Alfabetik Not Defterim (A-F)

Bazen cümlelerim hayatımın hızına yetişemiyor. Çok fazla şey oluyor, ama onlar üzerinde düşünüp, toparlayıp, belli bir konuda bütünleştirip, bir yazı haline getirecek zaman bulamıyorum. Sadece keyfini çıkarıyorum. Uykusuz şiş gözlerle, kocaman gülümsemelerle oradan oraya koşuyorum. Yine öyle bir dönemdeyim ve bu sıralar keşiflerim alfabetik not defteri şeklinde karşınızda.

Adana: 

Raporlu geçen yirmi gün, ardından doktor kontrolleri derken, bu sıralar oldukça sık Adana’ya yolum düştü. Daha önce defalarca bahsettiğim, vazgeçilmez adreslerim olan Hadırlı Umut Kasabı, Kebapçı Mesut ve Kazım Büfe’ye her gidişimde yolumu düşürdüm; ama yeni açılan cafe ve restoranları da keşfetmeye fırsatım oldu.

Ziyapaşa’da yeni açılan Ciğerci Abuzer, kesinlikle Adana lezzetleri listesine eklenmeyi hak eden bir adres.

FullSizeRender 5 kopya.jpg

IMG_7709.JPG

Konsept cafelere ilişkin Alternatif Adana Rehberi en kısa zamanda karşınızda olacak. Siz şimdilik bu dörtlüyü Adana’ya yolunuz düştüğünde asla atlamamanız gerekenler olarak bir kenara not edin.

Alancha:

Bir gün oldukça geç bir saatte şirketten çıkmış, taksi camından mekanlarda oturan insanları izleyip eve giderken, bir anda hayatım boyunca, İstanbul’da hiç tek başıma bir bara veya konsere gitmediğimi fark ettim. Tek başıma dünya kadar seyahate çıkmış,  onlarca şehir arşınlamakta hiç tereddüt etmemiş ben, İstanbul’da hiç bir akşam bir yerde tek başıma oturup bir şeyler içmemiştim. Kimseyle planım yoksa, tek planım eve, spora, alışverişe, kuaföre filan gitmek oluyordu.

IMG_0139.JPG

İnsanın hayatında mutlaka yapması şart bir şey değil tabii ki bu ama deneyimlemeyi seven biri olarak, o akşam kendimi Alancha’nın barında buldum. Kokteyller oldukça sıra dışıydı, sumaklı kokteyl bile var! Sahnede de Maya ile sevgili Cenk Taner Dönmez vardı. Enerjileri ve sahne performansları çok çok iyiydi. Arada sırada çeşitli mekanlarda çıkıyorlar, takipte kalın. Ayrıca Cenk’in cover’larından en sevdiğimi de şuradan dinleyebilirsiniz.

Anadolu Feneri:

Bütün hafta boyunca hem çok çalışmış, hem de çok partilemiş çok yorgun bir insanın cuma günü için planı ne olmalıdır? İkitelli’den çıkıp Anadolu Feneri’ne rakı içmeye gitmek, akla gelebilecek son planlardan biri olur muhtemelen.  Ve tabii ki benim tercihim bundan yana oldu.

20183.jpg

Köyün içinde oldukça salaş bir mekanda, olağan üstü kalkanların arasından geçip, eski tip sobada kızaran ekmek kokularının arasında olağanüstü bir üçüncü köprü manzarasına karşı oturuyorsunuz. Karidesin tadı damağımda, uber’deki danslarımız gülümsemelerle aklımda… Havalar ısındıktan sonra, gün batımı izleyebileceğimiz bir saatte tekrar gitmek kesinlikle yapılacaklar listemizde.

Beklemek: 

Beni tanıyanlar bilir, ben yıllardır ayda en çok bir hafta sonunu İstanbul’da geçiriyordum. Cumaları iş çıkışı havalimanı yolu tutmak, hayatımın olağan bir parçasıydı. Hayatımda ilk defa İstanbul’da bekleyen oldum.

Bu sürede bana eşlik eden sevgili Aykut, “Sezen canım şimdi dürüst olalım, evde oturup on gün yol gözlemiş gibi konuşuyorsun. Sen de gayet gezip tozup partiledin. Beklediğin topu topu bir gün.” derken haklı da olsa, o uçağın rötar yapıp bir türlü gelemediği pazar günü gerçekten birini bekledim.

IMG_0798.JPG

Bir yandan geride kalıp bekleyen olmak seyahatten dönen olmaya kıyasla çok sıkıcı bir şeymiş onu anladım, diğer yandan da heyecanla beklediğin, yalnızca geri döndüğü ve az sonra görüşeceğin için gözlerini ışıldatan biri olması o kadar güzel ki!

