Oldukça hızlı bir yaz sezonunu kapattıktan sonra, aklımızda ve dilimizde sürekli “Bir tatile kaçalım, hiç bir şey organize etmemiz gerekmesin. Yatıp keyif çatabileceğimiz, döne döne kitap okuyacağımız bir yer olsun. Ama sıradan da olmasın biraz şımartalım kendimizi…” cümleleri dönüp duruyordu.

Beş yıldızlı her şey dahil konseptlere hep burun kıvıran, açık büfe denildiği anda “Aman aman uzak olsun” diyenlerden, seyahat anlayışı macera ve keşiflerle dolu olanlardanım ben. Fakat o günlerde, Burning Man’den geldikten sonra, şirket işlerini toparlamak için geceli gündüzlü haftalarca çok yoğun çalışıyordum. Hayatımda ilk defa, öyle çılgın maceralar veya oradan oraya keşifler peşinde koşmak istemiyorum. Hiç bir şey düşünmediğim ve planlamadığım bir tatil fikri çok cezbedici geliyor.

Uzun zamandır çok duyduğumuz Fethiye Hillside’dan yana tercihimizi yapıyoruz. Sabahın köründe biralarımızı tokuşturarak buluşuyor, Dalaman’a uçuyor ve gayet lüks bir spor arabayla havalimanından karşılanıp yola çıkıyoruz. Ben Hillside Fethiye’nin konumlandığı koyu tepeden gördüğüm anda vuruluyorum, muazzam güzel ve kocaman bir koy. Şaşkınlıkla “Bu koyun tamamı Hillside’ın mı?” diye soruyorum. Aldığım cevap evet ve daha o andan itibaren beklentilerimden fazlasını bulmuş oluyorum.

Hillside Fethiye’den instagram story’leri paylaştığım andan itibaren olağandan çok fazla mesaj almaya başlıyorum. Genel olarak bu mesajları üç gruba ayırabilirim:
1) “Ay çok severiz orayı, biz her sene en az 2-3 kere gideriz. Senin de sonunda bu Fethiye Hillside güruhuna dahil olmana çok sevindik.” diyenler.
2) “Nasıl rezervasyon yaptırmayı başardın oraya? Biz her denediğimizde dolu görünüyor veya bekleme listesine aldık diyerek hiç geri dönmüyorlar.” diyenler.
3) Fiyat ortalaması olağandan biraz yüksek olduğu için çok merak edenler, farklı ne sunuyor, fiyatlara neler dahil diye soranlar.

Öncelikle şunu söylemek isterim ki, aslında yukarıda bahsettiğim iki gruptaki mesajlara ilk başta hiç anlam verememiş olsam da – “Neden insan sürekli aynı yere gidip durur ki?” ve “Nasıl yer bulamıyor olabilirler ki?” – orada geçirdiğim günlerden sonra bunların ikisinin de aynı sebebe dayandığın anladım.
Çünkü Hillside Fethiye bir otel gibi değil, bir sosyal kulüp gibi çalışıyor. Bir sürü kişi çocukken kendi aileleriyle gelmeye başlamışlar, şimdi kendi eşleri ve çocuklarıyla geliyorlar. Tanıştığım kişilerden “Biz çok uzun zamandır gelmiyoruz ya, sanırım beş altı yıl oldu biz gelmeye başlayalı.” gibi cümleler de çok duydum. Yani o kadar uzun yıllardır gelenler var ki, beş altı yıldır gelen kendini yeni sayıyor. Dolayısıyla aynen sosyal kulüplerde olduğu gibi çok seçilmiş çok kaliteli bir kitlesi var. Aslında bu açıkça hiçbir yerde yazmasa da, referanssız müşteri kabul etmediklerini düşünüyorum bunu korumak için.

Son zamanlarda Türkiye’deki tatillerin kabusu olarak gördüğüm sonradan parayı bulmuş ve aşırı taşkın hareketler sergileyen bir kişi de yoktu burada, avazı çıktığı kadar bağırıp duran gürültü ve huysuzluk yapan çocuklardan da yoktu. Dürüst olayım, bunların yokluğunda çok az yer var bu ülkede.
Eş zamanlı olarak Alaçatı’dan arkadaşlarımız da vardı orada, benim çalıştığım şirketlerden birinin CEO’su da, yıllardır görmediğim bazı kişiler de, ünlü simalar da… Ve işin en güzel yanı böyle bir sosyal kulüp havasında olduğundan, orada tanıştığımız herkesle de çok hızlı kaynaştık.

