Merhaba Bangkok: Şahane bir hostel Tamni, Sokak Yemeği Çılgınlığı, Ko San Road Geceleri, Ping Pong Show

Seyahat günüm gelip çattığında panik içindeyim. Gitmeden bitirmeyi planladığım işlerin bir kısmı bitmemiş durumda, arzuladığım yeni yıl temizliğini yapamadığım evim darma dağınık, bir aya yakın bir süre geçireceğim Tayland’a yanımda götürmek istediğim kıyafetleri bir kabin boy valize sığdırmayı asla başaramıyorum. Saçımı kestirmeye ve manikür yaptırmaya fırsat bulamamış halde seyahate çıkma ihtimalim de hoşuma gitmiyor. Hepsini son güne sığdırabilecek bir zaman planlaması yapmaya çalışıyorum; imkansız olduğu ile yüzleşiyorum.

Tam o sırada, tam anına denk gelen tespitleri ile hayatıma sihirli dokunuşlar yapan Aslıpan “Ya sen ne zaman uzun bir yolculuğa kafandaki her şeyi bitirip çıktın ki zaten? Bu senin evreninde her şey olması gerektiği gibi demek. İşler bitmese de sen onları gidene kadar bir ara şıp diye halledersin her zamanki gibi. Valizin olmasa bile olur, donsuz bile çok eğlendiğin mutlu anlarını biliyorum. Yani her şey yolunda.”

O kadar haklı ki ve beni benden daha iyi analiz edip, tam ihtiyaç duyduğum anlarda önüme koyan bir arkadaşa sahip olduğum için de o kadar şanslıyım ki! Rahatlıyorum, kendime bir kahve hazırlıyorum. “Bütün bir sene koşturmaktan yorulduğum için tatile çıkmıyor muyum, dinlenmeye giderken de kendimi hırpalamamın alemi yok.” diyorum.

Kabin boy bagajımı açıyorum, yarısını -daha sonraki günlerde benimkinin sürekli “Bir kabin boy bagajla gezerken nasıl her gün farklı bir bikini giyebilirsin ki?” diye şaşırmasına sebep olacak- bikini ve mayolarla dolduruyorum. Geri kalan kısmına da en sevdiğim elbiselerden bir kaçını, terliklerimi, en sevdiğim iki jean şortumu ve Mushaboom Brand için tasarladığımız yepyeni parçaları koyuyorum. Bilgisayarımı açıp işlerin en acillerini yapıyorum, kuaföre gidip saçlarımı kestiriyor, manikürümü yaptırıyor ve havalimanına geçiyorum. Havalimanında bekleme süremde, Dubai’ye uçarken ve Dubai’de benimkinin gelişini beklerken de gitmeden tamamlamaya söz verdiğim diğer bütün işleri tamamlıyorum.

Benimkiyle en son Venedik Havalimanı’nda ayrılmıştık, Dubai Havalimanı’nda yeniden kavuşuyoruz. Uzun zamandır görüşmediğimiz için konuşacak, birbirimize anlatacak çok şeyimiz var, bu yüzden Dubai – Bangkok arası yolculuk bizim için oldukça hızlı geçen bir uçuş oluyor.

Kapıdan çıkıyor, Grab ile taksimizi çağırıyor (adalarda ve küçük şehirlerde çalışmasa da, Bangkok ve Chiang Mai gibi şehirler için Grab müthiş güzel işleyen ve taksiden çok daha keyifli bir opsiyon. Şiddetle tavsiye ederim.), şoförümüze “Hadi bize en sevdiğin şarkıları çal.” diyerek, hep birlikte dans ederek ve şarkı söyleyerek Tamni’ye ulaşıyoruz.

Tamni, inanılmaz güzel bir konseptte dekore edilmiş, endüstriyel tarzı, bol yeşillik ve ahşap dekorasyonlarla yumuşatılmış, çok tarz bir hostel. Odalarının çoğu yatakhanelerden oluşuyor, diğer yandan tuvaleti ve banyosu kendisine özel çok az sayıda otel gibi özel odası da var. Biz şanslıydık, son dakika rezervasyon yaptırmamıza rağmen, bu özel odalardan en güzelini kapmayı başardık. Dizi dizi otellerin olduğu sokakların yerine, tamamen lokal bir Bangkok deneyimi yaşamak ve aynı zamanda büyük şehir curcunasından uzak bir sakinlikte kalmak isterseniz Tamni’yi tavsiye ederim.

