Defterlerim arasında kendi geçmişime bir yolculuk: Bol kırmızı şarap, kahkaha ve gururla…

Ben kendimi bildim bileli hep elimin altında defterler oldu. Toplantılarda konuşulanları, zihnimden geçenleri, yapmak istediklerimi, hayallerimi, hissettiklerimi, düşündüklerimi, dinlediğim podcast’lerden okuduğum kitaplardan sevdiğim cümleleri hep yazdım. Bir konu hakkında ne zaman kafam karışsa veya ne yapacağımı bilemesem de önüme hep kağıt kalem alıp zihnimden geçen her şeyi sansürsüzce kağıda döktükten sonra netleştim hep.

Son dönemlerde bunu oldukça azalttıysam ve günlükler yerine bu blogu kullansam da; hayatımda her şeyin çok daha belirsiz ve yeni olduğu dönemlerde aralıksız doldurduğum defterlerim oldu. Defter bulamadığımda elime geçen her türlü kağıdı kullandım.

Ve bunların hepsini çalışma alanımda koyduğum bir dolap vardı. Darmaduman bir halde görünen bir kağıt ve defter yığını…

Bunlar bir hazine mi, çöp mü asla karar veremiyordum. Sonuçta benim hayatımın sıkı ve detaylı bir kaydıydı bunlar bir yandan; diğer yandan da hiç bunları açıp tekrar bakmadığım ve okumadığım için de işlevsiz bir yığındı. Ve evde ne zaman dolap içlerimi temizlesem; bu alanı pas geçiyordum. Kasıtlı ve bilinçli bir şekilde. Orayı öyle birkaç saatte elden geçiremeyeceğimi bal gibi bilerek.

Toprak yogası yaptığım ve oldukça sakin ve evcil günler geçirdiğim bu günlerde, bu dolap benim en büyük eğlencelerimden biri oldu.

Sakin ve yabani günler geçirirken, 2004 yılından bu güne kadarki defterlerim arasında kronojik olmayan yolculuklar yaptım.

Bazen “Helal olsun be kız sana, daha ne kadar genç yaşında bunu fark etmişsin.” dedim. Bazen kendi toyluğuma ve heyecanıma kahkahalarla güldüm. Özellikle de “bu sefer çok başka” olduğunu iddia ettiğim aşklarımı uzun uzun anlattığım satırlarda.

Şimdi olduğum yerden geriye dönüp baktığımda kendi eski halimi kucaklamak istedim. Hiç kolay değilmiş: İstanbul’a yeni taşınmış ve 18 yaşıma yeni basmışken sokaklarda ve gece hayatında keşfedilecek çok şey varken, oldukça ağır bir okul eğitimiyle karşı karşıya olmak… İstanbul Hukuk’ta idealist ve ekonomik açıdan refah içinde olmayan bir grupla okurken, kendi sosyal çevremle birlikte bundan bambaşka bir hayat yaşayıp ikisine de ait olmaya çalışmak… Her şeye aç olmak ama zamanın sınırlılığı karşısında yapmak istediklerimin hepsini yapamayacağımla yüzleşmenin hayal kırıklığı…

Dişiliğimi yeni keşfetmiş ve bunun gücünden sarhoş olmuşken beyaz yakalı olarak çalışmaya başlayıp sorumlulukların altına girmek… Ailemin bana sağladığı hayat standardını kendi maaşımla sağlayamamanın hayal kırıklıklarını yaşamak… Çalıştığım bazı işyerlerinde seviye olarak benden üst olan insanların vizyonsuz hayat tarzları yüzünden onlara saygı duyamazken otorite çatışmaları yaşamak… Bütün bunların arasında hem kariyer anlamında kendimi geliştirirken, hem de sosyal etkinliklerden geri kalmamaya çalışmak ve bu sırada erkeklerle ilişkilerimdeki duygusal konularla başa çıkmaya çalışmak…

Bu süre boyunca Mushaboom8 instagram hesabından paylaştığım cümlelerin ve düşüncelerin hepsi bu defterlerden çıktı. Dolabın içine tıkıştırılmış sayfalarda işlevsiz durmaları yerine, birilerinin işine yarayacak şekilde paylaşma fikrini çok sevdim. Artık not defterim olarak somut defterlerden ziyade bu blogu kullanmam da aynı sebebe dayanıyor. Hem yer kaplamıyor, hem aradığımda bir şeyi bulmam çok kolay oluyor, hem de başka birilerine dokunma ve işe yarama ihtimali oluyor.

