İstanbul’da leziz adresler: Hodan, Primitif Birahane, Suna’nın Yeri ve Fikret Yılmaz Ocakbaşı

Evde geçirdiğimiz günlerde, her gün dışarıda yemek yiyenlerimizin bile sıkı bir mutfak maratonu olduğu dönemde, “Bu hamaratlığımız restoranları nasıl etkileyecek?” diye düşünmüştüm. Çünkü hepimiz öyle ya da böyle kendi karnımızı doyurmayı, şimdiye kadar dışarıda yediklerimizin büyük bir kısmını evde hazırlamayı öğrenmiştik.

Bendeki ve benim yakın arkadaşlarımdaki etkisi şöyle oldu: Eskiden zincir cafelerde veya alelade restoranlarda oturup karnımızı doyurduğumuz olurdu. Artık dışarıda yemek yemeye gidiyorsak, evde hazırlayamayacağımız şeyler yemeyi veya gerçekten standart üzeri olup, lezzetiyle bizi şaşırtacak “Çok iyi be!” dedirtecek iyi restoranlara gitmeyi tercih ediyoruz. Daha seçiciyiz.

Bu seçiciliğe uygun, İstanbul’da son zamanlarda gittiğim ve gerçekten çok mutlu kalktığım yerleri sizle de paylaşmak istiyorum.

1- Hodan İstanbul:

İstanbul’da Taksim’in hip olduğu dönemlerde sokakta vakit geçirmiş olan herkesin mutlaka ama mutlaka bir şekilde yolunu düşürdüğü Cezayir Restoran’ı hatırlarsınız diye düşünüyorum. Ki benim o dönemlerden ilham alarak yazdığım Aşk Peşinde Masallar romanımın “Haklı değil, mutlu olmak istiyorum.” başlıklı bölümün de arka fonu burasıydı.

Hodan, Cezayir Restoran’ın yerine, Cezayir Suits’in bahçesine konumlanmış. Adını, Anadolu’da yaygın kullanılan ve bir zamanlar askerlere cesaret vermesi için yedirildiği rivayet edilen bir ottan alıyor. Geleneksel Anadolu damak tadını esas alan şaşırtıcı bir menüsü var. Arkasındaki isim Çiğdem Seferoğlu.

Örneğin pirpirim ekşisi, Antep’te etlerin yanında servis edilen domates, biber, salatalık ve soğanın oldukça ince kıyılarak hazırlandığı salata. Oralarda hava sıcakken salatanın içine buz atılmasından ilham almışlar, ancak buzun eriyince salatayı sulandırıp sosunu azaltmasını engellemek için içine buz değil, vişne sorbe atmışlar. Müthiş bir fikir, müthiş bir lezzet.

Kızarmış, üzerinde bezelye ile servis edilen enginar, şimdiden “Hodan’ın meşhur enginarı” olmuş ve her masada talep edilen lezzetlerden biri.

Ballı bademli eritme peynir, Brie peynirini pek sevmeyen beni bile, müthiş lezzet karması ile tavladı.

Bahçesine kurulmuş taş fırından ise, lahmacun inceliğinde pideler çıkıyor, isimleri “çıtır”.

Yemeklerimiz bittikten sonra, tatlı seçimi aşamasına geçtiğimizde canımız tiramisu çekti, ama “Çok mu klasik olur, daha farklı bir şey mi söylesek?” diye tereddüt ettik. O sırada bize servis yapan kişi seçimimizi destekleyince çok da sorgulamadık. Ve masaya gelen şey, aklımızı başımızdan aldı. Bol Antep fıstığı ile uyarlanmış alıştığımızdan bambaşka olan tiramisu uzun zamandır yediğim en iyi tatlıydı.

Kokteyllerden de Leyla’yı şiddetle tavsiye ederim. Geleneksel damak tadından çok uzaklaşmadan şaşırmak istiyorsanız Hodan çok iyi bir adres.

2- Suna’nın Yeri:

Yıllardır olduğu yerde, hep aynı kaliteli çizgisinde olsa da, her gittiğimde “Burası neresi Sezen?” sorularına maruz kaldığım için, hala keşfetmeyenler olmasına şaşırdığım bir adres burası.

Kandilli İskelesi’nin hemen yanında, sokağın üzerinde, denizin dibinde kurulmuş masalarla, muazzam güzel bir manzarası olan, bence İstanbul’da rakı – balık yapılacak en güzel adres.

