Mother (n): one person who does the work of twenty. for free. with love.

Ne gariptir ki, insan kesinlikle hatırlayamayacağı yaşlara ilişkin anılarını çok fazla dinleyince hatırladığı yanılsamasına kapılır.

Mesela gecenin bir yarısı, boyum kadar -hatta muhtemelen daha da büyük olan- yastığımı peşimde sürükleyerek, boş biberonumla “sütçü” diye kapısına dayandığım yaşları hatırladığımı sanıyorum.

Ben doğmadan yıllar yıllar önce, onun İstanbullu gelin olarak, kısacık erkek saçları ve jean pantolonuyla Adana’ya taşındığı günleri de çok kolayca gözümde canlandırabiliyorum.

1098_108331030164_9295_n.jpg

Ona dair gerçekten ilk hatırladığım şeyler ise, bele oturan uzun etekleri ile deri Bodrum sandalatleri ile bizim evin salonunda gençlere Almanca dersi verdiği zamanlar… Babamın sürdüğü arabalarda İstanbul’a, Bodrum’a yaptığımız uzun araba yolculuklarında ön koltukta oturduğu anlar… Mutfak tezgahına beni oturtup, yumurta boyamamız… Birlikte kuaföre ve alışverişe gitmelerimiz… Türk – Alman Derneği’nde geçirdiğimiz zamanlar…

1098_108331015164_8458_n.jpg

Benim ilkokula başladığım gün, o da ilk eczanesini açmıştı. Belki aynı gün değildi bunların ikisi; ama benim için annemle evde, kuaförde ve alışverişte geçirdiğimiz günlerin sonunu bunlar getirmişti. Ve ben kesinlikle etkilerini aynı günde hissetmiştim.

Okuldan nefret etmiştim. Yalnız vakit geçirmeyi, hayaller kurmayı, hayali oyunlar oynamayı seven bir çocuktum. Eve misafir gelmesinden bile nefret ederdim. Bir anda kendimi gürültülü 70 kişilik bir sınıfta, çok çirkin bir mavi önlükle bulmuştum. Çarpım tablosu gibi şeyler girmişti hayatıma. Sınıf arkadaşlarım “cıncık kırıldı” gibi yerel deyişleri sıklıkla kullanıyorlardı, ne dediklerini bile anlamıyordum.

Bir iki gün midem bulanıyor, çok hastayım, diyip okula gitmekten yırtmıştım. Baktım sonu gelmiyor, kesin bir dille okula gitmeyeceğimi açıklamıştım. Annem isyanımı dinledikten sonra hiç uzatmamıştı, hiç sesini yükseltmemişti. Büyük bir ciddiyetle, “Tamam okula gitmek istemiyorsan, gitmek zorunda değilsin; ama o zaman bir iş öğrenmen gerkekir. Yarın seni manikürcünün yanına çırak olarak veririz.” demişti.

O günden sonra asla okuldan veya okula gitmekten şikayet etmedim. Her zaman takdir belgesi getiren bir öğrenci oldum.

1098_108352975164_3563_n.jpg

İlkokuldayken Çukurova Üniversitesi’nin takımına girmiş, lisanslı yüzücü olmuştum. Takım, yüzme yarışları sebebiyle çeşitli şehirlere giderdi. Benim şehir dışına gittiğim ilk yarış, aynı zamanda benim annemin diğer annelerden farklı olduğunu ilk anladığım andı. Muhtemelen henüz on yaşındaydım ve herkesin annesi onlarla birlikte yarışın yapılacağı şehre gelirken, benim annem benim çantamı hazırlamama yardım edip, beni otobüse bindirmişti. Yarıştan sonra otele döndüğümüzde, diğer anneler benim de üniformamı yıkamak için odama geldiğinde, “Ben yıkadım, astım bile.” demiştim gururla.

Bir sürü madalyayla döndüğüm o yarıştan, asıl kazandığım şeyin “kendi başımın çaresine bakabilmek” olduğunu çok sonraki yıllarda kavradım.

Annem baktı gerçekten yapabiliyorum, 12 yaşımdayken tek başıma Almanya’da bir çiftlikte birkaç ay geçirmemi organize etti. Tek başıma ilk yurtdışı seyahatimi yapıp, geri döndüğümde, artık çok daha iyi Almancam vardı, ama hepsinden ötesi inanılmaz bir özgüvenim.

