göl dedi ki:

    Sezen,şahane anlatmışsın.Önceliğim olmamasına rağmen şu çöl deneyimi için bile bu geziyi düşünmeye başladım.Çöl için hangi turla anlaştınız acaba?

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s