San Francısco’dan Alışveriş Günlükleri: Alameda Poınt Antıques Faır ve outletler

Annemle en keyif aldığımız aktivitelerden biri bit pazarına gitmektir. Dünyanın neresine gidersek gidelim, bit pazarlarını mutlaka araştırır, hangi gün nerede kurulduklarını kontrol eder, gerekiyorsa seyahat tarihlerimizi ona göre planlarız.

Bit pazarlarında dünya kadar çer çöpün arasında define avına çıkmak bize sonsuz bir haz verir. Hiç yorulmadan, hiç sıkılmadan, kurcalar, yoklar, gezeriz bu pazarlarda. Her seferinde hem muhteşem ganimetler topladığımız gibi, hep kahkahalarla anlattığımız hikayeler de kalır bize.

Roma’da sabahın 5:00’inde hiç bir şey kapılmadan pazara ilk giden olma aşkıyla taksiye bindiğimizde taksici “Pazar yok ki.” dediğinde, adamı “Nasıl yok, bu gün pazar Porto Portese’nin günü!” diye azarladığımızda, “Yani daha saatler var açılmasına.” demişti şaşkınlıkla. Biz sakince arkamıza yaslanıp “Amaan ya, sür sen, anlamazsın.” demiştik.

Bir bit pazarında daha gün doğmadığı için renkleri daha ayırt edemezken tezgah kurcaladığımız “Bu siyah mı sence, gri mi?” diye sorduğumuz bir sabah; aldığım daktilonun havalimanında güvenlikten geçememesi ve ben uçağı yakalama derdindeyken memurun “Bana satman için yapıyorum. Kaça verirsin bunu bana?” diye pazarlığa başlaması; Porto Portese’de aldıklarımızı elimizde taşıyamadığımız için bir market arabası almamız ve içine koyduğumuz eşyaları insanların sattığımızı düşünüp, kapışması, bizim aynı dili konuşamadığımız insanlara “Biz satıcı değiliz, bunların hepsini aldık, müşteriyiz.” diye açıklama çabamız; yok pahasına aldığımız kaşıkların eve gelince Cristofle olduğunu fark etmemiz gibi o kadar güzel hikayelerimiz var ki.

O yüzden San Francisco programımızda kesin olan bir şey vardı ki, pazar sabahı her ayın yalnızca birinde kurulan ve California bölgesinin en büyük bit pazarı olan Alameda Point Antiques Fair‘e gidecektik. San Francisco’da yaşayan erkek kardeşim, “Bir sürü bit pazarına meraklı arkadaşım var, burayı hiç biri bilmiyor. Nereden buldunuz siz? Pek de bilinmiyor, beklentinizi çok yükseltmeyin.” dese de dünya kadar yolu sürüp bizi oraya götürmeyi neyse ki kabul etti.

Çünkü iyi bit pazarcılar olarak biz kendimize güveniyorduk, kimsenin hiç bir şey bulamadığı tezgahlardan hep harikalar bulup çıkartan ekiptik biz.

Oldukça fakir bölgelerden geçerken, pazara yaklaştıkça arabaların ve giyim kuşamların değişmesi de pazara karşı beklentimizi yükseltti. Kapıda daha önce hiç bir bit pazarında görmediğimiz bir uygulama vardı. Biletle giriliyordu içeri ve belli saat dilimlerine göre bilet satılıyordu. Biletimizi aldık, kapıda saatimizin gelmesini beklemeye başladık.

Annem içeriden çıkanların elindekileri görünce “Fuck the ticket, hadi girelim içeri.” emrini verdi.

Hayatımda gördüğüm en büyük bit pazarı olduğunu söylemeliyim. Daha önce bu kadar güzel mobilyayı hiç bir tasarım mobilya mağazasında bile görmedim. Ayrıca bit pazarı tezgahından ziyade modern sanat müzesi eserine benzeyen tezgahlar da vardı. Her dönemin o kadar muhteşem kıyafetleri de satılıyordu ki, festivalciler ve vintage giyinenler için tam bir vahaydı.

Ellerimizde buz gibi biralarla, bu pazarda büyülenerek saatler geçirdik. Bir sürü ganimet kaptık ama günün en büyük ganimeti açık ara benim kaptığım Flemington Furs’un şahane kürkü oldu. Bu sene havanın soğumasını beklemek için iyi sebebim kendisi.

Diğer alışveriş adreslerine gelince, doların geldiği son noktada bu yazıyı yazmam oldukça manidar farkındayım. Ben eylül ayında oradayken doların 8TL civarında olduğunu düşünürsek, satın aldığım her şey giydiğim günlerde eskimek yerine tahminimden çok daha fazla değer kazanmış durumda. Kendi kendime “Ay canım çantam sen bu gün daha mı değerli oldun?” diye eğleniyorum onları kullanırken.

Yine de doların TL karşısındaki pahalılığına rağmen, gayet karşılanabilir fiyatlı ürünler bulabileceğiniz iki adresi de buraya not düşeyim. Amerika’da nereye yolunuz düşerse düşsün bu iki mağazayı kontrol edin.

Bunlardan ilki TJ Max. San Francisco’da Serramonite alışveriş kompleksinin içinde, Nordstorm Rack ile yanyana. İkincisi de Ross, San Francisco’da Union Square’de.

Ben mesela dayanıklı, kaliteli ve havalimanında asla başkalarıyla karışmayacak valizler seviyorum. Türkiye’de hala bu şartları sağlayan bir valiz bulamıyorum ve hala bütün kullandığım valizleri Amerika’dan alıyorum. Elbette yalnızca valizleri almakla kalmadım, üç valizi tıka basa dolduracak kadar alışveriş yaptım. Yine de şimdi Zara’nın filan zamlı fiyatlarını gördükçe aldığım her şey için “İyi ki.” diyorum. Ralph Lauren’leri, DKNY’leri, Juice Coutre’ları, Tahari’leri ve Ferragamo’ları aldığım fiyatlar şu an çok standart Zara, Mango gibi mağazaların fiyatları ile aynı.

Ayrıca bir de Macy’s’in normal fiyatları aşırı ucuz olmasa da, her katta mutlaka bir promosyon askısı oluyor, pazar gibi üst üste alt alta bedenler karışık asılmış ürünler. Onları da kurcalarsanız harikalar bulabilirsiniz.

Amerika’dan alışveriş yapacak halimiz mi kaldı sen de, ne anlatıyorsun bunları bize?” diyenler sizi de dünyanın her yerinden topladığım nefis parçaları çok uygun fiyatlara yeni sahiplerine kavuşturduğum Mushaboom Dükkan‘a beklerim. Bu aralar aşırı çok çalışmaktan pek fırsat bulamamış olsam da, her ay bir sürü yeni parça ekliyorum.

Bunu da çok matrak bulduğum için paylaşmadan geçemeyeceğim, marketlerde uyuşturucu testi satılıyor. “İşteydim valla aşkım çok yorucu bir gün geçirdim.” diye eve gelen sevgiliye mi yapılıyor, çözemedim. Ne dersiniz? 🙂

Keyifle kalın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s