IMG_3888.jpg

On üç yaşıma girdiğim sene, bana bir mektup yazmıştı: “Anne ve baban olarak senin tüm kilitleri açmanı isteriz; ama önce sen denemelisin. Bütün bunlar için önünde günlerin ayların ve yılların var. Yaşadığım süre boyunca seni destekleyeceğim. İlk adım olarak: Hayatını etkileyecek her anahtar eline geçtiğinde önce derin bir soluk al, düşün. Ve unutma; her zaman hata yapabilirsin. Önemli olan deneye deneye de olsa doğruyu bulmaktır.” diye başlıyordu.

Hata yapmaktan korkmamam için beni hep yüreklendirdi. Ben otuzlu yaşlara geldiğimde, “Acaba ben seni gereğinden fazla mı ayakları üzerinde duran bir kadın olarak yetiştirdim?” diye kendini sorgulayacağı kadar çok.

10689713_10154813450855165_2414780582722772900_n.jpg

Lisede herkesin anne ve babasından utandığı, onların her şeyini eleştirdiği yıllarda, ben aksine, ikisiyle de inanılmaz gurur duyardım. Annem üniversite mezunuydu, ki bu çok az olan bir şeydi. Her zaman harika giyinirdi, havalı arabalar kullanırdı. Ben arkadaşlarımın aksine annemle hava atmayı severdim, çocuk aklımla.

Hayatımda ona dair hiç unutmayacağım şeylerden biri, lisenin ilk yıllarında oldu. Lisedeyken, derslerde küçük kağıtlara şarkı sözleri yazıp aramızda gezdirirdik. Alman hocalarımız bizden Alman disiplini bekliyordu, ama biz ergendik, liseli abilere aşıktık, hayatımızda tadabileceğimiz en yoğun duyguları yaşadığımızı sanıyorduk.

Bir gün, ben MFÖ’den Sakın Gelme sözlerini yazmış, kağıdı uzatırken, Alman hocalardan birine yakalanıp, derste aşk mektubu yazmak gerekçesiyle disipline gittim. “Aileni arayacağız.” dediler. “Eti senin kemiği benim” mantığındaki ailelerin bolluğu yüzünden, her öğrencinin korkulu rüyasıydı ailenin okula çağrılması. “Çağırın.” dedim, tek başıma olmaktansa annemle olmayı kesinlikle tarcih ederdim.

Annem geldi. Müdür yardımcısı bu yaştaki üniversiteye hazırlanması gereken bir kızın, aşkla filan uğraşmasının ne kadar ayıp olduğuma ilişkin bir söylev çekerken, annemin sessizlik içinde ve karşılık vermeksizin oturması beni korkutmaya başlamıştı. Acaba o da mı böyle düşünecekti?!

Müdür yardımcısının ‘genç kız’, ‘aşk’, ‘ayıp’ vurgulu söylevi bitince, sakince “Kızımın yazdığı mektubu görebilir miyim?” diye sordu. Müdür yardımcısı, üzerindekinin benim el yazım olduğu inkar edilemeyecek kadar açık kağıt parçasını anneme uzattığında, o kağıda şöyle bir baktıktan sonra “Evet bunun kızıma yakışmadığı konusunda haklısınız.” dedi.

Ardından da ekledi, “Benim kızımın yazdığı aşk mektubu bu kadar boktan olamaz. Önümüzdeki bir hafta okula gelmeyecek, gerekiyorsa rapor sunarız. Biraz Nazım Hikmet okuması lazım.” diyerek beni kolumdan tutup okuldan çıkardı.

İşte o gün o benim kahramanım oldu. Okul yönetiminin de kabusu: Oldukça değişik bir veli profili. Gerçekten değişik bir anneydi benimki. Derste aşk mektubu yazdığım için değil, aşk mektubu anlayışım şarkı sözünden ibaret olduğu için azarlayan bir anne.

En haksız durumda olduğum anlarda bile hep arkamda oldu, pençelerini çıkarıp beni savundu. Eve gittiğimizde bana sert çıkışlar yaptığı da oldu. Ama kızacaksa bana kızdı, dışarıda hep haklı olmamı sağladı.

14639635_10157766096240165_8474520660588697428_n.jpg

Üniversite sınavı zamanı geldiğinde, herkes “Kız çocuğu. Çukurova Üniversitesi’nde okusun, dizinin dibinden ayrılmasın.” derken, o benim daha çok puan almam için en az benim kadar uğraştı. Biliyordum, orada kalmamı istemiyordu. Gitmemi istiyordu, ufkumu açmamı, yeni şeyler deneyimlememi…

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandığımda ve tek başıma İstanbul’a taşındığımda, bir çok arkadaşımın yaşadığı buhranları pas geçmemi bu yaklaşıma borçlu olduğumu çok sonra anlayacaktım.