10 yıl önce kendi kendime yazdığım ana yasa benim için oldukça çarpıcı şeylerden biriydi bu defterlerin arasında.

  1. İnsan tembellik yaptıkça daha çok tembelleşiyor, bir şeyler ürettikçe daha çok şey yapası geliyor. Bu nedenle her zaman bir şeyler yaptığımdan emin olmalıyım.
  2. Doğum günlerimle değil, yaşadıklarımla, yaptıklarımla, hissettiklerimle olgunlaşıyorum. O yüzden ne kadar çok şey yaşarsam, yaparsam ve hissedersem daha doğru versiyonumu bulma şansımı arttırıyorum.
  3. Toplumun doğrularını takip etmek istemiyorum. Bu benim hayatım. Eleştirilsem dahi, her konuda özgürce ve isteyerek kararlarımı vermek ve kendi seçimlerim doğrultusunda yaşamak istiyorum.
  4. Kendini mutlu ve bütün hissettiğin sürece yaptığın işin bir anlamı var. İş senin hayatın değil ve geriye dönüp baktığında o iş CV’ndeki birkaç satırdan ibaret olacak.

Murathan Mungan’ın dediği gibi: “Yazılı zamanın size kazandırdıkları vardır elbet. En azından bir yazılı tarihiniz olur. Gün gelir, zamanına göre erken söylenmiş sözlerin sahibi olmanız kıvandırır sizi. Zamanın sizi doğrulamasından, gecikmiş haklılıklardan keyif duymayı öğrenirsiniz. Yazı yalnızca yargılamaya değil, bağışlamaya da yarar.”

O yıllarda Özgür Üniversite diye bir üniversiteye kaydolmuşum. Hayal meyal hatırlıyorum, Galatasaray’da eski bir apartman dairesinin içinde epeyce idealist sosyalist bir ortamdı. Ne kadar müthiş bir şey olduğunu henüz kavradım. O dönemde Özgür Üniversite’deki derslerimden birinden sonra şöyle yazmışım:

“Bize okuttukları felsefe kitaplarının hepsini tam anladığımdan emin değilim. Ancak emin olduğum bir şey var, mutluluk içsel bir şey. Eğlence ile mutluluk aynı şey değil. Eğlence daha anlık ve geçici. Başkası bizi eğlendirebilir. Başka bir insan bizi mutlu edemez. O yüzden mutlu olmak için evlenmek çok saçma mesela. Kimse kimseyi mutlu edemeyeceği gibi, kimsenin kimseyi mutlu etmek gibi bir sorumluluğu da olmamalı. Herkes kendi mutluluğundan sorumlu.”

Günlüklerimden bazı çok basit ancak çok güzel cümleler aldım, hislerini çok sevdim o cümlelerin.