Birlikte gittiğim arkadaşım geceleri erken uyumayı tercih ediyordu. Daha ikinci günün sabahında oradaki yeni arkadaşlarım “Akşam kocanı uyutup gel partiye.” diye bana takılmaya başlamışlardı. Gece club’a tek başıma gittiğimde, hiç çekincesizce beğendiğim bir bistrodaki kişilere katılıp onlarla sohbete başlayabiliyordum.
Ayrıca, otelde çalışan herkes de bu sosyal kulübün bir parçası. Senelerdir orada çalışıyorlar, müşterileri tanıyorlar. Sonradan öğrendiğim kadarıyla, sezon sonlarında ve başlarında aileleriyle birlikte orada tatil yaparak sıkı bir oryantasyondan geçiyorlar. “Müşteri olmazsan, müşterinin ne istediğini anlayamazsın.” odağında. Dolayısıyla personel yalnızca güler yüzlü ve kibar değil, çok mutlular ve sizin neye ihtiyacınız olduğunu siz onlardan istemeden biliyorlar. Daha iyi bir personel ben bugüne kadar görmedim.

Aynı fiyat skalasındaki pek çok otele kıyasla odalarının çok vasat ve eski olduğunu söyleyebilirim. İhtiyacınız olan her şey var, harika bir koya konumlandığından odaların manzaraları da muhteşem. Ama genel olarak lüks otel havasında dekorasyonları yok, banyoları, mobilyaları oldukça standart.

Ve de özellikle belirtmek isterim ki, Hillside Fethiye her şey dahil bir konsept değil. Sahillerde bol bol içecekseniz otel için ödediğiniz kadar ekstra da ödeyeceğinizi bilin. Ücrete ana binadaki bira, şarap ve rakı gibi içeceklerle, burada servis edilen açık büfe bütün yiyecekler dahil. Ancak kokteyller ve plaja sipariş verdiğiniz her şey ekstra.
Deniz ve koyları muazzam güzel ve herkese hitap edecek bambaşka seçenekler var.
Bunlardan ilki minik bir shuttle tekne ile ulaşım sağladığınız Serenity Beach. Benim en favorim burası oldu, çünkü bir otelde olduğunuzu tamamen unuttuğunuz, etrafında hiçbir bina olmayan ve yalnızca denizden ulaşılan bir koy burası. Diğer yandan güzel ve temiz bir tuvalet ile leziz kokteyller hazırlayan bar ile gerekli bütün ihtiyaçlar sağlanıyor. Tek dezavantajı gün içinde oteldeki etkinliklere katılmayı planlıyorsanız gidip gelme organizasyonu.

İkincisi Silent Beach. Sabahları yoga derslerinin de yapıldığı, çocukların girmesi yasak olan alan. Burada ayrıca Silent Beach’e giderken, iskelelerin üzerinde rahat yatak şezlonglar olan yine çocukların girmesi yasak güneşlenme ve yüzme adacıkları var. Biz en çok bunlarda takıldık.

Üçünücü de ana alan. Buranın müdavimlerinin vazgeçilmez bölgesi, çünkü sosyalleşmeye en elverişli kısım. Akşamüstleri happy hour partileri de burada yapılıyor.

Açık büfenin dışında üç tane restoran da var, ama bence onlara gerçekten hiç gerek yok. Çünkü açık büfesine açık büfe demek bile haksızlık olur, her şeyin en iyisi burada. Yiyip de “Bu da eh işte” dediğimiz hiç bir şey olmadı. Lahmacun da, balıklar da, sushiler de, makarnalar da, mezeler de birbirinden çok farklı tarzdaki her şey ama her şey çok kaliteli ve çok lezzetliydi. “Ben pek aç değilim ya.” dediğim gün, on saniyede dev bir tabak porçini mantarlı risottoyu yalamadan yuttum. Bu açıdan tehlikeli, çünkü o lezzete karşı koyamayıp normalde yediğinizden çok fazla yemek yiyorsunuz burada.

Akşamüstleri happy hour partilerinden sonra, akşam yemeği saatini takiben canlı müzik oluyor. Sonra bir bar ve iç alanda daha geçe kadar devam eden DJ performanslı minik bir club var. Genel olarak çok parti odağında bir yer olmasa da, her gece sizi eğlendirecek bir şeyler bulmanız mümkün.

Orada geçirdiğimiz günlerde sabahtan akşama kadar sıkılıp sürekli workshop ve etkinliklere katılırız diye düşünmüştüm; ama yanılmışım. Hiç sıkılmadık, hiç onlara sıra bile gelmedi. Yalnızca sabahları yogaya gittik. Bir de arada kendimizi Bali’de hissettiren doğanın içine açık ve ahşap mimari olarak kurulmuş spa’da masajlarla şımarttık.
Daha oradan ayrılmadan önce, “Eee bir daha ne zaman geliriz?” planlaması yapmaya başlamıştık.
Güzel denizlerle kalın!

“Hillside Fethiye Deneyimi ve Notları” üzerine 2 yorum