Covid Günlerinde Aşk: Cafe de Flore, Blue Valentıne, The Royal Tenenbaums

Genellikle bir kahve içmek için buluşup, görüşmediğimiz dönemlerde olup bitenleri birkaç kahve içerken birbirimize anlatmayı bitiremeyip,  kahveden akşam yemeğine, akşam yemeğinden kokteyle bağladığımız kız gruplarında yeni gündemimiz YOK!

Sex and the City’den uyarlanmış SATB grubumuzda bile yemek tarifleri paylaşmaya başladık. Ağzı açık bıraktıran skandal havadislerin, telefonun ekranını kimsenin görmediğinden emin olduktan sonra okunabilen mesajların yerini, pırasa pişirme püf noktaları aldı.

Eskiden kalp atışlarını hızlandıran yazışmalar yaptığım adamlarla birbirimize favori meditasyon mantralarımızı ve en sevdiğimiz podcast’leri yolluyoruz.

“Hadi nerdesin? Bu gece şuraya gidiyoruz.” mesajlarının yerini, sakin ve uzaktan “Karantina nasıl gidiyor?” diye sormalar aldı.

Hızlandırılmış ev hanımlığı kursunda gibi hissediyorum kendimi. Eskiden kafam muhteşemken ocaktan sigara yakmaya çalışırken kahküllerimi yakardım, şimdi kendime sağlıklı yemekler yapmaya çalışırken elimi yakıyorum. Sigarayı da bıraktım zaten.

Hayatımdaki duygusal iniş çıkışların boşluğunu önce Mine & Volkan hikayesini yazarak giderdim. Kurgulayarak ilişki yazmak, inanılmaz yorucu bir şeymiş. O ayrılıkların, kavuşmaların, heyecanların, meraktan kıvranmaların her birini yazarken içten içe yaşadım. O kadar yoruldum ve yıprandım ki, üç gün gözlerimin şişliğini gideremedim. Ardından da aşk filmlerine ve romanlarına sardım.

Aşka ihtiyacı olanlara, klişeden uzak üç aşk filmi tavsiyesi ile geldim:

unnamed

1- Cafe de Flore:

Özellikle karma ve geçmiş yaşam konularına meraklıysanız bu filmi şiddetle tavsiye ederim.

Türkçe’de “ruh eşi” kelimesini kullansak da, aslında “twin flame” ve “soul mate” olmak üzere iki ayrı kavram olduğunu ve bunların ne anlama geldiğini ben bu film ile öğrendim. Bazı insanlarla aramızda özel bir bağ olduğunu hissetmemize rağmen, işlerin neden yolunda gitmeyebileceğinin spiritüel açıklamasını da…

Eş zamanlı olarak birbirine nasıl bağlanacağını kestiremediğiniz iki hikaye anlatılıyor. Filmin ikinci yarısında her şeyi çözdüğünüzü sanmaya başlayıp, sonunda tekrar şaşırıyorsunuz.

Uzun zamandır izlediğim en samimi, en imrenilesi çift sahneleri de bu filmdeydi.

Filmi izleyen arkadaşlarımla bambaşka çiftleri beğendik ve filmden bambaşka anlamlar çıkarttık. Benim favori çiftim Antone ve Rose oldu. İzlerseniz sizinkini de yazın! 

400x400

2- Blue Valentine:

LaLaLand’den sonra bir filmin içinde Ryan Gosling’in olması izlemeye başlamam için tek başına yeterli bir sebep olsa da, Ryan Gosling’in bu filmde olabileceği en çirkin versiyon ile karşınızda olacağı konusunda sizi uyarmalıyım.

Ryan Gosling’in canlandırdığı Dean karakteri, oyuncu, neşeli, hayatta büyük hırsları olmayan, baba ve koca olmaktan çok mutlu bir adam. Karısı Cindy ise, iş ve sorumlulukları daha ön planda tutan bir kadın. Kocasının oyunlarına katılmayan, onun yeteneklerini boşa harcadığını düşünen bir kadın…

Biri diğerinin sarhoşluğundan ve rahatlığından şikayetçi; diğeri onun işinden ve artık hiç eğlenceli olmamasından…

Filmde izleyicinin yorumuna bırakılıp anlatılmayan kısımlar olsa da, benim çoğu ilişkide aklımda döndürüp durduğum bir konuyu bana tekrardan düşündürttü: İyi koca, iyi sevgili ve iyi baba olmak bambaşka özellikler gerektiriyor olabilir mi? Bir sevgiliden beklentimiz sürprizlerle dolu olmasıyken, bir kocanın çok daha sorumluluklarının bilincinde olmasını istemez miyiz? Kahvaltıyı eğlenceli hale getiren bir baba harika bir baba olabilir, ama beş yaşında gibi davranan bir adamı çekici bulabilir miyiz?

royal-tenenbaums

3- The Royal Tenenbaums

Bu ikili, şimdiye kadar bir filmdeki en tarz çift değil de nedir?

Yetişkinlere masalların arkasındaki en iyi isimlerden biri hiç şüphesiz Wes Anderson. Tuhaf karakterleri, absürd olay ve tanımlamaların arkasına gizlediği gündelik hayat göndermeleri, müthiş renkleri ile müthiş farklı ve izlemesi çok keyifli filmler yapıyor. Asla bir benzeri olmayan…

The Royal Tenenbaums’u da yeniden izledim yıllar sonra. Bir kere daha büyülendim. Herhangi bir moda dergisinden çok daha fazla ilham vereceği kesin, sırf görsel bir şölen olarak da izlenebilir. Zaten sonrasında da, Margot karakterinin moda sahnesinde filmi geçen bir ilham kaynağı olduğu şüphesiz.

Aşkla kalın!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s