Kars 1. gün: Kars Kalesi, Peynir Alışverişi, Türbe Dilekleri, Lokal Lezzetler

Perşembe sabahı uyandığımda düpedüz heyecanlıyım. Kars, Türkiye’de sıradan bir haftasonu kaçamağının ötesinde kalbimin atışını hızlandırıyor. Hem organizasyonunun güçlüğü ve tren bileti almak konusundaki büyük çabamızın etkisi var bunda, hem uzun zamandır aklımda ve kalbimde olan bir istikamete sonunda yolumu düşürüyor olmamın…

Haftasonu planlarımı soranlara “Kars’a gidiyorum.” diyorum yüzümde kocaman bir gülücükle. İki uçta tepkiler alıyorum: “Kars mı? Ne alaka? İş için mi?” diyip burun kıvıranlar ve “Ah ben de çok istiyorum Kars’a gitmeyi.” diyenler…

Hayatımda daha önce hiç -29 derece soğuklukta bulunmadığım için de heyecanlıyım. Kabin boy bagajımı hazırlamaya başladığımda ve içine iki tane kalın kazak koyduğumda dolunca, bu seyahatin kabin boy bagajla olmayacağı ile yüzleşmiştim. Kar pantolonu, kazaklar, kar botları, çoraplar derken kocaman valizimi tıka basa doldurmuş olarak evden çıkıyorum.

IMG_6620.jpg

İstanbul her zamanki trafik cilvesini yapıyor ve havalimanına planladığımdan oldukça geç varıyorum; ama içim rahat çünkü CIP giriş hakkım var. Reklamlar gibi olacak; ama son bir senedir deneyimlediğim bir konfor bu. Sıkça bana bu konuda sorular soranlar oluyor, bu vesileyle kısaca bundan da bahsedeyim: THY’nin yolcu sadakat programı olarak nitelendirebileceğimiz bir Miles&Miles üyeliği var. Kredi kartı kullanmadan da, Miles&Miles üyesi olabilirsiniz. Yaptığınız her uçuş ile statü mili kazanıyorsunuz. (Statü mili konusunda her geçen gün biraz daha cimri olmalarını şiddetle eleştiriyorum o ayrı.) Classic olarak başladığınız üyeliğiniz, 25.000 statü mili topladığınızda classic plus’a terfi ediyor. İşte konforlardan faydalanmaya o zaman başlıyorsunuz. Business check-in gibi bazı avantajlar beni alakadar etmiyor; ama ek bagaj hakkı ve özellikle CIP kullanımı harika. CIP’de diğer lounge’larda olduğu gibi yiyecek içecek var elbette; ama asıl güzel yanı bence bu değil. Tamamen ayrı bir güvenlik kontrolünden, itiş kakış olmadan geçiyorsunuz. Ve daha güzeli, bütün yolcular uçağa bindikten sonra, “last call” sonrası siz salondan özel bir minibüs ile uçağa alınıyorsunuz. Yani CIP kullanmasam, kapanan kapıda görevliye uçağa binmek için yalvaracağım zamanlarda, oturup gayet lezzetli yaptıkları kısırımı yiyip, kahvemi içerek beni uçağa götürecek minibüsümü bekliyorum.

Çeşme’de Before Sunset’teki partide sabahlayıp, doğrudan şirkete gitmeye kalkıp, İzmir havalimanında duş alıp kahve içmemi sağladığı günden beri herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Belgrad ve Viyana uçuşlarımda süpriz ve ücretsiz business upgrade’lerini saymıyorum bile.

İsterseniz Garanti Bankası’nın Miles&Smiles kredi kartı ile de bu üyeliğinizi birleştirebiliyorsunuz. Ancak burada bilmeniz gereken önemli detay şu; kredi kartından yaptığınız harcamalar ile kazandığınız miller, statü mili değil. Yani upgrade etmenizi sağlamıyor, uçak bileti almanızı sağlıyor yalnızca.

