Fas – 4: Marakeş – Platonik aşkımız Yusuf, Riad Dar Cherifa, Medresse Ben Youssef, Les Epices, Zwin Zwin

“Marakeş’e iki gün yeter demişlerdi; ama kesinlikle yetmezmiş.”

Riyadımızda havuz başında tazecik ve sıcacık ekmeklerimize bal sürüp, kahvemizi yudumlarken, Marakeş’teki son günümüzü planlamaya çalışıyoruz. Ve daha yapılacaklar listemizde o kadar çok şey var ki!

IMG_8542.jpg

Riaddan çıktığımızda, Fas’a ayak bastığımız andan itibaren gördüğümüz en yakışıklı adam, bize merhaba diyor. Daha doğrusu “Marhaba!”

Ardından da kendisini tanıtıyor. Adı Yusuf’muş.
Bizim karşımızdaki riad’da çalışıyormuş, bizi kendi riadına nane çayı içmeye çağırıyor.

Yusuf konuşuyor, biz üçümüz kilitlenmiş halde, Yusuf’un sürmeli gibi görünen yoğun bakışlı gözlerine, biçimli suratına, upuzun kirpiklerine bakıyoruz. O kadar efendi, o kadar yakışıklı, o kadar güzel bakışlı ve o kadar güzel gülümsüyor ki!

Hele ki, kendi hayatımızdaki olağan “gece şu partiye gideriz, birer kokteyl içelim mi?”lerden sonra nane çayı daveti o kadar naif ki!

O sırada hepimizin aklından aynı şeyler geçtiğinden eminim: Işığın en güzel saatleri gitmeden, fotoğraf çekmek için davetli olduğumuz Riad Dar Cherifa’ya gitmemiz lazım. Yoksa zaten Yusuf nereye derse, biz oraya kesin gideceğiz.

Yusuf’un kendisini tanıtmasına ve davetine karşılık, üçümüzün kımıldamadan, büyük bir sessizlikle ve cevap vermeksizin Yusuf’u izlemesi garip bir hal almaya başlayınca, Elif hemen atılıyor, “Benim de babamın adı Yusuf.”

O kadar ani, o kadar garip bir çıkış oluyor ki bu gülmeye başlıyoruz.

Kendi aramızda şakalaşıyoruz Türkçe, “Akşam bir geleceğiz, kınayla her dilde kollarımıza Yusuf’un adını kazımışız. Bir yerde “Yusuf”, bir yerde “Joseph”, bir yerde “Youssef” yazıyor olacak.” diye.

Biz kendi halimize kahkahalar atarken, Yusuf uzun kirpikli gözleriyle sabırla ve gülümseyerek bize bakmaya devam ediyor. “Şimdi gitmemiz lazım. Akşam geliriz ama.” diyoruz.

“Kaçta?” diye soruyor ısrarla. “Akşam üstü.” diyip havalı havalı, umursamazsa yürüyüp gidiyoruz.
Köşeyi döndüğümüz anda, hepimizin ağzından aynı cümle çıkıyor: “Yusuf’a gideceğiz di mi?”

Bütün gün ne yapacağımızı planlarken, hep bu teyit cümlesi geçiyor, “Akşam Yusuf’a gideriz di mi?” Herkes onaylayınca, herkes rahatlıyor.

IMG_8546.jpg

Souk’ların curcunasına girince, Yusuf’u unutuyoruz. Yine kendimizi takılar, baharatlar arasında, elimizde poşetler ve dilimizde pazarlıklarla buluyoruz.

Kendimize harika küpe ve bilezikler aldığımız bir abi bize gümüş fatima’nın eli hediye ediyor.

IMG_8681.jpg

Souk’larda çok oyalanmamaya çalışarak, o günkü ilk istikametimiz olan Riad Dar Cherifa‘nın yolunu tutuyoruz. Fotoğraf için ışığın en güzel saatlerini yakalamak niyetindeyiz. Kendimizi bir anda turistlikten çıkmış, duruma çok profesyonel yaklaşır yakalıyoruz.

IMG_8584.jpg

IMG_8599.jpg

Riad Dar Cherifa gerçekten çok güzel bir riad; çok tarihi, çok sanat sever. Avlusunun tavanına şerit şeklinde kumaşlar yerleştirmişler, kumaşlar rüzgardan sallanırken, aralarından görünen gök yüzü çok mistik. Duvarlarının rengi o kadar güzel bir turuncu ki, hiç bir filtreye gerek olmadan renkler harika çıkıyor.

