#dahaiyiben: Alışveriş Rejimi

Mayıs ayının başlarıydı. O kadar yoğun bir tempo içindeydim ki, ne “Ay, bahar yorgunluğu şekerim, bu aralar bir halsizlik bir halsizlik sorma.” bahanesinin arkasına sığınıp tembel keyifler çatabiliyordum; ne de günlerin uzamasını, havaların ısınmasını fırsat bilip kendimi sokaklara atabiliyordum. Sabahtan akşama kadar şirkette çalışıyor, işten çıkıp yüksek lisans derslerine giriyordum. Yetmiyormuş gibi, dönem sonuna geldiğimiz … Okumaya devam et #dahaiyiben: Alışveriş Rejimi

Reklamlar

Not Defterim: Gizli Anların Yolcusu, Set Up, Denmas, Gastra, Minimalleşme Çabaları, Kahve Festivali…

Bir gün şirket asansöründe yüzümü aynanın dibine yaklaştırıp, garip mimikler yaparak gözümün kenarındaki kaz ayaklarını kontrol ediyorum endişeyle. Ertesi gün o endişelerimin inadına karnıma ağrılar girip gözlerim çizgilere dönüşene kadar gülüyorum kahkahalarla... Bir gün kolumu kaldırmaya halim olmuyor, beni arayanlarla telefonda konuşmaya bile üşeniyorum. Yabanileşiyorum. Ertesi gün sabahlara kadar dans edip, durmaksızın konuşuyorum içim içime … Okumaya devam et Not Defterim: Gizli Anların Yolcusu, Set Up, Denmas, Gastra, Minimalleşme Çabaları, Kahve Festivali…

Üniversite Nostaljisi, Antalya, Su Otel

Benim üniversite yıllarım iki uçta ruh halini içeriyordu: dünyaya pembe gözlüklerle bakılan, bulutların üzerinde yürünen günler. Dibe vurmuş, karamsar ötesi depresif günler. Ortası yoktu. O yıllarda, bütün dershane reklamlarında yer alan heybetli kapının arkasındaki fakültede okumanın, "hangi üniversitedesin?" sorusuna "İstanbul hukuk" diye cevap vermenin havasını seviyorduk; ama bunun bedeli gerçekten ağırdı. Çok zor bir bölümde … Okumaya devam et Üniversite Nostaljisi, Antalya, Su Otel

Bozburun Yat Kulübü: Aşk ile büyümüş zeytin ağaçları altında bir gün

Selimiye’den Bozburun’a gelmemiz oldukça kısa sürüyor. Ellerimizdeki telefonların navigasyonuna Bozburun Yat Kulubü yazmış, çaresizlikle sağımıza solumuza bakıyoruz. İstikametimize varmış görünüyoruz; ama ne daha ileri gidebileceğimiz bir yol, ne de etrafımızda yat kulubüne benzer bir yer var. Telefon açıyoruz, biz adresi bulamadık, gelip bizi alır mısınız, diye soruyoruz. Az sonra, çaresizce sağımıza solumuza bakmanın yerini, tarifsiz … Okumaya devam et Bozburun Yat Kulübü: Aşk ile büyümüş zeytin ağaçları altında bir gün

İstanbul’da yaz bitmeden: Perili Köşk, Sahil Yürüyüşü, Klein Garten

Yaz bitiyor. Aşırı sıcak diye söylenmeler sona erdi. Okul alışverişine davet eden reklam postaları ardı ardına düşer oldu. Şeftaliler saman gibi olmaya başladı, ısırınca koldan aşağı süzülmüyor suları... Neyse ki bacaklar hala bronz. Güneş gözlüğü hala evden çıkmadan yanına mutlaka alınması gerekenler listesindeki varlığını koruyor. Haftasonu kaçamaklarına giderken bikini hala çantanın olmazsa olmazı. MBA dersleri … Okumaya devam et İstanbul’da yaz bitmeden: Perili Köşk, Sahil Yürüyüşü, Klein Garten

Selimiye: Önümüzde deniz, mavi, yeşil, yaz!