Chefs Table:

Son zamanlarda en keyifle izlediğim Netflix serisi. Dünyanın çeşitli yerlerinde, yepyeni yaklaşımlar sunan ve sıradışı hayatlara sahip şeflerin hayatlarını, restoranlarını ve yaptıkları yemekleri anlatıyor. Her bölüm bambaşka bir restoran, bambaşka bir ülke, bambaşka bir şef.

İzlerken dünyanın değişik yerlerini geziyorsunuz, olağanüstü güzel görünen yemekleri izliyorsunuz ve yemekler hakkında bir sürü şey öğreniyorsunuz. Hiç aklımda olmayan bir kaç istikamet -Slovenya gibi- Chefs Table izlerken aklıma düştü.

Ve annemin içindeki ilham da bu seriyi izledikçe ortaya çıktı, bir anda yaptığı her yemeğin sunumu level atladı. Evet, aşağıdakiler annemin Chefs Table sonrası tabaklarından yalnızca iki tanesi:

IMG_3357.JPG

IMG_6734.JPG

Yemeğe ve seyahate meraklı herkese bu seriyi şiddetle tavsiye ediyorum.

Crop-top: 

Her dönem taktığım bir tarz olur benim. Bu aralar gündemimdeki parçalar kesinlikle crop-toplar. Dışarıda kar yağarken bile giymeye de, yenilerini almaya da doyamıyorum.

Üstüne bir kazak geçirdiğinizde gayet spor bir kıyafet kombinasyonu yapabiliyorsunuz, üstünüzdekini çıkarttığınız anda İstanbul’da her mekanda dans etmeye hazır hale gelebiliyorsunuz. Seksi ama abartılı değil ve kesinlikle çok pratik.

Crop-top’lara yaz tatili parçası muamelesi yapmaktan vazgeçmeyi deneyin, bayılacaksınız. Ayrıca evet onları giydiğiniz sürece, karın kaslarınızı çalıştırmaktan vazgeçme lüksünüz olmaması da diğer faydası.

Cüneyt Özturk: 

Bu aralar dinlemeye doyamadığım setlerden biri, Cüneyt Ozturk’un Burning Man seti. Özellikle bilgisayarda uzun sürecek bir iş yapıyorsam, kulaklıklarımı açıp bu seti dinliyorum. Egzotik bir yerde, uçuşan tüllerin arasındaki minderler oturmuşum da, bikinimle hindistan cevizinin içinden kokteylimi içerek çalışıyormuşum gibi hissettiriyor. Özellikle 22. dakikadan sonrasına bayılıyorum.

Dans: 

Bu günlerde aşırı stresli bir projede aşırı yoğun çalışırken, hala gülücükler saçarak ortalıkta geziniyorsam, bunun sırlarından biri kesinlikle dans etmek. Bu aralar hiç olmadığı kadar çok dans ediyorum, clublarda, evlerde ve hatta uber’de…

Dragon:

Bilgisayarımı yanımdan ayıramamamın, çoğu gece yatağa tomar tomar kağıtla girmemin, cumartesi pazar dinlemeden sürekli çalışmamın sebebi olan proje. Son bir kaç aydır hayatımda en çok zamanımı alan şey. Detaylar çok yakında her yerde.

IMG_1143.JPG

Easy: 

Uzun zamandır ilk defa bir playlist’i içindeki hiç bir parçayı atlamadan, hepsini ayrı ayrı çok severek dinliyorum. Keyif çatarken, duş alırken, dışarıya çıkmaya hazırlanırken, çalışırken, arkadaşlarınızla sohbet ederken, her anının arkasına yakışabilecek bir playlist. Benim için pazar günleri ile, bitmeyen sohbetlerle, pancake ile, güzel kollarla özdeş.

Flamme: 

Son bir ayda en çok gittiğim ve her gittiğimde farklı bir yere gitmişim hissi veren mekan. İçerideki kitlenin tarzı da, yapılan müzik de sürekli değişiyor. Gitmeden önce nasıl bir ortamla karşılaşacağımızdan asla emin olamıyoruz. Yine de her gittiğimizde gerçekten dans ediyoruz, gerçekten çok eğleniyoruz. Özellikle sevgililer gününde İlhan Erşahin bir harikaydı.

IMG_9799.JPG

IMG_9807.JPG

Free Fall:

Hazal Fırat’ın kadın haklarına dikkat çeken eseri. Şu anda giyilebilir sanata dönüşen parçaları Çin Halk Cumhuriyeti’nde sergileniyor.  İstanbul’da da şahane projeleri olacak çok yakında, kendisini şuradan takip edebilirsiniz.

Fuck Me Fuck You:

Sarah Bahbah, son zamanlarda instragram’da en keyifle takip ettiğim hesap. Şiddetle tavsiye ederim.

a18b95d6faf66f125c43699367f802c7.jpgjell_1.jpg

(Devamı çok yakında!)

Keyifle, keşifle, devamının geleceğinden umudunuzu kesmeden kalın!

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s