IMG_6585-001.jpg

Kars uçuşunun yanında kırmızıyla “Last Call” yanıp sönerken, bir yandan kısırımı yiyorum, bir yandan, Kars ile ilgili çeşitli yerlerden topladığım yazıları okuyorum.

Kars, Selçuklu’nun Kafkasya’dan Anadolu’ya girdiği nokta olduğu için, Selçuklu mimarisinin izlerini de taşıyor. Diğer yandan 19. yüzyılda Osmanlı ile Rusya arasında birkaç kez el değiştirdiği ve 1917 yılındaki Bolşevik Devrimi’ne kadar Rusya’ya bağlı olduğu için, Rus mimarisi de şehirde baskın.

Kars tarihinde okuduklarım arasında beni en şaşırtanı ise, açık ara Cenub-i Garbi Hükümeti oluyor. 20. yüzyıl başında Kars’ta yaşayan Kürt, Azeri, Ermeni ve Rum entellektüelleri, bölgedeki karışıklığı fırsat bilip, kendi temsilcilerini seçerek bir hükümet kuruyorlar. Padişah topraklarında bir Cumhuriyet! Ömrü çok kısa olsa da, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımış olmaları ve demokratik bir anayasa benimsemiş olmaları sebebiyle oldukça sıra dışı.

IMG_6601.jpg

Birkaç saat sonra Kars’a ayak basıyoruz. Uçaktan iner inmez, sevinç çığlıkları atmaya başlıyorum. Cam ağırlıklı bir mimariye sahip havalimanı binası, tavanından sarkan devasa buzullarla bir masal evi gibi görünüyor. Telefonumu açar açmaz, kalacağımız otelden aranıyoruz, bizi almaya gelecekleri için inip inmediğimizi teyit ediyorlar ve bizi alacak arabanın plakasını veriyorlar. Kapının önüne çıkıp gri Ford’u beklemeye başlıyoruz. Birkaç saniye sonra Gri Ford bir arazi jipi geliyor. Resmi siyah plakalı aslında araç; ama biz hiç uyanmıyoruz. Direk arabaya binmek üzere yanaşıyoruz. Direksiyondaki adam şaşkınlıkla soruyor: “Siz de bizimle mi geliyorsunuz?” diye. Bu sefer biz şaşkın şaşkın, jeep’in arkasına yüklenen siyah kutular içindeki müzik aletlerine bakıyoruz. Oldukça karizmatik bir adam, “Bize katılmanızı çok isterdim; ama gördüğünüz gibi pek yerimiz yok.” diyor. Başlıyoruz kahkahalar atmaya. Kars seyahatimiz güzel geçecek, o saniye emin oluyoruz.

img_6596

 

Ardından başka bir gri Ford geliyor, siyah deri eldivenleri ile çok sempatik bir adam arabadan inip valizlerimizi bagaja yerleştiriyor ve bize şehirde ufak bir tur attırarak, otelimize getiriyor. Valizlerimizi bırakır bırakmaz otelden çıkıyoruz. Çıkmadan önce resepsiyona önemli bir sorumuz var: “Kilit nereden alabiliriz?”

“Kilit mi? Bildiğimiz kilit mi?”

“Evet, asma kilit.”

Çünkü ben bir yerlerde, Kars Kalesi’nde bulunan Celal Baba türbesine kilit götürüp, kilidi açıp orada dilek dilersek gerçekleşeceğini okudum. Bu yüzden önceliğimiz kilit bulmak. Bize tarif edilen çarşıya gidiyoruz. Kilitleri beklediğimizden çabuk buluyoruz. “Hayırlı olsun.” diyen satıcıya, bir ağızdan ve bağırarak, “İnşallaaaaaaah!” diyoruz. Arkamızdan şaşkın bakan adamı geride bırakarak dükkandan çıkıyoruz.

