İstanbul’da Turistik Günler 2- Balat

Tanıştığımızdan beri vazgeçmediğimiz bir pazar ritüelimiz var bizim: Arka fonda vazgeçemediğimiz playlist Easy çalarken, yatakta mis kokulu espressolar içerek kikirdeşmek ve fingirdeşmek; midemizden gurultular yükselmeye başladıktan sonra Wake Up’tan kahvaltımızı sipariş etmek, sonra da bir şeyler izleyip sohbet ederek bütün günü miskince koltuğun üzerinde geçirmek.

Ertesi gün işe gideceğimi hatırladığımda, Luna’ya mama vermeyi unuttuğumla yüzleştiğimde veya söz verdiğim bir pazar akşamı planına iki saat geç kaldığımı fark ettiğimde, olağanüstü dağılmış saçlarla evden fırlamamla ile sona eren bu miskin ve olağanüstü keyifli günler, bizim için aylardır vazgeçilmez “geleneksel pazar” planı.

Ama o hafta “İstanbul’da turist olmayı” benimsediğimiz ve bir gün önce Moda’daki keşiflerimize bayıldığımız için, pazar günü mayışık gözlerimizle yataktan kalkıp hazırlanıyoruz. Mahallemizde kahvaltı ettikten sonra, Balat’ın yolunu tutuyoruz.

balatIMG_6451

Bir önceki gün telefonlarımıza yüklenen Isbike uygulamasının yanına, o gün bir de Piri uygulaması ekleniyor. Açıkçası uygulamayı yüklerken çok büyük beklentilerimiz yok, yalnızca Balat sokaklarında cafe’leri gezmek yerine, tarihi hakkında da biraz fikir sahibi olmayı istiyoruz. O kadar!

 

Gelgelelim Piri bize, umduğumuzdan çok daha fazlasını veriyor. Bütün bir gün bir kulaklığı paylaşarak, sarmaş dolaş, Balat’ta toplam 14 kilometre yürüyoruz. Önünden defalarca geçip gittiğim binalara bambaşka gözlerle bakıyorum, daha önce hiç duymadığım hikayeler dinleyerek…

balatIMG_6498.JPG

Saffet Emre Tonguç’un anlatımı gerçekten çok güzel. Yalnızca kitabi bir şekilde gezdiğimiz binaların tarihini anlatmıyor, anlattıklarına çok keyifli hikayeler ve bambaşka şehirlerle bağlantılar ekliyor.

Böylelikle son zamanlarda açılan cafe’ler ve eskiciler ile ünlenen Balat’ta, yalnızca fotoğraf çekilip kahve içerek değil; turist olarak ve semtin tarihi hakkında bir sürü bilgi öğrenerek koca bir günü geçiriyoruz.

balatIMG_6535.JPG

 

Kulağımızda kulaklıklar bir kenarda dikilmiş, Saffet Emre Tonguç’un anlatımını dinlerken, kaybolduğumuzu sanıp, “Nereyi arıyorsunuz?” diye yardıma koşan mahallenin çok tatlı abilerine, kulaklığımızı gösterip teşekkür etsek de, bize inatla yol tarif etmekten vazgeçmiyorlar.

balatIMG_6485.JPG

Tabii bu sırada, her köşede yalnızca “fotojenik olduğu” ve “instagramda iyi görüneceği” için fotoğraf çekilen yüzlerce kişiden de zaman zaman içimize fenalık geliyor.

Ben fotoğraf çekmeyi ve poz vermeyi çok seven biri olmama rağmen, bütün İstanbul’un yalnızca poz vermek için Balat’a gelmesini, bütün merdivenlerin poz veren kadınlarla işgal edilmiş olmasını, bu poz verme sevdalılarının bütün sokakları işgal ederek yürümeyi engellemesini gerçekten aşırı buluyorum.

Yine de illa ki fotoğraf çekileceğim derseniz, erken saatlerde gidin: Önü Merdivenli Yokuş ve Kiremit Caddesi Evleri en ideal noktalar.

 

Balat son zamanlarda instagram için harika bir arka fon oluşturması ile ünlenmiş olsa da, bu semt aynı zamanda her dinin tarihi yapılarını barındırması sebebiyle gerçekten şehirdeki sıra dışı semtlerden biri.

1881 yılında inşaa edilen Fener Rum Lisesi, Yunanca adıyla Mehali Scholio (Büyük Okul) semtin hiç şüphesiz en görkemli yapısı ve İstanbul’un en büyüleyici okullarından biri olsa da, o günkü gezimiz sayesinde bu semtin daha bir sürü harika barındırdığını öğrendim.

balatIMG_6503.JPG

Öğrendiğim keyifli bilgilerden bazıları karşınızda:

Bir zamanlar deniz, sahildeki surların hemen önünden başlıyormuş. Bu surlar eskiden kesintisiz beş kilometre boyunca devam ediyormuş. Ancak 1203 ve 1204 yıllarında Haçlı saldırıları ve 1453 yılında İstanbul’un feshi sırasında büyük ölçüde zarar görmüşler.

