Bu blogu yazmaya başladığımda sloganını “Hızlı değil, hazlı hayat” koymuş olsam da, bir türlü kendini yavaşlatamayanlardan, hayata karşı sonsuz bir merak ve enerjisi tükenmeyenlerden biri olarak, hem hızlı hem de hazlı bir hayat sürüyorum. Hiç hız kesmeden…
Yılın çeyrek dönemlerinin sonlarında, kurumsal şirketlerin faaliyet sunumları yapıp, stratejik ve bütçe planlarında nerede olduklarını kontrol etmeleri gibi, durup kendi hayatımın bir çeyrek raporunu çıkartmayı seviyorum. ‘Geride kalan üç ayda neler yaptım, nelerde iyi, nelerde kötüydüm, yapmam gerekirken atladığım neler var, önümüzdeki günlerde daha çok gündemime almam gereken konular neler, bu dönemde kendime veya hayatıma dair yeni farkına vardığım bir şeyler var mı?’ gibi şöyle bir genel analiz yapmak bana iyi geliyor.

2023 yılının ilk çeyrek raporunda şöyle yazmıştım: 2023 yılının ilk üç ayı içinde, bin saatin üzerinde çalıştım, terfi ettim, bir sevgili eskittim, yeni kalp çarpıntıları yaşadım, 10.764 km uçtum, 2.240 km araba ile seyahat ettim, bahara hazırlanmak için bir de bakım maratonu devirdim.

2023 yılının ikinci çeyreği için durup bir geriye baktığımda çıkan sonuç açıkçası beni bile şaşırttı. Birinci çeyrek içinde Tayland‘dan döndüğüm ve bu kilometre bazında oldukça uzun bir uçuş olduğu için o kadar kilometre yol devirmem oldukça normaldi; ama ikinci çeyrekte yaptığım mesafenin toplamına bakınca, “Eee ben üç ay boyunca sürekli yollardaymışım.” dedim kendi kendime bile şaşırarak. Toplamda 9.840 km uçmuş ve 4.599 km de arabayla ve otobüsle yolculuk yapmışım.
Bunların arasında bir ucundan diğer ucuna kadar talan ettiğimiz Mısır, festivaller için yolunu tuttuğumuz Bodrum ve Babakamp, ek olarak programa eklediğimiz Dalyan ile İstanbul – Teos arası git gellerim var.
Bu dönemde eski sevgilimle aslında ne kadar kısa bir zaman diliminde ne kadar çok şey paylaştığımızı şaşkınlıkla fark ettik; pek çok şarkı, yemek, sosyal medyada dolanan pek çok bize birlikte paylaştığımız bir anı hatırlattı, birbirimize sürekli olarak bir şeyler yollarken bulduk kendimizi. Buna rağmen, o hayatımdan çıktığından beri daha huzurlu bir kadın olduğumu çok net biçimde gözlemliyorum. Ruhsal olarak dengeli olmayan, küçücük aksaklıklarda büyük düşüşler yaşayan, genel olarak şartlar ne olursa olsun keyif alma çabası yerine söylenmeye meyilli insanların bana iyi gelmediğini ve onlardan uzak durmam gerektiğini artık biliyorum.
Bu arada elbette her zaman bu konuda şanslı bir kadın olarak, bu dönemde de kalbimin atışını hızlandıran, yüzüme flörtöz gülücükler konduran, birlikte kısa da olsa güzel zamanlar paylaştığım bazı adamlarla kesişti yolum. Ancak ben belli bir yerde sabit değildim ve sürekli olarak o kadar yoğundum ki, hiçbiriyle istikrarlı bir şekilde görüşmeyi başaramadım. Bu sebeple güzel olabilecek bir şeyleri harcadım mı asla bilemeyeceğim – ancak yaptığım bütün seyahatler o kadar güzeldi ki, asla pişman değilim. Olması gereken her şey zaten olur, rahatlığının had seviyesindeyim bu aralar.

Bütün bu yolculukların arasında her hafta ortalama (yol süreleri, aralardaki oyalanmalar vs hariç kılçıksız net faturalandırılabilir) 53 saat çalışmışım. Yeni görevimin bir gereği olarak, kontrol ve koordine etmeyi, yönlendirmeyi, süreç tasarlamayı pratik ettiğim kadar; kendi süreçlerini yönetemeyenlere, plan program yapamayanlara ve doğru biçimde yürütülmeyen süreçlerin sebebiyet verdiği zaman ve enerji kaybına da sık sık çıldırdığım bir dönem olduğunu söyleyebilirim.