IMG_8631.jpg

IMG_8637.jpg

IMG_8650.jpg

Fotoğraf çekimimiz bittikten sonra, kendimizi avlunun ortasındaki, şeritlerin arasından gökyüzünü görebileceğimiz bir masaya atıyoruz. İyi ki davet edilmişiz, burayı pas geçsek üzülürdük.

Yemekler çok iştah açıcı görünüyor; ama bizim riad’daki Fatima’nın gözlemelerini, kreplerini mideye indirdiğimiz için oldukça tokuz.

IMG_8679

Yine de menüdeki safranlı creme brulee’ye karşı koyamıyorum. Bizim yalnızca tuzlu yemeklerde kullandığımız safran, sütlü tatlılara da pekala çok yakışıyormuş.

Orada kahvelerimizi yudumlayıp, safranlı creme brulee’yi kaşıklarken farkına varıyoruz: Üç çok güzel bir sayı. İki kız seyahat etmek, daha sakin, daha başbaşa bir imaj çiziyor. Dört, beş kişi kalabalık oluyor. Ama üç kişi enerjik ve güzel bir sayı. Fotoğraflar şahane çıkıyor, inanılmaz dikkat çekici bir grup ortaya çıkıyor. Ne az, ne çok. Tam dengede. İşte orada üç sayısını çok seviyoruz.

İçinde üç içeren yaratıcı bir isim arıyoruz kendimize. Bu sırada kağıt kalem bulmak için çantamın ön gözünü kurcalarken, sabah takıcı abinin hediye ettiği Fatima’nın ellerinin sarılı olduğu kağıt geliyor elime. O sırada fark ediyorum,  hepimize üçer tane hediye etmiş. Bunu da bir işaret olarak alıyor ve 3 sayısının uğuruna içten biçimde inanıyoruz. Orada oracıkta… Coşkuyla…

IMG_8739.jpg

Oradan çıkışta yine Marakeş’in olmazsa olmazlarından Medresse Ben Youssef‘e gidiyoruz. Açıkçası büyük bir beklentimiz yok giderken, sadece Marakeş’e gelmişken gezilmesi gerekenlerden olduğu için gidelim diyoruz.

IMG_8716.jpg

İçeri girdiğimiz andan itibaren çok etkileniyoruz. Bir kere inanılmaz güzel bir mimariye sahip. Ahşap oymalar, pastel renklerde çiniler, kocaman bir avlu, yüksek tavanlar… Hava çok sıcak olmasına rağmen, garip bir biçimde çok güzel serinleten rüzgarlı ve ferah bir konumlandırma…

IMG_8718.jpg

IMG_8712.jpg

Mimari güzelliğinin yanı sıra, bir zamanlar bütün hayattan vazgeçip, kendilerini orada eğitime adamış birilerinin yaşadığını bilmek oldukça mistik. Özellikle, rengarenk çinilerle bezeli bu görkemli avluya bakan minicik pencereleri olan odaları gezerken, o akıl almaz minimallikteki odalarda yaşamış insanları hayal etmek çok etkileyici.

IMG_8740.jpg

IMG_8770.jpg

Medrese gezimizden sonra, şehrin modern ve trend mekanlarından Les Epices‘e gidiyoruz.

Souk curcunasının ortasındaki, sıradan bir pasajın içinden merdivenleri çıkarken büyük beklentiler içinde değiliz; ama yukarı çıktığımızda gözlerimize inanamıyoruz. Sanki birkaç dakika önce daracık sokaklarda curcuna içinde değilmişiz gibi, hasır şapkalar, taze çileklerle hazırlanan çilekli mojitolar, hasır şemsiyeler ile Güney Amerika’ya ışınlanıyoruz.

IMG_8780.jpg

IMG_8811.jpg

Fas’ta mekanların teras kullanımları şahane. Pazarların içinde curcunanın arasındayken, birkaç merdivenle, sonsuz bir huzura, bambaşka bir ruh haline ışınlanmak mümkün.

IMG_8810.jpg

Izgara sebzelerden oluşan sağlıklı öğünümüze, taze çileklerden hazırlanmış inanılmaz lezzetli mojito’lar eşlik ediyor.

O kadar keyifli, o kadar güzel bir mekan ki, hiç kalkasımız yok; ama Marakeş’ten ayrılmadan önce kına yaptırmak istiyoruz. Bu yüzden mojito’larımızla vedalaşıp, Cafe Henna’ya gidiyoruz.

IMG_8817.jpg

Taze ve leziz ananas sularımızı içerken ve bildiğimiz şarkıların nefis Arapça coverlarını dinlerken, ellerimize bileklerimize oldukça pratik biçimde ve kısa zamanda istediğimiz kınaları yapıyorlar.