Giriş katında bir ortak çalışma alanı, oldukça leziz yemekler servis eden bir cafe’si, çok iyi masaj hizmeti sunan bir spa’sı ve en üst katında minik keyifli bir terası var. Selina konseptini henüz birbirimizle tanışmadan önce, çok ayrı zamanlarda çok farklı şehirlerde deneyimlemiş ve çok seven bir ikili olarak, Tamni’nin tarzını Selina’ya benzettik. Çok daha kaliteli malzemelerle dekore edilmiş olması, diğer yandan Selina’lar kadar parti ruhu taşımaması çok daha sakin bir havada olması farkıyla. Sonrasında çok ama çok daha lüks otellerde bile kaldıktan sonra, Tayland’daki favori otellerimizi seçerken, Tamni’yi her seferinde bu listenin favorileri kısmına yerleştirdik. Lüks değildi, ama çok keyifli, çok güzel bir ruhu vardı.

İki uzun uçuş üzerine bir de Doğu’ya gittiğimiz için saat farkı yemiş olduğumuz için bir koca günü kaybetmiş olarak, kendimizi duşa atıyoruz. Duştan çıkıp, yatağa uzandığımızda uykuya dalmak üzereyiz. Saat 21:00 civarı.

Benim saat farkı olan ülkelere gittiğimde, ilk gün oranın saatine göre gece uyumayı başarırsam jet-lag’in hafif geçtiği şeklinde bir iddiam var. Amerika’da, Guatelama’da hep işe yaramış olan bir taktik. 21:00’da uyursak, saçma bir saatte uyanacağımızı ve sonra uzun birkaç gün boyunca oranın saatine ayak uydurmakta zorlanacağımızı düşünüyorum. En azından 24:00’e kadar oyalanmamız ve oranın gecesinde uyumamız konusunda ısrarcıyım. Diğer yandan o kadar yorgunum ki, benimki “Boşver ya, jet – lag yesek ne olacak, tatilde değil miyiz?” dese on beş dakika sonra derin uykuya geçmeye de hazırım.

Biraz tereddüt ettikten sonra, “Hadi, en azından güzel bir yemek yiyelim, sonra çok oyalanmaz dönüp uyuruz.” diyoruz. Havalı bir restorana gitmek için ikimiz de şıkır şıkır giyiniyor, taksiye atlayıp restorana doğru yola çıkıyoruz.

Bir noktada trafik o kadar kilitleniyor ve o kadar ilerleyemiyoruz ki, taksiden inip yürümeye karar veriyoruz ve kendimizi Çin Mahallesi’ndeki meşhur sokak yemeği bölgesinde buluyoruz. Neon tabelalarla dolu binalar, kilometrelerce uzunluğunda yan yana dizilmiş sokak yemeği arabaları, bu arabaların arasındaki masalara oturmuş insanlar, çılgın bir insan, renk, koku cümbüşü. Birbirimize bakıp gülümsüyoruz, restorana gitmekten vazgeçip, büyük bir şevkle ne olduğu hakkında bile hiç bir fikrimiz olmayan sokak yemeklerinden birer porsiyon alıp bölüşerek yemeye başlıyoruz. Yediklerim arasında ne olduğunu anlayabildiğim tek şey, istridyeli krepti.

Bakkaldan da birer bira alıyoruz; Chang!

Valizimde ihtiyacım olan bütün kıyafetler olmayabilir; ama onlarca Motilium’um olduğundan eminim. O yüzden sokak yemeği yerken, mideme bağırsağıma dokunur mu diye hiç endişelenmiyorum. Ki hiç gerek de kalmıyor, Tayland oldukça hijyenik bir ülke, dünya kadar sokak yemeği yedik, hiç bir sorun da yaşamadık. Motilium’larım gittikleri gibi geri geldi; ama yine de benim için onların elimin altında olması her zaman müthiş bir güven. Bunu da müthiş bir seyahat tavsiyesi olarak bir kenara not edin lütfen.

Bangkok benim için tam olarak böyle bir şehir, bir plan yapıyorsunuz, aklınızda bir yere gitmek, bir şey yapmak var, sonra kendinizi bambaşka bir şey yaparken buluyorsunuz. Karnımız doyduktan sonra, yediklerimizi hazmetmek için biraz daha yürümeye karar verdiğimizde kendimizi gece pazarında buluyoruz. Malesef Tayland üretimi şahane parçalar bulma hevesim kursağımda kalıyor, standart Çin malı mallarla dolu. Tavşan ve geyik kulakları alıp tuk tuka atlıyor ve Ko San Road‘a gidiyoruz.

Orada hiç fotoğraf çekmemişim, aşağıdaki videoda yer alan bütün canlı müzikler Ko San Road’dan…

Ko San Road, vakti zamanında pirinç ticaretinin kalbi olan bir sokakken, bu gün turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir barlar sokağı. Bana Nevizade’nin eski hallerini hatırlatıyor; salaş masalar, minik tabureler ve inanılmaz bir kalabalık… Ben her barın önünde gülme gazı içeren balonlar ve cannabis satılmasına şaşırıyorum, “Tayland’da uyuşturucu yasal mı?”diye soruyorum şaşkınlıkla.

