Hayatta kalmak için sana ihtiyaçsızlığım, birlikte gezeceğimiz okyanuslara engel olmasın*

Bu bayram tatili için planım, İtalya kıyılarına uzaktan bakarak, “Veni Vidi Amavi” gibi cümleler kurarak Hırvatistan’ı boydan boya kat etmekti. Yıllar önce Ibiza’da geçirdiğimiz günlerde keşfetmiştik Obonjan Island’ı… Bir türlü hepimize uyan bir zaman aralığı bulup yolumuzu düşürememiştik buraya.

Sonunda bu bayram tatilinde Obonjon Island’a gitmeye hazırdık. Hatta Zagreb’de bir günümüzü geçirip, Pula’da bir üzüm bağında keyif çatıp, Sonus Festival’in kapanışında Solomun eşliğinde partileyip gidecektik Obonjon’a, dönüşümüz de Dubrovnik’ten olacaktı.

IMG_5630.JPG

Derken benim vize başvurusu için çok geç kaldığımı fark ettik. Bayram sebebiyle çok yoğunlardı ve ancak bayramdan sonraki seyahatler için başvuru kabul ediyorlardı.

Neredeyse her haftasonu bir Avrupa kaçamağı patlatmama alışanlar, şaşkınlıkla “Senin Shengen’in nasıl olmaz?” diye sorarken, ben Avrupa’ya en son geçen sene Noel zamanı Berlin’de olmak için adım attığımı; ondan sonra hep Türkiye’de ve Ortadoğu’da gezdiğimi fark ettim.

Her tatilde oldukça havalı planları olan biri olarak, uçak biletlerimin ve otel rezervasyonlarımın iptali ile uğraşmak yeteri kadar can sıkıcı değilmiş gibi, bir de İstanbul’daki günlerime verdiğim moladan döndüğümden beri hayatıma bolca dans, haz, güzel müzikler ve keyif katmış adam, beni çok kızdırdı ve üzdü.

mushaboom8FullSizeRender 5.jpg

Beni tanıyanlar ve okuyanlar bilir, ben “hayatın bir akışı olduğuna” yürekten inanırım. Bu yüzden hayat benim planlarıma uymadığında, bunu bir mesaj olarak yorumlamaya da meyilliyimdir.

Beni heyecanlandıran iki bambaşka şey böylelikle elimde (götümde yazacaktım, kibarlık yaptım!) patladığında, bunu da bir mesaj olarak aldım. “Yavaşla, kendine dön, biraz kendi haline kal.” olarak tercüme ettim.

mushaboom8IMG_6723.JPG

Üzgün olduğum bu günlerde, harika planlarla beni bir yerlere çağıran herkese, “Canım hiç bir şey yapmak istemiyor.” diyerek domuzluk yaptım.

“Canım hiç bir şey yapmak istemiyor.” dediğim günlerde, bol bol spor yaptım, Aşk Peşinde Masallar’ı yazmaya başladım ve hatta ne zamandır ertelediğim minimalleşme çabasına başladım. Bütün kıyafetlerimi elden geçirdim, dolaplarımın içlerini temizledim, poşetlerce eşya attım, dağıttım, azaldım.

mushaboom8IMG_6908.JPG

Bir arkadaşım “Bu mu hiç bir şey yapmak istemeyen halin? Farkında mısın, roman yazmaya başladın. Yıllardır ertelediğin dolap içleri düzenlemesi işinin tozunu attırdın. Daha ne yapabilirdin ki?” diye bana takıldığında dehşetle farkına vardım:

Bizim sözlüğümüzde “bir şey yapmak”, havalı bir restoranda yemek yemek, sabaha kadar dans etmek, lezzetli kokteyller yuvarlamak, flört etmekten ibaret hale gelmiş.

Bunlar dışındaki şeyleri “bir şey yapmak”tan saymaz olmuşuz.

Kitap okumak, hayal kurmak, kendine zaman ayırmak gibi aktiviteler “planım yok” olarak anılır olmuş.

teos_mushaboom8IMG_7299.JPG

Böylelikle, haftanın başında bütün rutinlerimi kıracağım bir hafta geçirmek için, Teos’a geldim.