Yorgunluktan bitmiş haldeyiz; ama riadımıza dönmek istemiyoruz. Sanki riadımıza ne kadar geç dönersek, Marakeş ile o kadar geç vedalaşacakmışız gibi hissediyoruz. O yüzden bir önceki gece keşfettiğimiz Dar Anika‘nın terasına gidiyoruz; ancak kapattılarını söylüyorlar.

Böylelikle yeni bir teras daha keşfediyoruz: Zwin Zwin.

Kollarımızda kınalarımız, kokteyl bardaklarımızı tokuştururken, üç sayısının uğuruna ve Marakeş’e içiyoruz.

IMG_8827.jpg

Gece oldukça geç bir saatte, riadımızın sokağına girdiğimiz anda, Yusuf yanımızda beliriyor ve bize riadımıza kadar eşlik ediyor. Riadın kapısında bizimle dururken, mutlulukla şakıyoruz: “Bize mi geldin?”

“Hayır” diyor büyük efendilikle, “Benim arkadaşım burada çalışıyor. Ona merhaba demeye geldim.” Gülümsüyoruz, Yusuf’u çok seviyoruz, onun naifliğine uyum sağlıyoruz. Ne birlikte fotoğraf çekilelim diye tuturuyoruz, ne hadi gel bizim avlumuza diyoruz. Güzel gözlerine baka baka, Yusuf ile vedalaşıyoruz.

Yukarı çıktığımızda, Marakeş’teki son gecemizi hemen bitirmek istemeyerek, kapımızın önündeki rahat divana yayılıyoruz. El Fna’dan aldığımız hurmaların sonunu yiyoruz. Yusuf’un naifliğini aklımıza kazıyoruz. Marakeş’e bize yaşattığı bütün güzellikler için teşekkür ediyoruz.

IMG_8562.jpg

Marakeş’in bana öğrettikleri şunlar oluyor:

  • Bizim hayatlarımız her şeyin çok hızlı tüketildiği, her şeyin çok pata küte söylendiği hayatlara dönüşmeye başladı. Oysa ki, gizemler, naiflikler, heyecanlar ne kadar güzel şeyler!
  • Sabah, öğlen, akşam doyana kadar yemek yemeye ihtiyacın yok. Taze sebze meyve suyuyla bazı öğünleri geçiştirdiğinde de gayet hayatına devam edebiliyorsun. Üstelik kendini daha hafif hissediyorsun. “Ay çok yedim” içermeyen bir beslenme tarzından daha güzeli yok.
  • Mutlu olmak için her şeye sahip olmaya gerek yok. Bizim sahip olduklarımızın çok daha azına sahip, çok daha kötü hayat standartlarında yaşayan bu insanlar, bizim halkımızdan çok daha mutlu. Sahip olduklarına şükret, hayatın tadını çıkar.
  • Mutlu ve neşeli olursan, etrafına mutluluk ve neşe saçarsan, hiç tanımadığın bir ülkede, hiç tanımadığın insanların arasında, ortak bir dilin olmasa bile iyilikler seni bulur.
  • Teraslar güzeldir. Teraslar boş bırakılmamalıdır. Teraslardan, bambaşka dünyalar yaratılabilir.
  • Kaktüs ve palmiye mutluluk sebebidir. Yazdır, keyiftir, dekoratiftir.
  • Somon rengi ile yeşil birbirine çok yakışan iki renktir.
  • Bir gün bahçeli, teraslı bir ev döşeyecek olunursa, alışveriş için mutlaka bir Marakeş çıkarması yapmak gerekir.
  • Çantanda her zaman mideni bastıracak, atıştımalık bir kuruyemiş taşımalısın.

IMG_8833.jpg

 

Şimdilik Fas yazılarına bir mola zamanı. Marakeş, Fas gezimizde ayak bastığımız, en bilinen ve en turistik istikametti. Heyecanlı kısımlar asıl şimdi başlıyor. Çöl, mavi şehir, enteresan yolculuklar çok yakında 😃

Keşifle ve merakla kalın!

Reklamlar

Fas – 4: Marakeş – Platonik aşkımız Yusuf, Riad Dar Cherifa, Medresse Ben Youssef, Les Epices, Zwin Zwin” üzerine bir yorum

  1. selin dedi ki:

    bayılıyorum yazılarına ve enerjine 🙂 bol bol gez gör eğlen yaşa ve sev :))
    not: yusuf un remi neden yok yahu çok merak ettim doğrusu 😀

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s