Her mekanda bambaşka bir canlı müzik yapılıyor, sesler birbirinin içine geçiyor. Birer bira içerek bir kaçında biraz takılıyoruz, bizim eğlence anlayışımız ile tam örtüşmediği için sonra biraz gezinmeye başlıyoruz.

Tesadüfen girdiğimiz bir sokak Happy Bar‘a çıkıyor, iyi ki de öyle oluyor, çünkü burası bence Ko San Road civarındaki en keyifli kitlesi olan ve en güzel müziği yapan, ana cadde üzerindeki dizi dizi barlardan birkaç gömlek üstte bir mekan. Güzel güzel içiyor, dans ediyoruz, hesap ödeme zamanı gelince kredi kartı uzatıyoruz, da daaam! Sadece nakit geçiyor.

Tayland’da gezdiğimiz yerlerin çoğunda bu sorunu yaşıyoruz, her yerde kart geçmesine o kadar alışmışız; fakat Tayland’da hala pek çok yer sadece nakit ödeme veya Tayland bankasından havale kabul ediyor. Benimki beni birkaç Jager shot bardağı ile bırakıp, bu sorunu çözmek için para çekmeye gidiyor. Bu sonraki günlerde de sürekli tekrar edecek bir durum, üzerimizde sürekli olarak nakit taşımaya bir türlü alışamıyoruz.

Sonra sokakta oturup ayak masajı yaptırıyoruz. Barlarda dans edenleri izleyerek, Chang şişelerimizi tokuşturarak yan yana ayak masajı yaptırdığımız an, kahkahalarla gülüyorum. “Gerçekten Tayland’a geldik ve bu an yaşanıyor.” diyorum şaşkınlıkla.

Ferzan Özpetek’in romanından bir kısım geliyor o sırada aklıma: Kendi kendime hep aynı soruyu soruyorum: Ya o gece evde otursaydım? Ya şehir dışına çıksaydım? Ama bir defa başlayınca, “ya şöyle olsaydı” oyununun sonu gelmez. Rastlantı sonucu tanıştığımızı bilmek keyif vereceğine batıl inançlara sürüklüyor. Kendimi bir felaketten sağ kurtulmuş gibi hissediyorum. Dünya yanlış kişiye aşık olan, yalnız kalan, acı çeken, buruk gözyaşı döken mutsuz insanlarla dolu. İkimiz de çok şanslıyız. Çok küçük bir ayrıntı olayların değişmesine yetebilirdi.

Onun Rio’dan Londra’ya İstanbul aktarmalı uçup gecenin 4:00’ünde sokağa çıkmaya karar vermesinden, o gece Klein’ın after partisinin erken bitmesine ve bizim eve gitmek yerine dışarıda takılmaya karar vermemize kadar bir sürü ayrıntının bizi denkleştirmesi sonucu tesadüfen tanışmış iki kişi olarak, o tanışmadan yedi ay ve birlikte nice seyahatten sonra bu anı paylaşıyor olmaya bayılıyorum.

Ayak masajından sonra, otelimize dönmeye niyetliyken, kendimizi bir tuk tuk içinde “Ping Pong Ping Pong” diye şarkı söyleyen tuk tuk şöforümüz eşliğinde, Bangkok usulü bir pavyona giderken buluyoruz. Sonrasındaki Ping Pong Show hayatımın en absürd ve en saçma anları olabilir. Sahnedeki kadınlar vajinalarından pin pon topu fırlatıyor ve biz benimkiyle elimizde kovalar, hangimiz daha çok top yakalayacağız yarışı yapıyoruz. 🙂

Bunun en absürd nokta olduğunu düşündüğüm sırada, pin pon toplarının yerini muzlar alıyor. Biz şaşkınlık içindeyken, benimki sürekli olarak bahşiş dağıtmak zorunda kalıyor. Polis baskını sonucunda arka kapıdan çıkartılığımızda, gece pazarından aldığım tavşan kulaklarımı sahnedeki kadının kafasından almaya da fırsat bulamıyorum.

Sadece bir yemek yiyip döneriz diye otelden çıktığımızdan yaklaşık yedi saat sonra, bir tuk tukun üzerinde, “Nasıl bir başlangıçtır bu?” diye kahkahalar atarak Tamni’ye geri dönüyoruz. Bangkok’u bütün curcunasıyla, kaosuyla ve sürprizleri ile daha o an seviyorum.

Merhaba Bangkok: Şahane bir hostel Tamni, Sokak Yemeği Çılgınlığı, Ko San Road Geceleri, Ping Pong Show” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s