Ben uçlarda kurguladığım hayatımla gerçekten sonuç ortaya koyacak, aynı zamanda kendimi mutlu tutacak bir düzen yaratmışken; şirkete gelip kahvaltı ettikten sonra 10:00’da bilgisayarını açan, bir buçuk saat sonra iş arkadaşlarıyla öğlen ne yesek sohbeti yapan, sonra iki saat öğle yemeği yedikten sonra şirkete geri dönen, bir saat çalıştıktan sonra tatlı siparişi hakkında laflamaya başlayan bir çalışan güruhla ve bu şekilde göz önünde şirkette olmayı ‘çalışmak’tan sayan geleneksel bir çalışma anlayışındaki bazı kişilerle mücadeleye harcadığım enerjinin beni çalışmaktan daha çok yorduğunu keşfettim bu dönemde.
Arada sırada niyetlendiğim element yogalarına hiç bulaşmadığım bir dönem oldu. Diğer yandan bol bol yüzdüm, yürüdüm ve Isle of Escape ile Beyond Festival boyunca çılgınlar gibi dans ettim. Genel olarak çok bilinçli beslenmesem de, çok fazla karbonhidrat tüketsem de, gündelik hayatımın hareketliliği sayesinde kendimi oldukça fit hissettiğim bir dönem olduğunu söyleyebilirim.

Kendime çok baktığım bir dönem değildi, daha önce yaptığım bakım maratonunun ve bronz tenin ışıltısının ekmeğini yedim. Güneş koruyucumu ve kırmızı rujumu sürüp gayet ışıldayarak gezindim ortalıkta. Ek olarak bir de kalıcı dipliner yaptırdım Ema Beauty’de. Çok konforlu bir işlem değil, göz kapağında bir iğnenin gezmesi çok rahatsız edici yaptırırken, yine de “Eyeliner çekemiyorum” diye söylenip durmaktan ve çekemediğim eyeliner ile panda gibi ortalıkta gezmekten kurtardım kendimi. Ayrıca bütün bu uykusuzluğuma rağmen gözlerimin daha dinç ve belirgin olmasını sağladı. Daha önce yaptırmadığıma pişmanım. Artık geldiğim yaşlarda ve bu yoğun hayat temposunda her ay kalıcı bazı dokunuşlara yatırım yapmam gerektiğini biliyorum.
Bu süre boyunca neredeyse hiç dışarıda yemek yemediğimi fark etmek de beni oldukça şaşırttı. Ben İstanbul’da yeni açılan restoranları merak eden, sık sık dışarıda yemek yiyen biriydim. Bu geride kalan aylarda bu alışkanlığımı tamamen kaybetmişim. Seyahatlerimde elbette dışarıda yemek yiyordum; ancak bu geride kalan üç ayda İstanbul’da geçirdiğim günlerde hiç dışarıda yemek yemedim ve arkadaşlarımla hiç şöyle güzel uzun uzun bir yemek masasında oturmadım. Önümüzdeki günler için planlarım arasına ekliyorum bunu.


İstanbul’da gece dışarı çıktığım zamanlarda da elbette eğlendim çünkü yanımda çok sevdiğim insanlar vardı; ancak back stage‘te dahi DJ’i bile doğru düzgün görmediğim, dans edecek alanım olmayacak kadar sıkışık bir yerde içki sırası beklemenin benim eğlence anlayışıma çok uymadığına bir kere daha karar verdim.
Dolayısıyla bu üç ay boyunca İstanbul’da geçirdiğim günlerde de pek dışarı çıkmadım, evde kendime pratik ve sağlıklı yemekler hazırladım, çok çalıştım, Mushaboom Dükkan‘a bol bol kıyafet yükleyip onları yeni sahiplerine kavuşturarak dolabımı ferahlattım, bol bol blog yazdım, fotoğraf arşivledim, kendi başıma vakit geçirdim.
Bu çeyreği kapatır kapatmaz da pılımı pırtımı toplayıp Teos’a göçtüm. Terastaki şahane manzaralı ofisimde çalıştım, annemin leziz yemeklerini yedim, akvaryum denizimde yüzdüm. Bir de bu sefer, çok uzun zamandır hayalini kurduğum gibi bir parti oldu buradaki sahilimizde. Bir hayalimin gerçekleşmesi gibiydi, çok sevdim. Böylece bugüne kadar benim huzur sığnağım olan Teos, artık bir de şahane atmosferli partilerin de adresi olmaya başladı.
Geçtiğiniz yolların ve hissettiğiniz duyguların farkındalığıyla, arada sırada hayatınızı ve kendinizi tartarak, geçirdiğiniz günlerin bilançosunu çıkarttıktan sonra hep geleceğe bakarak kalın!

“2023 2. çeyrek raporu: 14.400 km yol, iki festival, çok saat iş, az saat uyku” üzerine bir yorum