İstanbul’da geçen günler için harika tavsiyeler: Karanlıkta Diyalog, Peyote Cennet Bahçesi, Four Letter Word Coffee, Ach So!

Hiç bir şey göremiyorum. Sonsuz bir karanlığın içindeyim.

Bir süre sonra gözlerimin alışacağını, bazı silüetleri seçmeye başlayacağımı düşünüyordum; ama aradan beş dakika geçtikten sonra da hala hiç bir şey göremiyorum. Bu durum, bende küçücük bir yerde kapalı kalmışım hissiyatı yaratıyor. Nefes alamamaya başlıyorum. Kalbimin atışı hızlanıyor.

Bir şeyler görebilmek için büyük çaba harcayan gözlerim acımaya başlıyor. Bayılmaktan korkuyorum.
Daha birkaç dakika olmasına rağmen, “Beni çıkarın buradan! Bu çok korkunç bir şey!” diye haykırmak istiyorum.

Sonra rehberimizin görme engelli olduğunu hatırlıyorum. Benim beş dakika içinde panik atak geçirmeme neden olan durum, onun hayatının bir parçası.

Derin bir nefes alıyorum. Rehberimizin söylediği gibi, sol elimle yanımdaki duvara dokunarak yürümeye başlıyorum. Her şeye ve herkese çarpıyorum. Rehberimiz büyük bir tatlılıkla “Kör müsün?” diye takılıyor. Adımlarımı yavaşlatıyor ve küçültüyorum.

Elim bir panjura değiyor. Ardından bir manav tezgahına. Tezgahtaki meyvelere dokunarak ve onları koklayarak ne olduklarını anlamaya çalışmak hoşuma gidiyor. Sonra tramvaya biniyoruz. Dışarıdan gelen seslerden İstiklal Caddesi’nin neresinde olduğumuzu anlayabiliyorum. Sonra vapura biniyoruz, şarkılar söyleyerek sallanarak kısa bir yolculuk yapıyoruz. Sokaklarda yürüyoruz, her şeyi ellerimizle dokunarak keşfediyoruz.

En sonunda bir cafe’ye oturuyoruz. Bir soda söylüyorum. El yordamıyla önümdeki soda şişesini bulduktan sonra, dökmekten korkarak onu bir daha elimden bırakmıyorum. Hesap ödeme zamanı gelince, şaşkınlıkla ve panikle soruyorum: “Peki ya paraları nasıl ayırt edeceğim göremeden?”

dialogueinthedark_14.jpg

Olduğum yer Gayrettepe Metro İstasyonu içinde bulunan “Karanlıkta Diyalog”. Koskocaman bir alanın içine, İstanbul’da görme engelli olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatabilecek küçük bir şehir kurulmuş. O kadar büyük bir farkındalık yaratan bir konsept ki bu! Görme engellilere saygı duyduğunu, onlarla empati yapabildiğini iddia eden herkesin, aslında hiç bir şey bilmediğiyle yüzleşebileceği bir alan.

Rehberimiz Mehmet, turun sonunda “Nasıl bir deneyimdi?” diye soruyor. “Ben gündelik hayatımızda hiç bir şeye dokunmadığımızla yüzleştim. Belki sadece alışveriş yaparken, kumaşın dokusunu anlamak için dokunuyoruz. Onun dışında dokunma hissimizi hiç kullanmıyoruz. Sebze ve meyveyi bile bakarak seçiyormuşum, onu fark ettim.” diyorum.

Hepimizin deneyimi bambaşka oluyor; ama hepimiz kesinlikle çok etkilenmiş olarak dışarı çıkıyoruz. Rehberimiz Mehmet, “Bu serginin amacı, size görme engelli olmanın güzel yanlarını deneyimletmekti. Çünkü artık sadece bakıyorsunuz, diğer duyularınızı hiç kullanmıyorsunuz. Biz görme engelli olarak çok güzel hayatlar sürebiliyorsak, sizin beş duyunuzun da hakkını vermeniz lazım.” diyor.

Tekrar dışarı çıktığımda, her şeye yepyeni gözlerle bakıyorum. Her şeye hem bakmak, hem dokunmak istiyorum.

İstanbul’da yaşayan herkesin ama herkesin mutlaka buraya yolunu düşürmesi ve bunu deneyimlemesi gerektiğini düşünüyorum.

