Gelsin hayat bildiği gibi gelsin, işimiz bu; yaşamak

İnsanın hayatında üç ay çok kısa bir süreymiş gibi görünüyor. Göz açıp kapatıncaya kadar geçen bir süre…

Ben ise geride kalan üç ayda, bu sürenin bir kişinin hayatını baştan aşağı değiştirmeye yetebileceğini deneyimledim.

İlk önce yıllardır çalıştığım iş yeri ile bağlantım kesildi. Orada daha uzun yıllar çalışmayacağımı biliyordum; çünkü benim verdiklerim aldıklarımın çok üzerine geçmeye başlamıştı- yine de açıkçası bu kadar enteresan ve şirket tarihine geçer bir son olacağını tahmin etmemiştim.

Ekonomik bir kriz içinde olmadığım için bu son beni sarsmadı, ama yine de yıllarca kesintisiz ve aralıksız çalışan biri olarak, değişik bir döneme girdim. Hayatımda köklü bir değişim oldu, bir sürü farkındalık yaşadım. (Bunlardan daha önce şurada bahsetmiştim, tekrar etmeyeceğim.)

Bu süreçte hayatımın diğer kısımlarını düzenlemeye başladım. Fazla eşyalardan arınmaya, düzenli uyku uyumaya, yoga yapmaya…

IMG_1302.JPG

Derken güm diye hayatımdaki adamı aslında hiç tanımadığımla yüzleştim. Ne zaman beni kırıp dökse, “Yine de düzgün bir adam ve aramızda bir sürü şeyi görmezden gelmeme yetecek bir arzu var.” savına tutunuyordum, kendimi böyle avutuyordum. Şahane bir tatil yaparken, hayat bana göz kırptı: “Gel canım, gerçekleri artık bir görmen lazım!”

“Sonsuza dek mutlu yaşadılar” masallarına inanmasam da, onunla bir gün yollarımızın ayrılışının, oturup birlikte kadeh tokuşturarak ve gülerek olacağına; sonrasında da  ihtiyaç duyduğumuzda bir telefon uzaklıkta olacak kadar birbirimize güveneceğimize ve başka bir boyutta paylaşımlar yapmaya devam edeceğimize içtenlikle inanıyordum. Yanılıyormuşum.

Güm! Bunu da yaşayınca gerçekten sarsıldım. Çok kısa bir zaman diliminde, hayatımdaki her şey alt üst olmuştu!

IMG_1720.JPG

Şimdi dönüp geriye baktığımda kendimle gurur duyuyorum. Çünkü ben bugüne kadar  genelde tatsız bir olay yaşadığında, duygularımdan ve gerçeklerle yüzleşmekten kaçmaya meyilliydim. Hiç öyle şeyler yaşanmamış gibi davranırdım. Bu sefer bunu yapmadım.

Kendimi bir yere kapatıp, “Şimdi üzgün olmam lazım.” diye bir baskı da uygulamadım. Vücudum ve ruhum ne istiyorsa onu yaptım. Uyumaksa günün ortasında uyudum, ağlamaksa göz yaşım kendiliğinden bitene kadar kendimi engellemeden ağladım, düşünmekse fikirlerim hizalanana veya sıkılana kadar düşündüm, küfretmekse avaz avaz küfrettim, yazmaksa içimden geldiğince yazdım, paylaşmaksa arkadaşlarıma bu isteğim bitene kadar içimi döktüm, içmekse günlerce içtim, yürümekse kilometrelerce yürüdüm, eğlenmekse sabah pilim bitene kadar dans ettim.  Dağıttığım da oldu, abarttığım da, ama kendimi hiç bir şeye zorlamadım. Hayatımda ilk defa ruhumu ve vücudumu bu kadar çok dinledim.

Ve son iki gündür görüştüğüm arkadaşlarım, “Çok iyi görünüyorsun gerçekten, yüzüne bir huzur gelmiş. Çok sakin ve mantıklısın. Ben seni çok daha farklı görmekten korkuyordum.” dediler.

IMG_1901.JPG

Gerçekten de kendimi hizalanmış hissediyorum.

Bu süreçte farkına vardığım bir şey de şu oldu: Sağlığın yerindeyse, paran ve sevdiğin insanlar varsa geri kalan her şeyle başa çıkmak çok daha kolay. Sarsıntılı günler için bunlara yatırım yapmak lazım. Biz çoğu zaman yatırımlarımızı daha geçici şeylere yapma yanılgısına düşüyoruz; mesela kıyafetlere, mesela erkeklere…

Bu gün içtenlikle geri kalan her şeyi yeniden kurmaya hazır hissediyorum kendimi. Belki daha temkinli, belki daha ölçüp tartarak, belki biraz da çekimser, ama yine yeniden her şeye hazır.

IMG_1748.JPG

Bugünlerde bol bol Osho okuyorum. Bazı kısımları sarsıcı, insanı irite ediyor; ama bütünsel olarak insanı hayatı hakkında düşünmeye sevk etmesini, başka bir açı sunmasını seviyorum. Çok sevdiğim bir kaç cümleyi sizinle de paylaşmak istiyorum:

Diğerini anlamaya çalışma, yol bu değildir. Kendini anlamaya çalış, yol budur. Sen minyatür bir evrensin. İçindeki, bütün varoluşun haritasıdır.

Öğrenmeye başla. Biraz daha tetikte ol; her deneyimin sana biraz öğretmesine izin ver. Birçok kez bir sürü şeyler istedin ve fakat hiçbir şey olmadı. Şimdi istemeyi bırak. Bir sürü şeyi arzuladın ve arzu seni hep hayal kırıklığına götürdü. Hala arzulamaya devam ediyorsun. Aynı şeyi dün yaptın ve aynı şeyi yapmaya devam edersen bundan hiçbir şey çıkmaz.

Bir kadınla yirmi dört saat yaşamak çok sıradandır, öyle olmak zorundadır. Fakat bir kadına gerçekten aşıksan, o zaman onun gerçekliğini bilmek istersin. Aşk diğerinin bütün kusurlarını, sınırlarını, zaaflarını bilecek kadar güçlüdür. Kurgusal aşk ise, bir kadını sadece uzaktaki olarak sevebilir. Gerçek aşk, feda etmektir. Çok şey feda etmelisin; egonu, hırsını, mahremiyetini, sınırlarını… Feda etmediğinde büyüme yoktur. 

Aşk seni tamamen değiştirir; o yeni bir doğumdur. Asla bir kadını veya bir adamı sevmeden önceki kişi değilsin. Ateşin içinden geçtin, arındın. Fakat bu cesareti gerektirir.

Kendinize ve evrenin akışına güvenerek kalın!

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s