Volcano Pacaya ve Lavda Pişen Pizza

Sabah gözümü açıyorum, yatağımın yanındaki boydan boya camdan doğan güneşi izliyorum miskince. Saatime göz atıyorum 6:00’ya geliyor. Jet lag etkisinde miyim, yoksa heyecanım mı beni bu kadar erkenden kaldırıyor bilmiyorum; ama İstanbul’daki günlerimde kendiliğimden hiç böyle erken saatte uyanmadım. Biraz sonra kuş sesli bir alarm çalmaya başlıyor uzaktan, kimse kapatmıyor. Birinin telefonu salonda kaldı galiba, diye düşünerek alarmı kapatmak için yataktan kalkıyorum. Salona gittiğimde fark ediyorum ki, kuş sesli bir alarm değil o, gerçekten dışarıdan kuş sesleri geliyor.

Çok az eşya olan mutfakta ihtiyacım olan şeyleri hiç zorlanmadan buluyor ve kendime bir kahve hazırlıyorum, inanılmaz lezzetli kahvemi içerken kendime hatırlatıyorum: “Sezen kahve cenneti Guatemala’dasın.” Balkonda güneşin doğuşunu kuş sesleri eşliğinde izlerken, leziz kahvemi içerek güne başlıyorum.

Sonra bize Güney Koreli bir arkadaşımız daha katılıyor, tam fıkra kıvamında karma bir ekibe dönüşüyoruz. Guatemala’da yaşayan bir Salvardorlu, bir Güney Koreli. Hollanda’da yaşayan bir Türk, bir Arnavut ve ben. Türkiye’de yaşayan bir Türk olarak içlerinde en düz benim.

Yola çıkınca, bir kahve daha almak için yol üzerindeki bir benzicide duruyoruz. Kahvelerimizi sipariş verirken, bir anda bir telaş oluyor, herkes İspanyolca bağırıp çağırmaya başlıyor, çabuk dışarı çıkmamızı söylüyorlar anladığımız kadarıyla. Anisa ile dün kurşun geçirmez camlarla dalga geçenler biz değilmişiz gibi, “İyi ki kurşun geçirmez camlar var.” diyerek arabaya koşuyoruz. Zaten sonrasında ayılmak için kahveye ihtiyacımız kalmıyor.

Bir önceki gün deneyimlediğimiz Guatemala’dan çok daha farklı, rengarenk, küçük evlerden oluşan sokaklardan geçerek Volcano Pacaya’nın yolunu tutuyoruz.

Guatemala, 37 yanardağı ile dünyanın en çok yanardağına sahip ülkesi. Arabayla nereye giderseniz gidin sürpriz biçimde manzaranın arka fonunda hep tepesi sisli bir yanardağ var. Bunun müthiş keyifli bir manzara oluşturmasının yanı sıra, inanılmaz bir de tehlikesi var. Çok da geri bir tarih olmayan 2018 yılında pasif bir yanardağ olan Fuego’nun patlamasıyla pek çok kişi hayatını kaybetmişti burada.

Gerçekten aktif bir yanardağ deneyimlemek isteyenler için Guatemala’da tercihiniz Acatenango olmalı. Ancak biz ekipçe parti veya kamp + aşırı yürüyüş seçiminde, tereddütsüz olarak bir yanardağ deneyimlemek ancak tırmanışı çok abartmamak arzusunda olduğumuzdan tercihimizi 2500 metrelik Volcano Pacaya’dan yana yaptık.

Tırmanmaya başladığımız ilk anlar sadece güzel bir doğa içinde tırmanıştan ibaret. Hiç bitmeyecek gibi görünen yokuşları tırmanıyor da tırmanıyor, su içme molaları verip, yerdeki rengi tuhaf taşlar dışında yanardağda olduğumuzu hissettirecek bir şeyler arıyoruz. Ta ki, bir düzlüğe ulaşıp ilerideki dağın patlayışını görene kadar…

Biraz daha da devam ettiğimizde tamamen lavların kayalaşmasından oluşmuş, sauna sıcaklığında bir alana ulaşıyoruz. Deniz seviyesinden oldukça yüksekte ve soğuk olması gereken bir noktada olmamıza rağmen, yanından yürüdüğümüz üzerine bastığımız her kayalaşmış lavdan inanılmaz bir ısı fışkırıyor. “Ayakkabılarımızın tabanı erir mi acaba?” diye tereddüt ediyoruz. Rehberimiz uyarıyor: “Sadece düşmeyin aşırı keskin onlar.”

Bir arkadaşımız elindeki metal bira kutusunu düşürdüğünde ve kutunun saniyede parçalandığını gördüğümüzde bunu deneyimliyoruz.

Ulaştığımız noktada bizi muazzam bir sürpriz bekliyor. Lavın ısısıyla marshmallow ve pizza pişirenler var. Kayalaşmış lavların üzerinde oturup, lavda pişmiş pizza yiyip, bira kutularımızı birbirine tokuştururken, yaşadığım anın gerçekliğini içtenlikle sorguluyorum.

Toz toprak içinde aşağıya geri döndüğümüzde yorgunluktan ölüyoruz. Hızlıca orada üzerimizi değiştirip, kendimizi dönüş yolunda uykuya teslim ediyoruz.

Bir şoförle gezmenin en güzel yanı bütün seyahat boyunca bu oldu; yollarda hep uyuduk, hep yeniden enerji topladık. Başka türlü gündüz yanardağa tırmandıktan sonra, eve gelip hızlı bir duş alıp, bir kaç günlük seyahat çantalarımızı toplayıp havalimanına doğru yol almamız mümkün olmazdı. “Guetamala’ya kaç gün ayıralım?” diye sorduğumuzda “Burada yapacak çok şey.” cevabını aldığımızdan on günlük bir zaman ayırmıştık bu seyahate. Şimdi döndükten sonra söyleyebilirim ki, bir bu kadar daha günümüz olsa başka başka şeyler keşfedebilirdik. Üstelik de biz uykuları yolda uyumuş gündüz ve geceleri sonuna kadar kullanmış olmamıza rağmen… O yüzden Guatemala’da kendiniz araba sürerek bir seyahat yapmayı planlarsanız dinlenmek de ayrıca zaman alacağından gün sayısını uzun tutmanız gerektiğini dip not olarak düşeyim.

Lavda pişmiş pizza yemek gibi muazzam bir etkinlikten sonra, sanki hep orada yaşıyormuş gibi tek başıma markete uğrayıp en sevdiğimiz biralardan biri olan Cabro’dan dan altılı bir paket alıp, duş almak için eve döndüğümde, Guatemala’daki daha ikinci günümde olduğuma inanmakta güçlük çekiyor, çok daha uzun süredir oradaymış ve orada olacakmış gibi hissediyorum.

Ve bir gün içinde yanardağa tırmanıp lavda pizza yemek yeterince woow bir etkinlik değilmiş gibi o akşam Flores’e uçuyoruz!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s