Gamsızlığım İçin Açıklama Mektubu ve Akyaka Tatilinden Notlar -2

Ülkenin bir yanı yangınlarla boğuşmayı henüz bitirmiş ve ne kadarı telafi edilebileceği meçhul büyük kayıplar vermiş, diğer yanı henüz sel altında kalmış ve devamı beklenirken, tatil notlarımı paylaşmadan önce bir açıklama yapmak zorunda hissediyorum kendimi.

Ben doğuştan böyle miydim, yoksa zaman içinde mi gamsızlaştım bilmiyorum. Ailemin dahi bazen “gereğinden çok ben merkezli” bulduğu bir karakterdeyim. Kendi kontrolüm altında olan konulara ilişkin bir sorun ve sıkıntı varsa, gerçekten oldukça hızlı biçimde ve sonuç odaklı olarak eyleme geçerim. Çözülene kadar da o konuyla yatarım, kalkarım, bütün hayatımı onun etrafında kurgularım. Diğer yandan benim doğrudan müdahale edemediğim ve doğrudan bana etkisi olmayan konulara hiç kafamı takmam. Rakı masasında oturup ülkeyi kurtaran, siyasi paylaşımlar yapan, gündemi yakından takip edip dertlenen biri değilim. Hatta tercihen hiç bulaşmamayı, karışmamayı, içine girip canımı sıkmamayı tercih ederim.

Piyasa çok kötüye mi gidiyor? Döviz kuru çok mu yükseldi? Benim sebebiyet vermediğim ve düzeltemeyeceğim bir konu olduğundan, ben istediklerimi almaya devam edecek ekonomik gücü kendime sağlıyorsam, oturup da her gün kurları takip edip, “Ah, vah” sohbetlerine girmem örneğin. Finanse edemediğim bir şey varsa, onun yerli ikamesi var mı diye bakarım veya onu almak için daha çok parayı nasıl kazanacağımı düşünürüm. Benim hayatıma etkisi ve kendi sınırlarım çerçevesindeki çözümle sınırlıdır benim gündemim.

Yangınlar, paylaşılan görüntüler, giden ormanlar, zarar gören hayvanlar ise gerçekten içimi içtenlikle acıttı. Hayatımda ilk defa doğrudan bana etkisi olmayan bir konuya bu kadar ilgi gösterdim. Annemle babam şaşkınlıkla sosyal medya paylaşımlarıma bakıp ilgim ve çabam karşısında hayrete düşerken, ben elimden gelen tek şeyi yaptım: Güvendiğim kanallara para bağışı. Bundan ötesi elimden gelmezdi, o yüzden kendi hayatımda gece dışarı çıkmaya, gezmeye, tozmaya da pekala devam ettim. Bu konuda büyük linç mesajları da aldım, tam aksine “İçimizi açıyorsun, farklı bir şeyler görmeye ihtiyacımız var.” diyenler de oldu.

Bu, babamla bile aynı fikirde olamadığımız bir konuydu. Çünkü onun verdiği örnekle, “Komşuda cenaze varken evde müzik açıp parti veremezdim. Ülke yanıyorken, dışarı çıkıp çılgınlar gibi dans etmem bir nevi bu kapıya çıkıyordu.” Bana göre ise, “Kimse vergisini bana ödememişti. Yangınlar benim sorumluluk alanımda değildi. Ben pek çok kişinin arkasında bıraktığı çöpleri bile her zaman etraftan toplayacak kadar bilinçli bir hayat sürmüştüm. Buna rağmen, gerçekten içim parçalandığı için bir katkı olsun diye oldukça iyi bağışlar da yapmışken, oturup evde canımı sıkmanın kimseye faydası yoktu. Benim asıl sorumluluğum kendi psikolojimi yüksek tutmaktı.”

Bu konuda, babamla bile aynı fikirde olamamışken, benden farklı düşünenler olacağının da pekala farkındayım ve saygı duyuyorum. Yine de bu tip felaketler olduğunda, ben evde oturup yas tutmak bir yana tam aksine “Hayat kısa, ne zaman ne olacağı belli olmaz, tadını mümkün olduğunca çok çıkartmalıyım.” motivasyonu ile doluyorum. Bu yüzden Covid sebebiyle sakinleşen hayatımın, bu son üç haftada bu motivasyonla oldukça da hareketlendiğini itiraf etmeliyim.

Ve ayrıca herkesin her zaman biraz keyifli şeyler okumaya da ihtiyacı olduğuna içtenlikle inanıyorum. O yüzden uzun zamandır blog yazmamayı telafi ederek, bu aralar bol bol size keşfettiğim lezzetli mekanlardan, dans etmelik adreslerden ve diğer keşiflerimden bahsedecek, muzip hikayeler anlatacağım.

Akyaka’daki ilk günümüzde oldukça hareketli bir başlangıç yapıp, cin, jager, rakı ne varsa karıştırıp sabaha kadar dans ettiğimiz için, ertesi gün uyandığımızda kafamız beton gibi ağır. Yataktan kalkıyoruz, koltuğa seriliyoruz. Kendimize gelmek için biralar, sodalar deviriyoruz.

Bir de aksi gibi, o gün halletmem gereken acil ve önemli bir iş var, “Ben tatildeyim, dönünce bakarım.” diyemeyeceğim kadar kritik ve onu bitirmeden evden çıkarsam aklım hep onda kalacak. Evin içinde oldukça yavaş hareket ederek, her şeyi “ağır çekim” yapıyoruz. Benim işim de aslında iki saatte bitebilecek bir işken günün yarısını yiyor.

