Bodrum: Dünyanın En İyisi mi, Biraz Fazla mı Abartılıyor?

Bir süredir Türkiye’de popüler istikametlere yolumu pek düşürmüyordum.

Bazı yerler var; hakkında konuşulmaya başlandığında iki uçtan biri mutlaka devreye giriyor. Bir grup aynı mekân hakkında üç paragraf methiye döşeyip “dünyanın en iyi restoranı, hayatımın en güzel beach’i, Avrupa’nın en iyi gün batımı falan filan” diye anlata anlata bitiremiyor. Diğer grup ise aynı yere gidip “rezalet, aşırı pahalı, varoş, bir daha asla” diye dönüyor.

Ben de haliyle merak ediyorum. Hangisi doğru?

Hadi şimdi kabul edelim; bu ülkede çok büyük bir güruhun aslında o kadar da dünya standardında kıyaslama yapacak bir deneyimi yok. Üç sene önce bir sevgili sayesinde biraz ortam görmeye başlayan çok güzel kadınların tavsiyelerinin doğru kabul edildiği tuhaf bir dönem yaşıyoruz. 😀 Dünyada maksimum yirmi ülke görmüşken, bir yerlerin dünyanın en iyisi olduğunu iddia ediyorlar… Güzelliklerinin hatırına takipçileri de bol olduğu için görüşleri bir anda yayılıyor filan ama realiteye bakarsak; bugün görüş beyan edenlerin hayatlarında gördükleri şey gerçekten çok sınırlı. Hayatında Asya’ya gitmemiş, tekneden gördüğü ilk gün batımına dünyanın en iyisi diyor….

Açıkçası benim vizyonuna ve görüşüne güvendiğim kişi sayısı bir elin parmağını geçmez. Onlar da bazen reklam ve işbirliği ayağına bazı kayırmalar yapıyorlar.

Neyse, tamam daha fazla kimseyi gömmeden konuya dönüyorum…

Geçen yaz sezon kapanışında, bu merakı biraz gidermek üzere bütün çok duyduklarımızı kendimiz deneyimlemeye karar verdik ve Bodrum’un yolunu tuttuk. Şimdi yine Bodrum yolundayken, geçen seferki dosyayı açmanın tam zamanı dedim.

Çünkü bazı yerler aklımda kaldı. Bazıları hiç kalmadı. Bazılarıysa hâlâ bana “pide” kelimesini duyduğumda travmatik bir şekilde 24 euroyu hatırlatıyor. 😀 Bu kazıklanmamdan ayrıca bahsedeceğim.

Konaklama: Bitez’de Regia Mare

Biz geçen sene eylül sonunda gittik Bodrum’a. Bodrumlular bize “Bitez’in zamanı şimdi, sezon kapandıktan sonra asıl güzel oluyor” deyince dinledik.

Zaten ekim ayında Bodrum’a gitmenin en sevdiğim tarafı tam olarak bu: yazın o “herkes burada” enerjisinin biraz çekilmiş olması ama havanın hâlâ güzel, denizin hâlâ yüzülebilir olması.

Bitez’de Regia Mare Beach Hotel Bodrum’de kaldık.

Fiyat/performans açısından gerçekten çok memnun kaldığımız bir otel oldu. Kendi plajı var, denizi güzel, cafe ve restoran kısmı günlük ihtiyacınızı karşılıyor ve çalışan ekip de gerçekten tatlı.

Tek eksisi? Geceleri arka taraftaki canlı müzik mekânından gelen müzik. Öyle “hafif bir müzik sesi geliyor” değil. Gözlerimizi kapattığımızda yatağımızın mekanın içinde olduğuna yemin edebilirdik. Bir ara “acaba yataktan kalkıp mekana gidip dans mı etsek?” noktasına geldik. Onun dışında Bitez için gayet başarılı bir konaklama seçimi.

Tuz Duman: Benim Bodrum tavsiyeler listeme yazılır.

Tuz Duman’ı hiç düşünmeden Bodrum tavsiye listeme koyarım. Deniz kıyısında masalar. Çok güzel bir gün batımı. Ve en önemlisi gerçekten farklı, yaratıcı ve lezzetli yemekler.

Bodrum’da bazen manzara o kadar güzel oluyor ki insan yemeğin kötü olmasını affetmeye hazır hale geliyor. Burada buna gerek yoktu. Manzara da güzel, yemek de…

Bizim şansımıza komşu masamız da aşırı tatlı bir gruptu. Mezeler masalar arasında gidip geldi, şişelerde şarap paylaşıldı, tanımadığımız insanlarla akşamın bir yerinde arkadaş olduk.

İşte benim Bodrum’dan beklediğim şey biraz bu. Biraz deniz. Biraz güzel yemek. Biraz şarap. Biraz da “Biz bu aşamaya nasıl geldik? Bir şerefe yapıp güneş batıracakken bu şişeler nasıl devrildi?” hali. On numara.⁠

Dereköy Lokantası özellikle sakatat sevenlere tavsiye edebileceğim bir restoran. Hem salaş ve rahat ama aynı zamanda da bir o kadar cool olmayı başaran mekanlardan. Taş evlerin arasında, zeytin ağaçlarının ortasında oturuyorsunuz ancak önünüze gelen her bir tabak sıra dışı bir yerde olduğunuzu hatırlatıyor. Gerçekten geleneksel Türk mutfağı lezzetleriyle iddialı oyunlar oynuyor.

Fazla parlatılmadan karakterli olan, fotoğraf çekmek için değil gerçekten iyi yemek için gidilecek adreslerden.

Scorpios: O neydiiii? En büyük kazıklanma mekanımıza hoşçakal.