Bugün Kadir Has Üniversitesi olarak faaliyet gösteren bina aslında daha önceleri Cibali Sigara Fabrikası’ymış. Mimarı Alexandre Vallaury, aynı zamanda İstanbul’da pek çok muhteşem binanın mimarı: İstanbul Erkek Liasesi, Pera Palas, Salt olarak faaliyet gösteren Osmanlı Bankası, Abdülmecit Efendi Köşkü (ki burası bu şehirde şimdiye kadar gezdiğim en iyi sergiye de ev sahipliği yapmıştı) ve Arkeoloji Müzesi gibi. İlk yerli sigara olan Samsun’un üretildiği fabrika da burasıymış.

Eskiden denizciler, seferlerinden sağlam döndüklerinde, minnetlerini göstermek için gemilerinin minyatür bir ahşap versiyonunu buradaki Aya Nikola Kilisesi’ne götürürlermiş.

Dışarıdan daha çok bir kaleye benzeyen Gül Camii, ise daha önceden Hagia Thedosia Kilisesi’ymiş. Rivayete göre, İstanbul feshedildiğinde, kilise Azize Thedosia’nın yortu günü sebebiyle güllerle doluymuş. Kiliseye giren askerler, hala orada duran gülleri buldukları için bu camiinin adı Gül Camii olmuş.

Surların arasındaki caddeye açılan kapıların hepsi Bizans döneminden kalmış olmakla birlikte, yalnızca Yeni Aya Kapı bunun istisnasıymış. Çok daha sonraları Mimar Sinan tarafından, Sultan 3. Murat’ın annesi Havuzlu Hamam’a daha kolay gelebilsin diye yapılmış.

balathfsghfFullSizeRender.jpg

Rum Ortadoks Patrikhanesi’nin ana giriş kapısının kaynakla kapalı olup, siyaha boyanmış olması, Türk – Yunan politik uyuşmazlıklarını sergiliyormuş. Bugün patrikhaneye ana kapıdan değil, yan kapıdan giriş yapılıyor. Bu kompleks, bütün mütevazı görüntüsünün inadına, bir zamanlar tüm Ortadoks Kiliseleri’nin başı olarak, tüm Doğu Hristiyanlığı din işlerine hükmeden noktaymış.

balatIMG_6464.JPG

Benim semtteki açık ara favorim ise, yakın zamanda renove edilen, Bulgar Sveti Stefan Kilisesi oldu. Bulgar Kilisesi’nin, Rum Ortadoks kilisesinden bağımsızlığını ilan ettiği 1871 yılında yapılmış bu kilisenin iki sıradışı özelliği var: Kilise tamamıyla dökme demirden yapımış gotik bir bina. Ve kilise aslında Viyana’da üretilip parçalar halinde deniz yoluyla buraya taşınmış.

balatIMG_6610.JPG

Bütün bir gün süren bu gezimizde, karşımıza çıkan dışında herhangi bir tabela asılı olmayan bir  cafe’de mola verip, mangolu cheesecake yiyoruz. Tek kişinin hem mutfakta, hem serviste olduğu, misafirliğe gitmiş hissi veren micik bir cafe burası.

balatIMG_6513.JPG

Hava kararmaya başlarken Balat Çarşı’sında gezmek, tarihte yolculuk yapmak gibi. Dükkanların dekorasyonları, kapılarının önünde oturan zanaatkar amcalar gerçekten bizim bugünümüzden çok daha farklı bir zamandan oraya ışınlanmış gibi görünüyorlar.

balatIMG_6540.JPG

14 kilometre yürüyüşümüzü, bir rakı ile taçlandırmak için istikametimiz Balat Sahil Restoran oluyor. O sırada şarjım bitmiş olduğu için masadaki leziz mezelerin fotoğrafını çekemiyorum; ama uzun zamandır ilk defa bir restoranda masaya gelen mezelerin istisnasız hepsi bu kadar lezzetli. Beylerbeyi Göbek Rakısı eşliğinde mezeleri tabaklardan sıyırırken, kahkahalarımız şen!

Bir kere daha şaşkınlıkla fark ediyorum, içinde yaşadığım şehri aslında ne kadar az tanıdığımı; henüz keşfetmediğim ne kadar çok harika barındırdığını… Kadehlerimizi keyifle tokuştururken, İstanbul’da turist olma oyunumuzun yepyeni bir haftasonu ritüeli olacağını bal gibi biliyoruz.

Keşfederek kalın!

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s