Yine, yeniden, yeni bir 29. yaş!

On sekiz yaşıma girdiğim seneye kadar doğum günlerimi sabırsızlıkla beklerdim. On sekiz yaşında olmak, geceleri dışarı çıkabilmenin ve kendi hayatının kararlarını alabilmenin anahtarıydı çünkü! Parti organizasyonuna, davetli listesine, ne giyeceğime haftalar önceden kafa patlatmaya başlardım. Hayalini kurduğum telefon, bisiklet, bilgisayar veya kameranın da (kendi harçlığımda alamayacağım şeyler) annemle babamın bana doğum günü hediyesi olacağını bal gibi bilirdim.

Sonraki yıllarda, yavaş yavaş daha fazla büyümek konusundaki dehşet verici büyüklükteki arzumu yitirdim. Gece dışarı çıkmanın ve partilemenin olağan bir haftasonu ritüelim haline gelmesi ve kendime ne istersem alabileceğim finansal gücü elde etmem de doğum günü kutlamalarını önemsizleştirdi.

Derken, 30. yaş günüm gelip çattığında, yeniden heyecanlı bir hal aldı. Çünkü üniversitede okurken, otuz yaşına geldiğimizde, bir anda hayatımızın değişeceği yanılsaması içindeydik: Gece dışarı çıkmalarımız bitecek, yalnızca akşam yemekleri için buluşup bir kadeh kırmızı şarap içerken, ülke sorunlarından konuşacak, yalnızca ciddi iş kıyafetleri giyecek, elimizde kocaman bir tek taş taşıyıp, çocuk doğurmayı planlamaya başlayacaktık! 30 yaş bir dönüm noktası olacaktı!!

O yüzden yirmili yaşlarıma veda ettiğim doğum günümde, bütün yakın kız arkadaşlarımla, bekarlığa veda kıvamında bir parti için Kıbrıs’a  yolunu tuttuk. Yolda, aramızdaki en mantıklı karakter olan yogitam bir hesaplama yaparak, “İyi de sen daha 29 yaşında oluyorsun.” dedi.

Buradan başlayan bir geyikle son yıllarda her yıl 29. yaşımı kutluyorum. Bu benim için bir nevi anlattığım “30 yaş” hayatına henüz geçmeye niyetim olmadığı anlamına da geliyor.

IMG_3910.JPG

Ve doğum günlerimi çok seviyorum. Herkesin yoğun bir iş temposunda olduğunu ve hatta artık hepimizin aynı şehirlerde de yaşamadığını düşününce, doğum günleri hep birlikte olmak için harika bir vesile oluyor.

Bu sene de yine öyle oldu. Yogitam Münih’ten, Gökçem Adana’dan geldi. İstanbul’da yaşamalarına rağmen, bir türlü görüşmeyi başaramadığım bütün sevdiklerim de bende toplandı. Küçücük evimin salonunda, nereye baksam çok sevdiğim bir kız arkadaşımı dans ediyor görmek tabii ki harikaydı!

FullSizeRender kopya 3.jpg

Benim için “yeniden 29 yaşına girmek”, sevdiklerimle sarmalanmak için harika bir vesile.

Bir de her yaşımın sonunda durup bir geride kalan seneye bakmayı, artılarımın ve eksilerimin çetelesini çıkarmayı çok seviyorum.

Bir önceki sene, oldukça huzursuz bir yaş geçirmiştim. Kendimi istediğimin o olup olmadığından emin olamadığım bir hayata sıkıştırılmış hissediyordum.

Olduramadığım, içime sinmeyen, enerjimi emen ilişkiler; artık beni tatmin etmemeye başlamış bir iş, devam eden bir mba eğitimim olduğu için istifa edememek…

Geçen sene doğum günümde şöyle yazmışım: “Bu sene eylül ayında, kendime yeni bir son hediye etmenin arzusu, sorumluluklar sebebiyle içimde patlamışken, bunun huzursuzluğu ile kıvranıp dururken, ekim ayı başladı ve doğum günüm geldi. Bir yaşa veda ettim. Yeni yaşım, sana selam olsun! Bana sürprizler, yenilikler, heyecanlar, uykusuz geceler, düşülen nice yeni yollar ve ezberlerimi bozan, yepyeni ve harika kapılar açan sonlarla gel! Hoşgeldin!”