Sonunda akşamüstü mayolarımızı giyip Maden İskelesi‘ne gidiyoruz. Akyaka’da denize girmeyi en sevdiğim yer burası. Oldukça enteresan bir ambiansı var çünkü. Arka tarafta yarısı kazınmış siyah bir dağ uzanırken, etrafı yemyeşil ve sonra masmavi bir deniz başlıyor. Denizde de sıcak ve soğuk su karışıyor; altı ve üstü bambaşka derecelerde.

Denize girdiğimiz an kendimize geliyoruz, “Bira ve patates kızartması”nın da her derde deva olduğuna içtenlikle inandığım için o da bana harika geliyor.

Akşam için istikametimiz Room! Geçen geldiğimde bütün mekanları teker teker gezmiş, buraya yolumu düşürmeye fırsat bulamamıştım. Büyük bir kayıpmış, Akyaka’ya gitmişken en atlanmaması gereken mekanmış meğerse.

Kapıdan içeri girdiğiniz anda dışarıdan soyutlanıyorsunuz, limon ağaçlarıyla dolu, ahşap ağırlıklı dekore edilmiş bir bahçede yemek yemek için masalar, bir bar, sahne ve sahneyi izlerken oturmak için koltuklar var.

Giderseniz yemek de yemenizi şiddetle tavsiye ederim. Oldukça şaşırtıcı bir menüsü var. Bildiğimiz şeyler, bilmediğimiz formatlarda ve sürprizli uyarlamalar içeriyor. Paçanga börekleri top şeklinde, humus trüflü, kısır avokadolu gibi. Ne yediysek hepsi gerçekten lezzetliydi.

Akyaka deniz açısından ne kadar farklı ve çeşitli imkanlar sunuyorsa, yemek açısından tam aksi. Bu konudaki büyük açığa Room yetişmiş.

Kokteylleri de gerçekten oldukça lezzetli. Benim favorim Jameson, isli limon reçeli, taze nar suyu ve lapsang çay ile hazırlanan Good Craic oluyor.

Yemek saatinden sonra, canlı müzik başlıyor. Room’da en sevdiğim şey, herkesin keyfine göre takılabileceği bir ortam sunuyor olması. İsteyen müziği dinleyerek oturduğu masada yemeğini yemeğe ve içkisini içmeye devam ediyor; isteyen barda takılıp sohbet ediyor, isteyen sahnenin önünde kendisini müziğin ritmine bırakıyor.

Ortam o kadar keyifli ve müzik o kadar güzel ki, inanılmaz akşamdan kalma olmama rağmen saatlerce dans ediyorum. İçki almak için bara gittiğimde, sohbeti şahane insanlarla tanışıyorum. Instagram adım “zillosh” olduğu için rezervasyonumun “Zeynep” olarak yapılmış olmasına sitem ediyorum. Karşılığında bir kokteyl ikramı kazanıyorum. Buna gülerken, Akyaka’da Zeynep adını kullanmama karar veriyoruz. Zaten avukata da benzemiyormuşum, organizasyon işlerinde olan bir Zeynep karakteri yaratıyoruz bana.

Her gece farklı konseptlerde müzikler olduğu için, birden fazla akşam aynı güzel mekanda, aynı konforda farklı deneyimler de yaşayabilirsiniz. Şuradan takibe alabilirsiniz.

Ertesi gün 15 Temmuz olduğu için Akyaka büyük bir turist göçü alınca, hiç bir plajda yer bulamayacağımızı fark ediyoruz. Neyse ki benim süpersonik arkadaşlarım, hayatlarında daha önce hiç kamp yapmamış olmalarına rağmen, müthiş keyifçi yanları sayesinde, Rahat Beach’in alt kısmındaki bir koyu iki çadır kurarak kapattıklarını müjdeliyorlar.

Akyaka’da şezlong karaborsayken, bizim kendimize özel bir koyumuz oluyor. Ses sistemimiz, buz gibi biralarımız, rakılarımız, deniz dalgasıyla tuzlanan kirazlarımız, harika sohbetimiz ve gittikçe harikalaşan kafalarımızla bütün geceyi kendi koyumuzda geçiriyoruz. Sohbet ediyoruz, dans ediyoruz, gece denize giriyoruz.

Ortam o kadar keyifli ve herkes birbiri ile o kadar uyumlu ki, ben sürekli “Bu ana inanamıyorum.” diyorum. Çünkü oradakilerden bir tanesi benim gerçekten bebeklik arkadaşım, diğerini en son İstanbul’a taşındığım ilk senelerde Cihangir’deki evimde geçen bomba bir gecede görmüştüm, diğerleri de zaten benim ayağımı Akyaka’ya alıştıran harika çift. Birbirinden alaksız yerlerden tanıdığım bu güzel insanların o koyda o anı paylaştığı gün ve gece hep hatırlayacağım harika bir an olarak hafızama kazınıyor.

Akyaka’daki son günümüzde Maden İskelesi’ndeki İskelem’e gidiyoruz. Şezlonglarımıza yayılıyor, ardı ardına mojitoları deviriyor, benim en sevdiğim konu olan “kadın-erken ilişkileri”ne giriyoruz. Hepimizde o kadar fantastik hikayeler var ve sohbet o kadar kahkahalı akıyor ki – bütün şezlongların toplandığını, herkesin gittiğini, akşam yemeği için şezlongların yerine kurulan masalara yeni kişilerin geldiğini hava kararmak üzereyken fark ediyoruz.

Tenimiz ve saçlarımız deniz tuzlu, içimiz mojito dolu, tenlerimiz güneş yanığı, yüzümüz kocaman gülümsemeli, Akyaka seyahatimizi kapatıyoruz.

Hepimiz biliyoruz ki, Akyaka’ya yeniden ve yeniden yolumuz düşecek.

Siz de düşürün! Ülkede bütün olup bitenlere rağmen, kendinize keyifli anlar yaşatarak kalın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s