Adana sadece kebap mıdır?

İnsanın kendi doğup büyüdüğü şehre arkadaşlarını götürmesi ilginç bir deneyim oluyor.

Tabii ki ben onları mutlaka denenmesi gereken lezzetler peşinde oradan oraya götürerek, yemek ve lezzet dolu bir hafta sonu geçirmelerini sağlıyorum. Malum bütün popüler yazılarda geçen “ayı payı”nın başlangıç noktası da ben olduğum için (hikayesini merak edenleri bu yazıya alalım), gurme keşiflerde matrak hikayeler de sunuyorum misafirlerime.

Diğer yandan da onların ilgi alanlarına bağlı olarak ben de daha önce hiç deneyimlemediğim şeyleri deneyimleme fırsatı yakalıyorum. Mesela kızlarla gittiğimde hiç adımımı atmadığım türbelere gidip dilek dilemişliğim, fırlama erkek arkadaşlarımla bütün haberlerin arka fonu Hürriyet Mahallesi’nde gezmişliğim var.

Bütün bu “yeni başlayanlar için Adana” tavsiyelerine şu linkteki yazılardan ulaşabilirsiniz.

Misafirim olmadığında ise olağan bir Adana haftasonum, yeme içme kadar bakım ritüelleri de içeriyor.

IMG_1631

Havalimanına çok yakın olduğu için, cumartesi sabahı şehre ayak bastığım gibi ciğerle Adana usulü kahvaltı etmek için BirBiçer‘e gidiyorum. Bu artık değişmeyen bir ritüel.

Instagram’dan saat 7:00’de ciğerli kahvaltı paylaştığımda çok kişi şoka girse de, kahvaltıda ciğer yemek, gerçekten turistik bir aktivite değil, bizim çok sevdiğimiz bir alışkanlık.

adana

Hemen ardından Gül Fennibilek‘in yolunu tutuyorum. Kendisi bizim ailecek “hep 29 yaşında kalma” garantörümüz.

İstanbul’da çok arkadaşımın cildine bir şeyler yaptırmak için gidip, doktorların “Hazır hastayı buldum, yüzüne yapılabilecek her şeyi yapayım. Dünya kadar parasını alayım.”  yaklaşımıyla korkunç uygulamalara maruz kaldığına; veya çok para harcayıp hiç bir değişiklik göremediklerine sıkça şahit oluyorum.

Gül, inanılmaz detaycı, kendisinde denemediği ve sonuç almadığı hiç bir şeyi hastalarına uygulamayan bir doktor. Bir şeyi beğenmediğinde dan diye “Bu hiç olmamış.” diyecek kadar da açık sözlü. Kendisine sonsuz güveniyorum ve herkese de tavsiye ediyorum.

Ben, konsantre biçimde çalışırken, ciddi bir şekilde iş yaparken, heyecanlı biçimde konuşurken veya güneş azıcık yüzüne vursa direkt kaşlarını çatan bir insandım. Ve bunun doğal bir sonucu olarak bundan daha uzun yıllar öncesinde alnımda kaş çatma izleri oluşmaya başlamıştı. O yıllarda çok ufak dozda yaptığı bir önleyici botoks ile benim bu kaş çatma alışkanlığımı yok etti. Şu anda botoks etkisini kaybetse bile, yani aslında kaş çatabilecek olsam bile, hiç kaş çatmıyorum. Öyle bir kaş çatma alışkanlığım kalmadı ve buna bayılıyorum.

Senede iki kere botoks yaptırıyorum ona. Yüzlerce liralık anti aging kremleri alıp her gün onları uygulamak yerine, hiç bunlarla uğraşmadan, doya doya kahkahalar atıp; senede iki kere bunların etkisini yok etmenin pratikliğine bayılıyorum.

Üstelik de botoks doğru uygulanırsa, hiç bir mimik kaybına sebep olmayan, sadece yüzü daha genç ve dinç gösteren bir uygulama. Gördüğünüz mimiksiz insanlar, garip biçimde ifadesiz suratlar yanlış uygulama sonuçları.

Bir de çok kişinin büyük derdi olduğu için cilt lekeleri konusundan bahsetmek istiyorum.

IMG_3302

Ben geçen sene nisan-eylül ayları arasını hiç çalışmadan Yunanistan – Alaçatı – Akyaka – Kaş – Teos hattında geçirdim biliyorsunuz. Susadığımda bira içerek, gece dans etmeleri gündüzlere bağlayarak, bütün gün güneşin altında dans ederek, kitap okuyarak, cildime hiç özen göstermeden; ama müthiş eğlenerek.

Sonra eylülde işe başlamak için İstanbul’a döndüğümde, müthiş keyifli bir tatil yapmış, harika maceralar yaşamıştım. AMA yüzüm yukarıdaki fotoğraftaki hale gelmişti. Her tarafımda devasa ve gerçekten koyu renkli güneş lekeleri vardı.

Bana tavsiye edilen kremleri aldım ama hiç biri mucizeler yaratmadı. Açtıysa da belki 0,0000001 ton açmıştır lekeleri. Bu lekeler öyle krem ile geçecek gibi değildi.

Makyaj yapma anlayışı kırmızı ruj sürmekten ibaret olan bir insanım ben, fondöten pudra filan kullanmam. “Bu halde mi gezeceğim artık?” diye paniğe kapılmaya başlamıştım. İstanbul’da bana tavsiye edilen doktorlara gittiğimde, bana aylar sürecek paketler ve astronomik rakamlar çıkarıyorlardı.

Baktım olacak gibi değil, 2020’yi böyle lekeli bir suratla da geçirmek istemiyorum, yılbaşından hemen önce  uçağa atlayıp Gül’ün yolunu tuttum. “Yüzün keçe gibi olmuş.” diye bana laf sokarak, green peel uygulamasıyla lekelerimin büyük bir çoğunu yok etti. Green peel, doğal bir peeling. Yapılması otuz dakika kadar sürüyor. Sonra bir gün boyunca gerçekten yüzünüze eliniz veya yastık bile değse diken batıyormuş hissi veriyor. Sonra birkaç hafta soyuluyorsunuz. Bütün bunların sonunda tek seansta lekelerimin büyük bir kısmı yok oldu.

IMG_8465

Sonra da annem bana meşhur leke kremlerinden hazırladı. Eczanesi açıkken labrotuvarda yaptığı kremlerden. Gece ve gündüz bunları kullanıyorum.

Bir ay kadar sürede cildim aşağıdaki hale geldi. Hala tamamen lekesiz değil, alnımda biraz var. Ama burnum ve dudak üstümdekiler tamamen gitti.

Created with RNI Films app. Preset 'Technicolor 2'

Bir de Adana’ya yolum düştüğünde kuaförüm Doğan Abi’ye uğrayıp röfle yaptırıyorum. Onun yaptığı röflelerin doğallığını her zaman çok seviyorum.

Bu yüzden Adana benim için yalnızca bir kebap yeme adresi değil. Bir 10.000km bakım durağı. 🙂

Yakın zamanda keşfettiğim aşırı salaş ve muazzam lezzetli bir kebapçı var. O da bir sonraki yazının konusu olsun!

Işıldayarak kalın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s