IMG_3909.JPG

Bu sene ise tam aksine, geriye dönüp baktığımda hiç tereddütsüz “Çok güzeldi be!” diyorum. Arzuladığım dilediğim bütün “son”ların geldiği ve hepsinin yepyeni çok daha güzel başlangıçlara vesile olduğu bir seneydi.

IMG_0615.jpg

Hala evi düzenli, minimalizm akımını benimsemiş, finansal varlıklarını yönetebilen, araba sürmeyi öğrenmiş, düzenli uyuyan, evde leziz ve sağlıklı yemekler pişiren bir kadın değilim. Bunlar, son birkaç yıldır “yeni yaş kararlarım” listesinin demirbaş maddelerden bazıları. 🙂

Görünen o ki, öyle kalmaya da devam edecekler. Çünkü aslında ben içten içe partilenerek dağılmış bir evime girdiğimdeki “burada çok eğlendik” manzarasını; araba süremediğimiz için dünyanın çeşitli yerlerindeki transfer maceralarımızı (ki açık ara en çok hikaye değeri taşıyan kesinlikle Fas’taki otobüs maceramız) ; uykusuz gecelerimi; sarma sarmak, mantı açmak yerine fingirdeşerek geçirdiğim saatleri çok seviyorum.

Geride kalan bir senede bunlar hiç değişmediyse de değişen çok şey oldu:

Bir kere işim tamamen değişti, avukatlık mesleğime geri döndüm. Sonucu beklediğimiz gibi olmasa da, hayatımda ilk defa bir halka arz projesinin içinde ve hatta tam göbeğinde yer aldım. Yorucu; fakat çok şey öğrendiğim sıra dışı bir deneyimdi. Şimdi de daha önce hiç iş yapmadığım, çok enteresan düzenlemeleri olan pek çok ülke ile çalışıyorum.

IMG_1012.JPG

Bu halka arz curcunasının arasında bir de yüksek lisans projemi tamamlayarak, MBA’den mezun oldum. Bu yoğunluk ve uykusuz geceler bana muhtemelen birkaç kaz ayağı daha ekledi; ama iyi ki yapmışım. Başka bir zaman cesaret edemezdim.

MBA’in bitmesi benim için yalnızca bir diploma sahibi daha olmak anlamına gelmiyor, iş yerime olan bağlılığımı normal şartlara indirip, sevmediğim bir durum oluşursa gidebilme özgürlüğünü veriyor. Bir de her gün ama her gün işten çıkışta derse girmek yerine, kendime ayırabildiğim akşamlarıma da geri kavuşmamı sağladı.

IMG_4624.JPG

Ne zamandır aklımın bir kenarında olan, vakit ve cesaret eksikliği nedeniyle ertelediğim bir şeyi yaptırdım: Yepyeni bir burna kavuştum. Beni başka bir insana dönüştürmeyen, mimiklerimi bozmayan, doğal ve içime sinen bir sonuç oldu.

 

IMG_2432.JPG

Sayısını bilmediğim kadar çok valiz topladım, boşalttım. Hesabını yaptığımda ortaya çıkan rakamlardan ürkeceğim kadar çok zamanı yollarda ve havalimanlarında geçirdim. Her biri çok keyifli anılara dönüştü.

Özellikle bazıları, uzun zamandır istediğim için benim açımdan çok daha anlamlıydı: Ürdün, Bonjuk Bay ve Kuyucak Köyü.

Hatta bu yaşımın son haftasında, sürpriz bir şekilde iş için Kazakistan’a gittim. Böylece bu yaşımda, hayatımda ilk defa Asya’ya da ayak basmış oldum.

IMG_8569.JPG

Hayatımda her şeyi tam istediğim gibi aşamaya getirmişken, umudu kesip kovalamaktan vazgeçtiğim şeyleri bana sunan bir adamla tanıştım. Hiç ummadığım bir zamanda, hiç ummadığım bir şekilde…

İki insanın birbirine hem ilgi gösterip, güven verip, hem hayatında yer ayırmasının, ama aynı zamanda birbirinin özgürlüğünü yok etmemesinin; tutku ile gündelik hayat paylaşımı dozunu ayarlamasının; birbirlerine sorumluluklar değil, keyif vermesinin “mümkün olmadığına” karar vermek üzereyken, bana pekala mümkün olduğunu gösterdi.