  • Yanımda her şeyi ödeyen ayaklı bir kredi kartı olarak gezdi veya sıkılan bir bankamatik. Mutsuzluğunu harcama kapasitesini göstererek silmeye çalışıyor gibiydi. Hayattan keyif almayan adamları sevmiyorum.
  • Kafam onun pıt pıt atan kalbinin üzerinde, onun yanağı benim avcumun içinde, kollarımız birbirimizin vücudunu sıkıca sarmış. Rahat olması imkansız şekillerdeki vücutlarımız, uzun zamandır olmadığı kadar rahat ve mutlu. Uykumuzdan öpüşerek uyanıyoruz, “Çok güzelsin. Benim olsana sen.” diyor, ben onun ne kadar yakışıklı olduğunu düşünürken.
  • Telefonumun ısrarlı çalmasına uyanıp karşımdaki adama çıkışıyorum. Pazar sabah bu saatte aranır mı diye. Ne günlerden pazar, ne de saat erken. Katılmam gereken toplantıya kızdığım adam sayesinde yetişiyorum.
  • Bugün hoşuma gidecek bütün adamları 10 yıl önce terk etmişim.
  • Göz göze gelmiş gülümsemiştik birbirimize. İlk bakışta aşk kadar iddialı bir cümle kuramam; ama ilk gördüğümüz andan itibaren merak etmiştik birbirimizi. Zaten aradan geçen üç ayımızı sürekli birlikte geçirmemize rağmen bu merakımızın bitmemesi çok cezbediyor bizi. Okuduğumuz kitapları sürekli birbirimize taşıyoruz. Diğerimizin ne düşüneceğini merakımızdan hayatımızda okumadığımız kadar çok kitap okuyoruz.
  • Yol boyunca uyudum. Ne zaman gözümü açsam başım sağımda oturan muntazam yüz hatlı Norveçli adamın omzunda. Diş macunu reklamı gibi gülümsüyor. Çok uykusuzum.
  • Birkaç adım önümde Bay Harika Omuz yürüyor. Hipnotize olmuş şekilde izliyorum onu arkadan. Yanındakine “virman yapacağım.” diyor. Bu kadar sıkıcı bir muhasebe terimi bile onun tok ses tonuyla seksi geliyor kulağıma. Virman yap bebeğim.
  • İlgi duyduğum bir adamın bana yürümemesi fikrine tahammülüm olmadığını keşfettim bugün. Bu ego ve özgüven nereden geliyor bilmiyorum; ama ikisinin de sağlıksız büyüklükte olması oldukça olası.
  • İnsanlar hayatta her şeyi doğru yaptıklarında mutluluğa daha kolay ulaşacaklarını düşünüyorlar, ne kadar dev bir yanılgı!
  • Koca İstanbul’da yeni bir şey bulamamak söz konusu olabilirmiş gibi, aynı aktiviteleri tekrar edip monotonluktan şikayet etmek sanırım kolayıma geliyordu.
  • Cihangir’den ayrıldığım için biraz hüzünlüyüm. Diğer yandan her terk ediş, bir merhaba içerdiği için heyecanlıyım da. Kozyatağı, Cihangir kadar karakterli bir semt değil; ama aynen sevgililerdeki gibi yeni olması heyecanlandırmaya yetiyor.

Tantra eğitimi aldığım dönemdeki notlarımı da çok sevdim. O zaman tam adını koyamamış ve anlam verememişim ancak dış koşullardan bağımsız biçimde “connected” ve “anda” hissetmenin güzelliğini keşfetmişim o günlerde:

“Her adımımda kendime yaklaşıyor gibi hissediyorum. Duruşum daha dik, topuklarımı daha ahenkli vuruyorum, yolda yabancılara bile gülümsüyorum. Sanki mucizevi bir müjde almış gibiyim. Aslında mucizevi hiçbir şey olmadı. Yine akşamın geç saatlerine kadar çalıştığım bir gün. Köşe başında hayatımın aşkı ile çarpışarak tanışmadım, milli piyangoyu kazanmadım, Mısır’daki tanımadığım akrabalarımdan dev bir miras kalmadı, muhteşem bir terfi almadım. Her şey sıradan. Ama hissettiklerim hiç sıradan değil. İçimden sürekli dans etmek geliyor. Ve şu an hayatımda sevmediğim her şeyi değiştirebileceğime de içtenlikle güveniyorum.”

O yıllarda yaşça benden oldukça büyük adamlar bende çok büyük ufuklar açmış: “Bana her şeyin ayrıntılarda gizli olduğunu öğretti. Artık evde bile uyumsuz veya sıkıcı kıyafetler giymiyorum. Sabah uyandığımda onun bana aldığı harika ipek saten sabahlığın tenime değmesini seviyorum. Ufak bir detay ama ruh halimi tamamen değiştiriyor. Ben onun için bir fantezi oldum, o bana yaşamdan daha çok keyif almayı öğretti. Hayatımın en karlı alışverişi olabilir.

Ve beni en çok etkileyen şey şu oldu: Bütün bu yıllarımın kayıtlarında hayaller kurmaktan hiç vazgeçmemişim. Kredi kartı borcunun dibine vurduğumda da, çok kilo aldığımda da, mesleki kariyerim hiç de istediğim yöne gitmediğinde de, “Ben sıradan bir hayat yaşamayacağım.” diye hatırlatmışım kendime. Hep yazmışım, ne istediğimi hep yazmışım.