img_9422

IMG_9424.JPG

İkinci önceliğimiz Kars peyniri almak. Çünkü en son Urfa seyahatimizde, alışverişi son güne bırakıp, son gün inanılmaz keyifli sürpriz bir maceraya atıldığımız için elimiz bomboş dönmüştük. Bu sefer alışverişi ilk günden aradan çıkarmak istiyoruz. Karslı olan arkadaşlarımızın da alışveriş yaptığı ve şiddetle tavsiye ettiği Özkar‘a gidiyoruz. Vakıfbank’ın sokağında bulunan bir dükkan burası. Zaten Kars merkez bizim anladığımız kadarıyla tamamen Vakıfbank’ın etrafına kurulmuş, nereyi sorduysak, Vakıfbank’tan tarif ettiler. Eski kaşar, taze Kars kaşarı, gravyer tadıyoruz, hepsine bayılıyoruz. Peynir ve ballarımızı alıyoruz, bir jest yapıp, otelimize teslim edeceklerini söylüyorlar. Böylece elimiz kolumuz boş, Kars Kalesi’nin yolunu tutuyoruz. (Bu arada, bütün Türkiye’ye gönderim yapıyorlarmış, sipariş vermek isterseniz telefon numaraları: 0474 223 20 93)

img_6619

IMG_6618-001.jpg

IMG_9444.JPG

img_6610

IMG_9454.JPG

img_6608

12 Havariler Kilisesi, daha önce Ermeni Kilisesi olan Kümbet Camii’ne ve Evliya Camii’ne selam verip, Kars Kalesi‘ne tırmanmaya başlıyoruz. Kars Kalesi, Selçuklular tarafından yapılmış ve daha sonra Sultan III. Murat döneminde eski temelleri üzerine yeniden inşaa edilmiş. Kars Kalesi’ne tırmanırken, Kars’a tepeden bakmanın keyfini sonuna kadar sürüyor, sonra türbede kilitlerimizi açıp dileklerimizi diliyoruz. Kışın giderseniz yanınıza naylon poşet almanızı da şiddetle tavsiye ederim. Buz tutmuş karların üzerinden aşağı inmeye çalışmak yerine, poşetlerinizle aşağı kayıp, panik yaşamak yerine, eğlenebilirsiniz.

IMG_9450.JPG

IMG_9449.JPG

IMG_9465.JPG

img_6608

Kars şehir merkezinde biraz yürüyoruz. Yürüdükçe hayal kırıklığına uğruyoruz. Çünkü hayalimizde böyle tarihi bir Rus kasabasında gezineceğimizi canlandırmıştık. Gerçekler ise pek öyle değil. Binalar şahane mimarilere sahip olmakla birlikte, hepsinin üzerinde kocaman metal ve zevksiz tabelalar var. O yüzden bir Rus masalından çok, tipik bir doğu kasabası sakilliği ruhu taşıyorlar.

IMG_9470.JPG

Hayal kırıklığımız ile soğuk birleşince kendimizi çok davetkar görünen Kamer Restoran‘a atıyoruz. Rus böreği olarak nitelendirebileceğimiz piroşki, Kars mantısı hangel, soğan soslu bonfile siparişi veriyoruz. Hepsi çok lezzetli.

IMG_9479.JPG

IMG_9488.JPG

Karnımız doyup, içimiz ısındıktan sonra, kendimizi tekrar sokaklara vuruyoruz. Gazi Ahmet Paşa Muhtar Caddesi’nde nispete daha iyi korunmuş binaları görünce mutluluktan uçuyoruz. Benim asıl favorim ise, gerçekten çok güzel restore edilmiş ve ışıklandırılmış Serhat Kalkınma Vakfı Ajansı’nın binası oluyor.

Elimizdeki eldivenlere ve ayağımızdaki kat kat yün çoraplara rağmen, donduğumuzda, “Hadi diyoruz, sıcak bir duş alıp kendimize gelelim.”

Aldığımız peynirleri oteldeki dolaba sığdırma savaşı verip, türbeye dilek dileyerek bıraktığımız kilitleri yastığımızın altına yerleştirdikten sonra, sıcacık yorganın altına sığınıp, ertesi gün yapacağımız Ani Harabeleri ve Çıldır Gölü ziyaretleri için heyecanlanarak kendimizi uykuya teslim ediyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s