Merhaba Rio! Bir zamanların girilemez tehlikeli bölgesi; bugünlerin en hareketli eğlence merkezi: Lapa

Floripa‘dan Rio’ya yaptığımız otobüs yolculuklarının toplam süresi, uyku ihtiyacımdan çok ama çok daha uzun olduğu için bu yolculuklar boyunca Brezilya hakkında araştırmalar yapıp çeşitli kaynaklar okuyarak merakımı gideriyorum.

Brezilya’nın keşfinden üç yüz yıl kadar sonra, Napolyon’dan kaçmak için Portekiz kraliyet ailesinin Rio’ya göçtüğünü, bunun da tarihteki tek kıtalararası kraliyet ailesi göçü olduğunu öğreniyorum. Portekiz kralının Pedro’nun bunu kılıfına uydurmak için kaçmak olarak isimlendirmek yerine, bağımsız Brezilya İmparatorluğu kurduğunu; kendisi Portekiz’e geri döndükten sonra oğlunun köleliği kaldırmak gibi ilerici bir takım hareketleriyle büyük nefret toplayıp tahttan indirildiğini de…

Onun tahttan indirilmesiyle Eski Cumhuriyet diye bir dönemin başlamış ancak bu da çok uzun soluklu olmamış; bir askeri darbe sonucu, adına çok aşina olduğumuz Vargas iktidara gelmiş. Vargas’tan sonra yirmi yıl kadar demokrasi hüküm sürmüş. Ve bu demokrasi döneminde ülkenin merkezi Rio’dan Brasilia şehrine taşınmış. Bu taşınma dönemi Rio’yu mahveden bir dönem olmuş, çünkü ekonomik kaynaklar, işler ve hatta elektrik bile şehri terk ederek; favella olarak anılan gecekonduların ve suçun artmasına sebep olmuş.

Bizim Brezilya’da ilk konaklayacağımız yer Lapa’daki Selina olduğundan bu başkent taşınmasına ilişkin yazılarda bol bol Lapa bölgesinin adının geçmesi ilgimi de çekiyor.

Lapa, başkent taşınana kadar bohem ve sanat merkezi bir bölgeyken, bir anda elektriği bile olmayan, polis dahil kimsenin giremediği ve oldukça tehlikeli bir yere dönüşmüş. Sonra yeniden küllerinden doğmuş. Şimdi Rio’nun gece eğlencesi bölgelerinden biri olarak anılıyor. Samba klüpleri, canlı müzik mekanları, Afro-amerikan dans yerleri, cacacha barları ile ‘party region’ olarak anılan bir yer.

Lapa’daki Selina tam ana caddenin yanında inanılmaz güzel bir bina. Odamıza eşyalarımızı attıktan sonra telefonlarımızı kıyafetlerimizin altına saklayıp, yanımıza değerli hiç bir şey almadan kendimizi sokaklara vuruyoruz. Çok uzun bir otobüs yolculuğu yaptık, o yüzden dışarıda çok uzun süre kalacağımızı hiç düşünmüyoruz.

Şöyle biraz dolanıp geri geliriz diye çıkıyoruz. Çıkış o çıkış! Rio’nun enerjisi, ruhu, neşesi, renkleri bizi ele geçiriyor. Gerçekten aklımdaki Brezilya ruhunu en çok bana hissettiren şehir Rio oldu.

Pedro da Sal, grafitilerle süslü sokaklarda, şanslıysanız canlı müziklere denk geldiğiniz, sokaklardaki masalarda bir sürü kişinin oturduğu kalabalık ve curcunalı bir bölge. Biz buradan başlayıp Cinelandia’ya kadar yürüyoruz.

Bir sürü havalı bina, müze, katedral var bu yolun üzerinde. Ancak bizi asıl etkileyen ve asıl bayıldığımız şeyse bambaşka bir şey: Her meydanda bir şenlik var. Gerçekten her bir yuvarlak meydanda, her yaştan oturmuş, etrafta kokteyllerden yiyeceklere bir sürü şey satan tezgahlar ve canlı müzik yapan gruplar var. Bir bankta üç tane ev hanımı teyze evden getirdikleri yiyecekleri çantalarından çıkartıyor, hemen yanlarında aşırı havalı giyimli bir gay çift oldukça cüretkar bir biçimde fingirdeşiyor, onların yanında pusetlerinde bebekleriyle genç bir çift takılıyor. Biri kahve içiyor, biri barın önünde ardı ardına kokteylleri deviriyor, başkası şarküterilerini kesiyor, bir diğeri ortalıkla yasal olmayan her şeyi satıyor. İnanılmaz bir ortam.

Biz böyle meydandan meydana derken epeyce yol yürüyor, şehrin bütün alt kısmını katediyoruz. Escadario Selaron‘a kadar geliyoruz. Burası da oldukça turistik bir yer, rengerenk el boyaması seramik taşlarla döşenmiş upuzun merdivenli bir yol. Renkli ve güzel olmasının dışında, buraya çıkan her bir kapının arkasında başka bir bar olması, bir anda bir terastan müthiş bir müzik sesi yayılması gibi güzellikler de var.

Artık karnımız çok acıkınca yine bir müzik sesinin peşinden otelimizin yakınlarındaki Boteca da Garrafa isimli bir mekana oturuyoruz. Bir sürahi Sangria Espumante (gin bazlı bir sangria), bir de tatmak istediğimiz palmiye kalbi gibi yiyecekleri sipariş veriyoruz. Bu arada ben palmiye kalbini çok sevdim, enginar gibi tadı. Sonra müzik bütün coşkusuyla başlıyor, garsonlar sürekli olarak ortalıkta nefis kokular saçan dev tepsilerle geziyorlar, o kadar güzel kokuyor ki ne olduğunu bilmeden onlardan da yiyoruz. “Ooo, çok iyi. Ne bu altındaki?” diye diye. Sonra ortalıkta shotlar dönmeye başlıyor, biz ne olduğunu anlamadan onları da içiyoruz.

Rio’da ilk günüme dair söyleyebileceğim şey şu; sürekli olarak bir müzik veya renkli bir sokak sizi bir tarafa çağırıyor. Nereye gittiğinize bakmadan onların peşinde geziniyorsunuz.

Biz o ilk akşam orada otururken, Rio’da daha çok günümüz olmasından ve hiç bir yere acele etmeden bu şehrin tadını çıkartabilecek olmaktan mestiz. Yapıştırıyoruz birer shot daha, sallıyoruz omuzlarımızı müziğin ritminde, gülüyoruz ağız dolusu ve daha aslında pek bir şey görmeden deneyimlemeden Rio’yu çok seviyoruz.

Keşifle ve uzakları hayal ederek kalın!

Merhaba Rio! Bir zamanların girilemez tehlikeli bölgesi; bugünlerin en hareketli eğlence merkezi: Lapa” üzerine 2 yorum

Yorum bırakın