İstanbul’daki en lezzetli fava (içine patates karıştırılmadan, yumuşamadan, tam kıvamında hazırlanmış) ve kalamar tava burada. Cips gibi ağza atmalık gümüş balıkları eşliğinde rakı kadehlerini tokuşturarak günü batırdığınızda, İstanbul’un ne kadar harika bir şehir olduğunu tekrar ve tekrar hatırlıyorsunuz.

Bence İstanbul’un kalabalığından, trafiğinden filan söylenmeye başlayınca insan, buraya gidip bir günü batırmalı.

3- Pirimitif Birahane

Burak Zafer’in mekanlarını ben Küçükarmutlu’daki Lokanta Armut’tan beri takipteyim. Primitif Sokak Yemekleri de canım hamburger ve türevlerini çektikçe “Madem vücuduma sağlam bir kalori alacağım, en lezzetlisinden alayım.” diyerek yolumu düşürdüğüm adreslerden.

Babam da tam bir “biergarten”cıdır. Yıllar önce New York’ta günlerce onu en etkileneceğini düşündüğüm mekanlarda, en havalı restoranlarda gezdirmiştim; en beğendiği yer Boorklyn’deki bir bira bahçesi olmuştu. Şimdi San Francisco planları yaptığımız bu günlerde de ben Meksika, Peru, Japon restoranlarını radarıma alırken, o bir Belçika birahanesini gözüne kestirmiş, “Ben burada takılırım, siz ne isterseniz yiyin.” diyor. Çok gülüyorum bu duruma, “Baba o zaman Belçika’ya gidelim. Hem daha kolay, hem daha ucuz olur.” diye takılıyorum ona.

Bu yüzden Primitif’in Moda’ya birahane açtığını duyunca, burayı tabii ki onunla denedim.

Genel tarzı o uzun sıra masalı bira bahçeleri gibi olmasa da, bol yeşillikli bir bahçeye atılmış masaları ve fıçı bira seçenekleri ile aradığımız ortamı sunuyor.

Aptal tavuk isimli tavuklu burger’ı ve sosislisi gerçekten çok lezzetli. Bira severler için atlanmaması gereken adreslerden.

4- Fikret Yılmaz Ocakbaşı

Bir Adanalı olarak kebap kırmızı çizgim. “İstanbul’da kebap yok, o yedikleriniz uzun köfte.” ukalalığıma beni kebapçıya götürmeye kalkan herkes şahit olmuştur. İstanbul’da defalarca, masaya gelen kebaptaki erimemiş beyaz yağları daha çatalımı değdirmeden görüp, “Ben bunu yemem. Çiğ köfte filan var mı?” sorumla sinirleri hoplattığım seferler de hiç az değildir.

Eski patronum bizi sık sık Levent’teki meşhur kebapçılara yemeğe götürdüğünde, ben bu ukala tavrımdan asla vazgeçmediğinde en sonunda bir gün bunu ispat etmek için birlikte kalkıp Adana’ya kebap yemeye gitmiştik. Daha kebaba bile geçmeden, sabah kahvaltısı için yediğimiz ciğerde hakkımı teslim etmişti.

İnanılmaz lezzetli bir humus yaptığı için damak tadına güvendiğim Adanalı bir arkadaşım “Ben sana gerçekten kebap yedireceğim İstanbul’da.” dediğinde heyecanlanmıştım. Bu heyecanımın üzerinden tam bir yıl geçtikten sonra, sonunda Fikret Yılmaz Ocakbaşı’na gittik.

Mecidiyeköy taraflarında, oldukça şık dekore edilmiş, geniş bahçesi olan bir mekan burası. Mezeler gerçekten bizim yörelerin usulü, özellikle minicik hazırlanmış sarımsaklı bulgur köftesine bayıldım. Yine bizim kebapçılar usulü, minicik lahmacun ve peynirli pideler de lezizdi.

Kebap, alıştığımdan daha yassı bir formatta olsa da, tadı gerçekten çok güzeldi. Hatta o kadar ki, ilk çatalımı mızmızca attığım andan sonra, gözlerim büyüyerek, “Sen anlatmaya devam et.” diye onu lafa tutarak tamamını yememe kahkahalarla güldük.

Bir de burada, “kaski” diye bir spesyal var. Bir nevi lokum. Onu da denemenizi tavsiye ederim.

Biz yemeklere ve sohbete o kadar keyifle dalmışız ki, ben hiç fotoğraf çekmemişim. Instagram hesabı için tık!

İstanbul’da kebap yiyecekseniz, burada yiyin.

Lezzetle kalın!

İstanbul’da leziz adresler: Hodan, Primitif Birahane, Suna’nın Yeri ve Fikret Yılmaz Ocakbaşı” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s