Not Defterim: Gizli Anların Yolcusu, Set Up, Denmas, Gastra, Minimalleşme Çabaları, Kahve Festivali…

Bir gün şirket asansöründe yüzümü aynanın dibine yaklaştırıp, garip mimikler yaparak gözümün kenarındaki kaz ayaklarını kontrol ediyorum endişeyle. Ertesi gün o endişelerimin inadına karnıma ağrılar girip gözlerim çizgilere dönüşene kadar gülüyorum kahkahalarla…

Bir gün kolumu kaldırmaya halim olmuyor, beni arayanlarla telefonda konuşmaya bile üşeniyorum. Yabanileşiyorum. Ertesi gün sabahlara kadar dans edip, durmaksızın konuşuyorum içim içime sığmıyor. Enerjim içimden etrafa taşıyor.

IMG_4065.JPG

Bir öğünde tantuni üzerine baklava gömüp, sonraki öğünde sağlıklı beslenme takıntısına kapılıp sağlıklı tarifler peşinde koşuyorum.

IMG_5002.JPG

İşten çıkıp, mba dersine girdiğim dört günün ardından, fellik fellik her haftasonu başka bir yola düştüğüm şu dönemde, ruhsal iniş çıkışlarıma balans ayarı çekecek zaman bulamadığım için uçlarda savruluyorum.

Bütün bu curcunada keşfettiklerim, not aldıklarım karşınızda:

Gizli Anların Yolcusu – Ayşe Kulin

Akıl almaz bir araştırmaya dayandığı her satırından belli, tarihi şahane biçimde harmanlayarak yazdığı romanlara alıştığımız Ayşe Kulin’in kaleminden, alıştığımızın dışında bir roman bu.

Heyecanla ve büyük bir hızla okurken; kitaptaki her karakteri önce sevip, sonra ondan nefret ettim. Sıradışı ve okuyanı zaman zaman rahatsız edecek çapraşıklıklar içeren bir aşk hikayesi anlatılıyor. Kendinizi bir romana kaptırıp gitmek, sonra da bu roman üzerinden aşkı, evlilikleri, sadakatsizliği, tek eşliliği, iki yüzlülükleri hararetle tartışmak isterseniz tavsiye ederim.

Her bölümün başında da Tekin Gönenç’in dizelerinden parçalar var:  “Sen aşktan çıktın yola, görmüyor musun uyurgezer bir şarkının peşinde çoktan firardasın.”, “O şaşılası sen bir gün elbet kendine çıkacaksın içindeki yitik ülkenden.”

“İlk aşk sabun köpüğü gibi bir şeydir. Biraz da inattır biliyor musun, takıntıdır, gençler yaşamaktan çok hayalini kurarlar ilk aşkın. Rüzgar gibi gelir, geçer. Aslında yirmi beşinden önce aşk nedir pek anlamaz insan, şarap gibidir çünkü aşk, tadına varmak için olgunlaşmak lazım. Ayrıca, esas aşk, has aşk, olgun çağda gelendir ki, vurgun yemiş gibi olur insan, feleğini şaşırır.”

“Yüreğim dün akşam kollarımda tuttuğum genç insanı korumak, kollamak, onu mutlu etmek, gönlünü hoş tutmak, acılarını unutturmak istiyordu, bedenimse sadece onu! Ona dokunmak, sarılmak, gözlerinin içine bakmak, gür saçlarının arasına parmaklarımı daldırmak, sonra saçlarından çekerek yüzünü yüzüme yaklaştırmak, nefesini yüzümde hissetmek, dilimle dudaklarını aralayıp beyaz dişlerine değmek, onu öpmek, onu heyecanlandırmak, heyecanlandığını görmekten haz almak… “

Denmas Bistronomy 

İkitelli’de çalışmaya başladığımdan beri, o civarda çok leziz keşifler yaptım. Esnaf lokantalarında çok iyi tantuniler, kaburga dolmalar, kanatlar , köfteler, kurufasülyeler yedim. Yine de, bazen işte insanın canı, şöyle şık dekorasyonlu bir yerde oturmak istiyor, sanayi havasından uzaklaşmak… Böyle zamanlarda bir kurtarıcımız var: Denmas Bistronomy.

IMG_5534.JPG

IMG_5564.JPG

Tavuklu avokadolu pidesi benim favorim. Serpme kahvaltısı da oldukça güzel. Dekorasyonu ise, şehir merkezindeki cafelerin pek çoğuna on basar.

Yenibosna taraflarında olduğunuz zamanlar için, mutlaka aklınızın bir kenarında bulunsun.

Gastra

Beşiktaş’ın curcunasından nispeten uzak bir noktada konumlanmış Gastra’yı, Beşiktaş’taki diğer pub’lardan ayıran şey olağanüstü lezzetli Anadolu yemekleri. Ahşap ağırlıklı oldukça minimal dekore edilmiş, birkaç katlı bu mekanda, yemekler dekorasyonun mütevazılığının inadına oldukça iddialı lezzete sahip. Mercimekli kibbehten, tavuk ciğeri ezmeye kadar kolay kolay her yerde bulunamayacak seçeneklerden söz ediyorum. Hesap ise, bunun inadına oldukça makul geliyor.

IMG_3984.JPG

Beşiktaş’ta bir mekanda oturduğunuzda patates kızarması ve bira tabağı yemekten sıkıldıysanız, Eating_diaries sayesinde keşfettiğimiz bu mekanı şiddetle tavsiye ederim.