İstanbul’daki hayatımda en büyük problemim sürekli midemin bulanmasıydı. Kendimi bildim bileli, ne zaman endişelensem, üzülsem, gerilsem hep midem bulanır yataklara düşerdim. Eczacı olan annem bu anlarda bana neyin iyi geleceğini bilirdi, bana verdiği ilaçları sorgusuz içer, birkaç saat içinde de iyileşirdim. Yirmili yaşlardayken, yine kıvrandığım bir gün onu aramıştım. “Anne ya, şu ilacın adı ne? Hani çocukluğumdan beri bana verdiğin, midemin bulantısını kesen. Ben çok kötüyüm.” Gülmüştü. “Placebo.” Anlamamıştım. Placebo benim için bir müzik grubunun adından ibaretti. “Aslında midende hiç bir şey yok. Psikolojik olarak bunu yaşıyorsun. Sana verdiğim şey de şurup şişesine konulmuş, karbonatlı suydu.” demişti. Bir daha da midem hiç bulanmadı.

14055191_10157424530420165_890863836231708397_n.jpg

Hukuk fakültesi sınav buhranlarımda, okulu bırakmaya karar verdiğimde kapıştığımız dönemler de çok oldu; ama benim buhranlarım bittikten sonra,
ilişkimize yepyeni bir boyut eklendi: Arkadaşlık.

Her Noel’de Almanya’nın Noel Pazarları’nı gezmeyi ritüel haline getirdik. İtalya’yı birlikte boydan boya gezip, her fırsatta Porta Portese’nin yolunu tuttuk. İstanbul’un lüks otellerinin keyfini hep birlikte sürdük. Amerika’da outlet ganimetlerini de birlikte topladık, dünyanın dört bir yanındaki bit pazarlarını da birlikte arşınladık.

1385638_10153434105500165_253595150_n

Yıllar önce beni hiç tanımayan bir kadın, bir kehanette bulunmuştu. Annemle daha önceki bir hayatta yine anne kız olduğumuzu ve büyük bir yokluk içinde hayat sürdüğümüzü, bu yüzden birlikte alışveriş yapmayı, lüks keyifler çatmayı anlaşılamaz biçimde çok sevdiğimizi söylemişti. Reankarnasyona inanılır, inanılmaz; ama ben gerçekten şık restoranlarda yemek yemekten, business class uçuşlar yapmaktan, havalı otellerde konaklamaktan, alışveriş yapmaktan onunla aldığım keyfi başka kimseyle alamıyorum.

Her zaman evimi ve görüntümü toplayan, inanılmaz bir pratiklikle muazzam sofralar kuran, bir kaç dokunuşla yaşam alanlarını iç mimar girmişçesine dönüştürebilen, elinden her iş gelir bir anne rolünün yanı sıra, hayat kaygılarımı ve onlarca keyifli seyahati paylaştığım en yakın arkadaşım da oldu.

1382200_10154808064240165_2725423322798465241_n.jpg

Bugün, olduğundan en az 20 yaş genç görünen, en kötü gününde bile asla paçoz görmediğim, ablam desem herkesi kandırabileceğim, üretmekten ve deneyimlemekten asla vazgeçmeyen, cin bakışlı bu kadının doğum günü…

11008643_10155622527400165_664889250773772335_n.jpg

İyi ki varsın, her andığımızda kahkahalar attığımız milyonlarca anımıza, birlikte keşfettiğimiz şehirlere, heyecanla birbirimizi arayıp şakıyan seslerle verdiğimiz müjdelere yeni yaşında çok daha fazlasını ekleyelim. Seni bir insan ne kadar çok sevilebilirse o kadar çok seviyorum.

IMG_7141.JPG

Reklamlar

Mother (n): one person who does the work of twenty. for free. with love.” üzerine 2 yorum

  1. Deniz dedi ki:

    Harika bir doğum günü yazısı olmuş, senin şuanki sen olmanda en büyük katkı annenin “özgür” ruhlu bir kadın olması. Mutlu yıllar annen iyi ki doğmuş iyi ki de seni doğurmuş.

    Beğen

  2. enne dedi ki:

    Yazını 12 yaşında bir matrak bir kızın annesi olarak okudum. En çok onunla eğleniyorum, beraber geziyoruz, alışverişe gidiyoruz. Yazını aynı zamanda 47 yaşında ve annesi en iyi arkadaşı olan bir kadın olarak okudum. İki şekilde de söyleyeceğim şey, harika bir annen var, sen de harika bir evlatsın, birbirinizle ne kadar gurur duysanız az. Annenin doğum günü kutlu olsun, şen kahkahalarınız gökyüzünü çınlatsın, seyahatleriniz şahane geçsin, sevgiler…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s