Üniversitede okurken şöyle yazmışım: “Aykırı olacağım, çalışmayacağım üniversiteyi bitirmeyeceğim demiyorum. Yapacağım her şeyi. Ama aceleyle tabakhaneye bok yetiştiriyor gibi değil. Hiç bir şey deneyimlemeden hemen mezun olup üç kuruş paraya çalışan ve keşkeler içinde olan insanlarla dolu bir şehirde yaşarken ve onların mutsuzluklarını görürken, aynı yolu takip etmek sadece aptallık olur. Amerika’ya da gideceğim, karış karış Avrupa’yı da gezeceğim, İstanbul’un gece hayatının dibini de göreceğim, erkekleri de keşfedeceğim. Gerçekten yaşayacağım. Yanlışlar da yapacağım. Ama başkalarının doğrularındansa, kendi yanlışlarımı yaşayacağım önce, kendi doğrularımı bulabilmek için. Avukat olacak mıyım mezun olunca bakarız. Evlenip düzen mi kurarım, evlilik kurumunun saçmalığına ikna olup özgür kadın triplerini mi yaşarım ona da bakarız. Yaşayıp bakmak istiyorum ben. Herkesin bildiği ve yaptığı bu kadar doğru olsaydı, herkes bu kadar mutsuz olmazdı.”

Nitekim de öyle oldu ben her şeye yaşayıp baktım, sevdiysem kaldım, sevmediysem devam ettim yoluma hep. Ve bugün hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki, çok mutlu bir insanım.

Uzaktan çalışmak istiyorsam kendi ofisimi açmam gerektiğini söylemişler bana defalarca örneğin, her seferinde defterime yazmışım: “Ben büyük bir şirkette avukat olarak çalışmak istiyorum. Fakat her gün şirkete gitmeden ve çalışma saatlerimi kendim planlayarak çalışmak istiyorum. “ Biliyorsunuz şu anda tam olarak bu çalışma şeklim.

“İmkansız diye bir şey yok. Hayal ettiğim her şeyi yaşayabilirim.” , “İstediğim şeylerin ne olduğunu biliyorum, hepsinin hayata geçeceğine dair de güçlü bir inancım var. “, “Panik halinde yapılacaklar listeleri çıkartmak yerine, gelecek hayalimi daha net kurmak iyi geliyor bana.” benzeri cümlelerden o kadar çok var ki o defterlerde.

Bir de şu var: “Levent’te güzel bir ofiste çalışıyorum, ortalamanın oldukça üzerinde para kazanıyorum, bayıldığım bir sevgilim ve birlikte çok eğlendiğim arkadaşlarım var. Yine de bu hayatı aynı şekilde ömrümün sonuna kadar aynı şekilde yaşama hissi beni boğuyor. Bu mu yani, ölene kadar yaşayacağım hayatı 30 yaşıma gelmeden kurdum mu, game over mı? Daha çok seyahat etmeliyim, hayatımda beni heyecanlandıran bir şeyler olmalı. Hep daha iyisini istemekten vazgeçmeyeceğim. Çünkü neden olmasın?”

Ve en güzel yanı şu ki, o yıllarda ne yazdıysam bugün tam onu yaşıyorum.

Kendi kendimin o yıllardaki hallerini gözümün önüne getirmeye çalışıp, teker teker fısıldadım hepsine: “Senin inancını, farkındalığını, merakını ve vizyonunu yerim. Teşekkür ederim, senin sayende ben oldum.”

Bu geçmişe yolculuğumun sonunda, bütün yaşadıklarımla beni bugünkü ben yaptıkları ve öğrettikleri için teşekkür ederek, yaklaşık 50 kadar defterin yanı sıra poşetlerce kağıt parçasını da kaldırıp attım.

Sadece en beğendiğim sayfaları, kolajları, cümleleri tek bir defterde topladım – bu kadar yılın elden geçirilmesinden geriye hala benimle kalmasını istediğim cümleler bir defter tuttu. Bu yazıdaki kolajların hepsi çeşitli defterlerimden bu arada. ❤

Bir şekilde geçmişimi gözden geçirip, vedalaştığım bir seramoni oldu bu benim açımdan. Bol bol kırmızı şarap eşliğinde… Gülerek, hüzünlenerek, şaşırarak, gurur duyarak, dalga geçerek…

Sanki bir dolabın içini değil, bütün geçmişimizi derleyip toplamışım gibi hissediyorum.

Bir alan daha var, evimde böyle. Toprak yogamın daha 13 günü var- o sırada o kısmı da temizlerim.

Sonra yeni hayaller kurma zamanı…

Defterlerim arasında kendi geçmişime bir yolculuk: Bol kırmızı şarap, kahkaha ve gururla…” üzerine 3 yorum

Sezen için bir cevap yazın Cevabı iptal et