Cafe Setup

Kabataş Setüstü’nde konumlanmış Cafe Setup , ne zamandır görüşmeye niyetlendiğimiz Güzinim ile sponatane bir pazar sabahı buluşmasına ev sahipliği yaptı. Fakülteden en yakın arkadaşlarımdan, avukatlık yapmaya devam eden bir o kalmıştı. Onun da mesleği bırakıp Akyaka’ya taşınma macerasını dinlerken, Cafe Setup sokağa atılmış şezlongları, pazar kahvaltısına eşlik eden canlı jazz müziği ile bize harika bir ortam sağladı.

IMG_5244.JPG

IMG_5228.JPG

Gün içinde Kabataş’tan yolunuz düşerken, bütün curcunayı tepeden izleyerek keyifli bir mola vermek için, aklınızda listenizde bulunsun.

Bir Düğün, Bol Keyifli Detay, Bol Kahkahalı An

İki yıl önce Cappadox’ta tanıştığım, o günden bu güne geçen zamanda, sanki çok daha uzun yıllardır tanıyormuş kadar yakın hissettiğim sevgili Başak’ın Acarkent’teki düğünü, “Bir düğün nasıl olmalı?” konusunda örnek olabilecek kadar güzeldi.

IMG_5281.JPG

IMG_5308.JPG

Yemyeşil bahçenin dekorasyonundaki her bir detay inanılmaz zevkliydi. Bir kenara kurulmuş sushi bardan, misafirlerin üşümesi ihtimalinde dağıtılacak şala kadar her detay düşünülmüştü.

Gelinle damatın enerjisinin, bütün misafirlere yansıdığı yönündeki tezim bir kere daha doğrulandı. Gelin ile damat pistin ortasında, hiç durmadan o kadar keyifle ve o kadar mutlu dans ediyordu ki; günlerden pazar olmasını, ertesi gün işe gitmeyi hiç umursamadan, hepimiz saatlerce bütün kurtlarımızı döktük.

IMG_5343.JPG

Gecenin sonunda dağıtılan ve içinde Alka Seltzer, su, ağrı kesici, uyku gözlüğü, ağız gargarası, sakız ve bisküvi olan “Hangover Recovery Kit” de hem çok esprili, hem çok hayat kurtarıcıydı.

Yakın zamanda evlenmeyi düşünenlere ilham olması için paylaşıyorum.

IMG_5405.jpg

Penti #yazbenimle 

Penti’nin #yazbenimle kampanyasında, yaza aşık bir insan olarak, birinciliği kimseye kaptırmadım ve kolumda her görenin ilgisini ve dikkatini çeken Swatch’un Pop saatin de talihlisi oldum. Bir kere daha Penti’ye çok teşekkürler, saatimi gerçekten çok keyifle kullanıyorum. Parlak renkleri ile havanın beklediğimizden çok hızlı soğuduğu şu günlerde, saatlerime yaz neşesi dokunuşu yapıyor.

IMG_4095.JPG

Minimalleşme Çabalarım

Yolda bir şey okuyacak halim olmadığında TEDx konuşmaları dinlemeye bayılıyorum. The Art of Letting Go‘yu dinledikten sonra, her gün evden bir parça eşya azaltmaya karar verdim.

Defalarca bütün evde kapsamlı bir temizlik yapma çabasına kalkıp, her seferinde yorulup sıkıldıktan sonra, “Her gün 1 parça azalma” fikrinin çok daha uygulanabilir, can sıkmayacak bir yöntem olabileceğine inandım.

Bunu da oyun haline getirdim, her gün eve gelip, yorgunluk kahvemi içtikten sonra, “Bu gün evden ne gitsin?” diye bir define avına başlıyorum. Bir hafta boyunca, neden hala tuttuğumu bilmediğim oldukça eskimiş bir çift ayakkabıdan, eski tarihli birkaç dergiden, kağıt yığınlarım arasındaki bir tomardan, miladını doldurmuş bikini ve iç çamaşırlarımdan kurtuldum. Mushaboom Dükkan aracılığı ile kocaman bir poşet kıyafeti yeni sahiplerine yolladım. Okuduğum iki kitabı, beğenebileceklerini düşündüğüm arkadaşlarıma armağan ettim. İtalya’da karşı koyamayıp birden fazla aldığım Moschino’nun tasarladığı inekli Cola kutularından birini, inek koleksiyonu yapan harika bir kadına misafirliğe giderken hediye olarak götürdüm.

Kolajlar6.jpg

Her attığım parçaya da, bana o güne kadar eşlik ettikleri, işime yaradıkları için on saniyelik bir teşekkür seramonisi düzenledim. Yeni güzel şeylere hayatınızda yer açmayı deneyin. Sembolik de olsa o kadar güzel geliyor ki!

Coffee Festival 

Evden asla taze demlenmiş kahvesini termosuna doldurmadan çıkamayan ve gün içinde yeteri kadar çok kahve içmediğinde huysuzlaşacak kadar kahve bağımlısı biri olarak şehirde güzel kahvecilerin sayısının giderek artmasını ve kahve etkinlikleri yapılmasını bayılarak izliyorum.

IMG_5186.JPG

Küçükçiftlik Park’ta yapılan Coffee Festival de biletleri tükenecek kadar ilgi gören bir etkinlik oldu biliyorsunuzdur. Benim için bu festivali daha anlamlı kılan şey ise, hayatımdaki ilk iş yerimden  -Los Angeles Six Flags- tanıdığım sevgili Cem’in yeni kahve zinciriyle de tanışmama vesile olmasıydı. Önündeki kahve kuyruğu hiç bitmeyen bu stand, hem detaylarıyla, hem de sıradışı ekibiyle o kadar eğlenceliydi ki! Kahvemi de pedal çevirerek öğütme fikrine tek kelimeyle bayıldım. Çok yakında İstanbul’da da şubeleri olacak, diye müjdeyi de vereyim bu vesileyle.

Keşfederek, kahveyle, lezzetle ve arınarak kalın!

 

Reklamlar