Hala onunla her görüşeceğim zaman taze flörtümmüş gibi heyecanlandığım, üç gün görüşmediğimizde “Aylardır beni ihmal ediyorsun” diyerek isyan ettiğim için kendim bile inanamasam da, geride kalan yaşımın dokuz ayında hayatımda ve yanımda oldu; o olmasaydı gergin olabilecek bir sürü dönemime kocaman mutluluklar ekledi.

IMG_1747.JPG

Bütün bunların arasında bol bol kitap okudum, oldukça düzenli spor yaptım, çok düzenli yazamasam da bu blogu hiç başı boş bırakmadım. Hatta roman bile yazmaya başladım buradan. Bazı hayatlara bu blog aracılığıyla, hayal bile edemeyeceğim kadar çok dokunduğumu fark ettim. Bazı mesajlarınıza dans ettim, hatta bazılarında duygulanıp ağladım bile!

Sayısını tabii ki tam bilmiyorum ama muhtemelen bir milyon fotoğraf çektim. Ailemle ve sevdiklerimle kadehlerin tokuştuğu ve kahkahalar atılan çok uzun saatler geçirdim.

Şiş gözle gezdiklerim mi, yoksa şıkır şıkır gezdiğim günler mi daha çoktu bilmiyorum; ama ruh halimin güneşli olduğu günler %90 civarındaydı.

İhmal ettiğim arkadaşlarım oldu, ektiğim planlar elbette ki çok oldu. Ben en çok “kaltak yine ekti.” diyip, “yine de seviyorum be seni” diye sevgiyle sarılanları sevdim.

Geride kalan senede çok fazla da kendimle uğraştım. Çok fazla ilişki, enerji, psikoloji kitabı okudum. “Beklenti” kavramını hayatımdan silmek için çok pratik yaptım, kendime en çok “Neden?” sorusunu sorarak davranışlarımın ve duygularımın altını çok kurcaladım. Bazen mutsuz oldum bulduklarımdan, yersiz ağlama krizlerine tutulduğum günler geçirdim. Bazen de keşfettiklerimden muazzam heyecanlandım. “Bütün içimi düzenledim, artık çok spiritüel ve dengeli bir insanım.” diyemem; ama şimdiye kadar iç huzura en yaklaştığım seneydi bu geride kalan sene. Ego savaşlarını rafa kaldırmayı, haklı olmanın mutlu etmediğini, dışarıdan beklentileri ne kadar azaltırsan o kadar huzurlu olduğunu, hiç bir şeyi kişisel algılamamanın olağanüstü bir özgürlük verdiğini öğrendim. Bakıyorum da, ruh halim, dış dünyada olup bitenlerden büyük ölçüde bağımsızlaştı böylece.

IMG_5028.JPG

Ve böylece yeni yaşım başladı.

Mükemmel olmayacak biliyorum. Gitmeyi isteyip gidemediğim yollarım olacak yine, yetersiz bakiye uyarısı alıp satın alamadıklarım, her şeyi ne kadar doğru yaparsam yapayım istediğim gibi gitmeyen konular da olacak, beni hayal kırıklığına uğratıp üzenler de…

Ama artık biliyorum; hiç bir şey mükemmel olmak zorunda değil. İş ve erkekler dahil, her konuda “aşırı çaba” gereksiz ve hatta faydasız. Ve hatta eğer gülebiliyorsan ve yeri geldiğinde kendinle dalga geçebiliyorsan, tam olmayan yanlarını gururla taşıyıp “ben buyum” diyebiliyorsan; hatalar, eksiklikler ve olmayanlar da eğlenceli olabiliyor.

Merhaba yeni yaşım! Bana tekrara düşmeyen günlerle, kahkahalarla, kalp çarpıntılarıyla, en sevdiklerimle dolu, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle “yok artık bu gerçek olamaz” diye düşüneceğim sürprizlerle, ilhamlarla, aşkla, yepyeni yollarla gel!

Ne getirirsen getir, bütün duyguları sonuna kadar yaşayacağıma, hiç bir günü boşa harcamayacağıma söz veriyorum!

Yine, yeniden, yeni bir 29. yaş!” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s