Çeşme'de geçirdiğimiz günde tükettiğimiz alkol miktarı ile dans ettiğimiz saatlerin çokluğu göz önünde bulundurulduğunda, ertesi günün ortasına kadar döne döne uyumamız, uyanıp bir duş aldıktan sonra uzun ve güzel bir kahvaltı yapmamız, akşamdan kalmalığımızı da sahilde sersem sersem güneş gözlüklerimizin arkasına sığınarak atmamız beklenir. Tabii ki biz öyle yapmıyoruz. Sabahın 7:00sinde çantalarımızı toplayıp otelden çıkıyor, … Okumaya devam et Selimiye: Önümüzde deniz, mavi, yeşil, yaz!

Urla – Çeşme Rotasından Notlar: Akın’ın Yeri, Before Sunset, Veranda Alaçatı

Yatak - deniz - teras - çimlerin üstü biçiminde mekik dokuyarak geçirdiğim muhteşem Teos günlerinden sonra, bütün yazın yorgunluğunu üzerimden atıyor, yanımda getirdiğim kitapların neredeyse hepsini okuyorum. Enerjiyi depoladıktan sonra, “Hadi, Akın’a gidelim.” diyoruz. Urla’nın Özbek Köyü’ndeki Akın'ın Yeri Balık Restoran, meze konusunda Türkiye topraklarındaki açık ara favori restoranım. Ben meze severim. O yüzden gittiğim … Okumaya devam et Urla – Çeşme Rotasından Notlar: Akın’ın Yeri, Before Sunset, Veranda Alaçatı

İkinci hayatın, tek bir hayatın olduğunu anladığında başlar.

Herkesin sürekli yapmaya niyet ettiği, kendisine sözler verdiği ve asla yapamadığı bir şeyler vardır ya hani… Kendimizden emin bir biçimde “Bu sefer kesin.” deriz. Bizi tanıyanlar, alaycı ve sevecen bir gülümsemeyle “Küllahıma anlat.” manasında bir “hı hı, tabii” der. Benim artık inandırıcılığını tamamen kaybetmiş klişe cümlem: “Bu aralar biraz dinlenmem lazım.” Her seferinde kendimden emin … Okumaya devam et İkinci hayatın, tek bir hayatın olduğunu anladığında başlar.

Miskin bir haftasonundan notlar: Alper Canıgüz romanları, Jash Kınalıada, Last Offline Lovers

Şu an adım adım Türkiye sahillerini arşınlıyor, bol keşif yapıyor, bol havadis topluyor ve bol fotoğraf biriktiriyorum. Bayram tatilinde şehirde kalanlar için, önceki bir miskin haftasonundan notlar yazısı karşınızda. Hepinize -birazcık gecikmeli de olsa- sevdikleri ile birlikte keyifli bir bayram dilerim. Şirket asansörünü beklerken, en son hangi haftasonunu İstanbul’da geçirdiğimi anımsamaya çalışıyorum. “Geçen haftasonu Adana’daydım, … Okumaya devam et Miskin bir haftasonundan notlar: Alper Canıgüz romanları, Jash Kınalıada, Last Offline Lovers

Bozcaada – 3: Coffee Shelter, Akvaryum Koyu, Bakkal, İmkansız Uçaklar

Sabah gözlerimi açtığım gibi, açık büfedeki kırk çeşit reçelin başına dikiliyorum. Gül, çilek, portakal, incir gibi bilinen reçellerin yanı sıra, domates ve patlıcan gibi oldukça sıradışı seçenekler de var. Kahvaltıda reçel yeme alışkanlığım hiç olmamıştır, genellikle bir fincan filtre kahve ve yanında atıştıracak hamurlu bir şeylerden ibarettir kahvaltım; ama madem Bozcaada’dayız ve madem otelde filtre … Okumaya devam et Bozcaada – 3: Coffee Shelter, Akvaryum Koyu, Bakkal, İmkansız Uçaklar