Şimdi gelelim kapanmış olmasının bana bu bölümü yazarken inanılmaz bir özgürlük verdiği mekâna. Scorpios Bodrum.

Öncelikle şunu söyleyeyim: Mekân gerçekten çok güzeldi. Gerçekten. Woow. Bayıldım.

Ama rezervasyon yaptırmaya çalışırken gördüğüm loca fiyatları karşısında da gerçekten küçük çaplı bir kalp krizi geçirdim. “Yok orası olmasın, çok ortalık. Şu daha iyi gibi.” Burnumu koyup beğenmediğim locanın fiyatı: 3.500 euro idi.

Neyse. Deli miyim, Bodrum’daki Scorpios’a o parayı ödeyeceğim. Mykanos’takine gider döneriz otelimizle uçağıyla aynı paraya gelir. O yüzden locasız, yemekli gittik.

Ve hayatımda yediğim en kötü ceviche servis edildi. O kadar kötüydü ki yiyemedik. O gece şunu da kendime not ettim: Buranın yemeklerini göklere çıkaran insanların tavsiyelerini bundan sonra biraz daha temkinli dinleyeceğim.

Sonra “neyse, guacamole söyleyelim, o akar” dedik. Her yerde guacamole yanında bir şey gelir ya. Cips… Tortilla… Bir şey… Öylece guacamole ortaya koyduklarında ekstraysa da ekstra yormayın kardeşim getirin diyesim geldi asabım bozuldu. Çatalla guacamole mu yiyeceğiz kokteylin yanında?

“Çok iyi bir pitamız var,” dedi garson kız. Çok iyi pita. Ben “çok iyi pita” deyince ne bileyim, fırından yeni çıkmış, parmesanlı, çıtır, hayatımı değiştirecek bir şey bekliyorum.

İki bardak ağzı boyutunda Ramazan pidesi geldi. Dev bir ekmek sepetinin içinde estetik yoksunu bir servisle. 24 euro.

Hâlâ pide gördükçe asabım bozuluyor ve gülüyorum.

Yine de burada Scorpios’a hakkını teslim ediyorum: Eğlencesini çok sevdim.

O gece Avangart Tablodot çalıyordu. Onları ne zaman dinlesem çok eğleniyorum. Müzik iyiydi, ortam iyiydi ve en önemlisi insanlar gerçekten eğleniyordu.

Hani bazı mekanlar vardır; İstanbul’da ismini vermeyeyim,herkes elinde içkisiyle birbirine bakar ve kimse dans etmez. Burada öyle değildi. İnsanlar gerçekten eğleniyordu.

Dolayısıyla yemek ve loca fiyatlarına kocaman bir NO derken, eğlence tarafına gayet gönülden bir YES verebilirdim. Ki ben ikinci defa gidemeden kapandı.

⁠Maça Kızı: Mantı günü

Bir de “gelenekseldir” diyerek Maça Kızı’na gittik. Bize gün boyu gerçekten çok keyifli bir sahil ortamı sundu. Yedik. İçtik. Koyun keyfini çıkardık. Ucuz değildi ama kesinlikle her şey fiyatının hakkını verir lezzetteydi. İskelesindeki güneşlenme alanları konforluydu, servis ve sunum iyiydi.

Öğleden sonra mantı yemek için tekneler gelmeye başlayınca henüz aç olmasak da hemen bir mantı rezervasyonu yapıştırdık. Yufkadan yapılmış hafif ve lezzetli bir mantıydı.

Maça Kızı güzel bir ortam sunuyordu ama bana göre eğlencesiz ve fazla düzdü. Bende şöyle bir his bıraktı: Çok güzel bir gün geçiririm, çok keyif alırım ama “hadi yine gidelim” diyeceğim yerlerden biri değil. O yüzden bu seferki Bodrum listemde Maça Kızı yok.

Ve bir gün: Bodrum merkez

Bodrum’daki son günümüzü merkezde geçirdik. Aslında çalışmamız gereken bir gündü. Bodrum’da çalışmak da ayrı bir disiplin testi.

Laptopu açıyorsun. Önünde masmavi deniz. Bir yandan mail geliyor. Bir yandan “acaba bugün denize mi girsek?” düşüncesi. Sonunda harika manzaralı bir yere konumlandık ve günü oradan çalışarak kapattık.

Bence Bodrum’un en güzel taraflarından biri de bu zaten. Evet lüks var, ama bir yandan çok sade salaş deniz kenarı keyifleri de var.

Peki Bodrum gerçekten ne?

Bence cevap biraz ortada. Ne dünyanın en iyi yeri. Ne de internette bazı insanların anlattığı gibi tamamen bir fiyat-performans distopyası.

Bodrum’un çok iyi olduğu yerler gerçekten çok iyi. Ama bazı yerlerde fiyat ile deneyim arasındaki makas öyle açılıyor ki insan ister istemez “arkadaşlar biz burada tam olarak neyin parasını ödüyoruz?” diye soruyor.

Ve galiba Bodrum’u sevmenin yolu da biraz bunu kabul etmekten geçiyor.

Her şey mükemmel değil. Her şey kötü de değil. Bazı mekanlar gerçekten şahane. Bazıları sadece çok iyi pazarlanmış. Kazık yeme riskiniz ile harika bir şey deneyimleme riskiniz aynı oranda.

Şimdi yine Bodrum yolundayım.

Geçen seferden aklımda kalanları böyle bir kenara koyup, bu kez başka meraklarla geliyorum. Bu sefer aklımda denemek istediğim net hiç bir şey yok. Oldukça spontane bir planla yola düştük.

Bakalım Bodrum bu sezon bize ne anlatacak.🤍✨

Yorum bırakın