IMG_3020.JPG

İstanbul’da geçen günler için harika bir alternatif de Adalar.

Büyükada’nın haftasonları aşırı kalabalık olmasından ve bol yaramaz çocuklu Arap turistlerin adayı kuşatmasından şikayetçiyseniz rotanızı Burgazada’ya çevirmenizi tavsiye ederim. Kalpazankaya’da gün batımını izleyerek rakı kadehleri tokuşturmak bir klasik olsa da, bu sefer bambaşka iki mekandan bahsedeceğim.

IMG_2959.JPG

İskele yakınlarındaki Four Letter Word Coffee leziz kahveler ve tatlılar yapan harika bir üçüncü nesil kahveci. Küçücük bir dükkandan dışarı taşan sandalyelerde oturmak, gelip geçeni izlerken güzel bir kahve içmek gerçekten çok keyifli.

Bizim üniversite yıllarımızın klasiği Peyote ise, Burgazada’da olağanüstü güzel bir konseptle karşınızda: Peyote Cennet Bahçesi.

IMG_3006.jpg

İstanbul’a tam karşıdan bakarken, festival alanı gibi bir yeşil alanın içinde leziz kokteyller içip, konserler izleyebilir, partilerde dans edebilirsiniz.

IMG_3013.JPG

IMG_3035.JPG

Biz yalnızca merakımızdan birer bira içmek için buranın yolunu tutup, akşam şansımıza Gaye Su Akyol konseri olduğunu öğrenince zevkten dört köşe olduk. İstanbul’dan yalnızca bir vapur mesafesinde olan bu yerde, zihnen ve ruhen harika bir tatil ruhuna kavuştuk. Kokteyller güzel, insanlar güzel, mekan güzel. Yaz bitmeden mutlaka yol düşürülmesi gereken adreslerden.

IMG_3049.JPG

“Dans edecek yer bulamıyorum, İstanbul’da gece hayatı bitti.” diye isyan edenleri de Ach Projekt’i keşfetmeye davet ediyorum. Çok tatlı insanların, bir Berlin seyahatleri sonucunda ortaya çıkan bir fikir olarak İstanbul gecelerimize müzik ve dans katıyor.

IMG_5416.JPG

Sürekli farklı mekanlarda, sürekli farklı konseptlerde partiler yapıyorlar. Haftasonunu bir festivale ayıracak enerjisi olmayıp, yine de dans etmek isteyenler için harika bir alternatif. Etkinliklerini Facebook ve Instagram sayfalarından takip edebilirsiniz.

“Yorgunum dostlarım, evdeyim evde.” diyenler içinse, cep telefonlarının hayatımıza dair ne kadar çok gizem taşıdığını harika bir senaryoyla ortaya koyan bir film olan Perfect Strangers’ı önerebilirim. Bir de filmden önce, markete gidip biraz alışveriş yaparsanız, çok pratik çok leziz bir tarifim var: Acılı mantarlı bulgur.

spicy-mushrooms-top2.jpg

Bunun için ihtiyacınız olanlar: Mantar, ince kısırlık bulgur, jalapeno biberi, zeytinyağı ve soğan.

İki bardak ince bulguru bir kaseye koyup, iki katı kadar kaynar su ekliyorsunuz üzerine. Bulgurlar zaten kendi kendine hiç ocağa gerek olmadan suyu çekip yenilecek kıvama geliyor. Sonra zeytinyağını tavaya döküp, önce soğanları, ardından mantarları atıyorsunuz. Onlar pişince bulgur ile karıştırıp, jalapeno biberlerinden acı isteğinize bağlı ekliyorsunuz. Biraz tuz ve karabiber de serpiyorsunuz üzerine. Hepsini güzelce karıştırıyorsunuz. Pratikliğinden büyük bir lezzeti var.

Orijinal tarif beyaz pirinçleydi; ama ben hem Fas’ın etkisiyle, hem de daha sağlıklı olsun diye bulguru tercih ettim.

Keyifle ve keşfederek kalın!

KaydetKaydet

Reklamlar

İstanbul’da geçen günler için harika tavsiyeler: Karanlıkta Diyalog, Peyote Cennet Bahçesi, Four Letter Word Coffee, Ach So!” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s