Annemle babamın yanına, Türkiye’nin en güzel denizlerinden birine, anne yemeklerime, harika manzaralı terasıma, canımın istediği saatte canımın istediğini yapabileceğim özgür cumhuriyetime. Bir valiz dolusu kitapla.

teos_mushaboom8IMG_7877.JPG

Üç gün boyunca, 1.032 sayfa kitap okudum, her 50 sayfada denize girip dubalara kadar yüzüp geldim -ki toplamda kilometrelerce yüzme yapar bu.

Kulağıma kulaklıklarımı takıp, haftalık keşif listemi dinleyerek, Mine ile Volkan’ın hikayesinin devamını hayal ettim, notlar aldım. Bilgisayarımdaki fotoğrafları arşivlemeye başladım.

teos_mushaboom8IMG_7926.JPG

Civardaki koyları yüzerek keşfettim, hatta bu sabahın köründe uyanıp tam üç saatlik bir yürüyüşle bir dağa tırmandım. Burnumun dibinde ne kadar muhteşem yerler olduğunu fark ettim.

teos_mushaboom8IMG_7980.JPG

Bay Papyon “Saat 7:30’da yürüyüşe çıkmış olamazsın! Clubtan dönüyorsun değil mi?” diye sorduğunda, muazzam bir manzaraya bakarak gülümsedim. “Sürprizlerle doluyum!”

IMG_8159.JPGteos_mushaboom8IMG_8086.JPG

Tatilin geri kalanında ne yapacağını düşünenler, tatile gidememiş olanlar, tatilde aradığını bulamamışlar için kurtarıcı olarak, bugünlerde keşfettiklerim karşınızda:

çinli zengin sevgilim_mushaboom8.jpg

Çinli Zengin Sevgilim:

Singapur ve Çin’deki “inanılmaz zengin” insanları konu alan bir roman. Zengin derken, gerçek bir zenginlikten bahsediyorum. Limitsiz kredi kartlarından, defilede sergilenen kıyafetleri beğenmeyince özel jete atlayıp Paris’e gidebilmelerden, ayakkabı alır gibi spor arabalar almaktan filan…

İlk sayfalarında çok fazla karakterden bahsediliyor ve anlatılan tek şey ne kadar çok para harcadıkları. Derken karakterler birbirlerine bağlanmaya, skandallar olmaya başlıyor. Tam sahilde okumalık, oldukça eğlenceli bir dille yazılmış, sürükleyici bir roman.

Çin ve Singapur kültürü ile Türk kültürü arasındaki benzerlikleri yakalamak oldukça şaşırtıcı; bazı betimlemeler kahkaha attıracak kadar güzel.

IMG_7369.JPG

Deniz kıyısı için sürükleyici, hafif ve eğlenceli bir kitap arıyorsanız şiddetle tavsiye ederim. Filmini de merakla bekliyorum.

Ayrıca belirtmeliyim ki, evimdeki eşyaları azaltırken bu romanı okumak da işimi oldukça kolaylaştırdı. Milyonluk alışverişler yapan kadınları okurken, onların arasındaymış gibi hissederken, dolabımdaki kıyafetlerden vazgeçmek de oldukça kolay oldu.

Yabani Manolyalar:

Ahmet Altan’ın denemelerden oluşan kitabı. Yazarlardan, ressamlardan, şairlerden yola çıkarak duyguları sorguluyor: “Nasıl bir mutluluğun, nasıl bir hazzın peşine düşmeliyiz? Yaşamın uysal mutlulukları ile yetinmeli miyiz?”; “Neden aşk çok kısa ve unutmak çok uzun?”; “Hangisi daha uzun sürere; aşk mı bedensel bağlılık mı?”

Ahmet Altan bu ülkedeki en tartışmalı yazarlardan biri, sevmeyeni de çok biliyorum. Yine de kısa keyifli yazılar okurken, hayata dair soruları cevaplamaya çalışmak, keyifli bir içe yolculuk yöntemi.

“Bütün duyguları ezberlenmiş yollar gibi bildiğimiz halde, bütün bildiklerimizin bize yabancı ve bilinmez geldiği zamanlar vardır. Özlemek öyle bir duygudur. Bildiğimiz bir yoldur ve her seferinde kayboluruz.”

tuna kiremitçi_uçan halıların ayrodinamik sorunları.JPG

Uçan Halıların Ayrodinamik Sorunları:

Yıllarca yazdığı aşk romanları ile “Aşk Romanlarının Unutulmaz Yazarı” lakabını almış Berkay, her tarafta gördüğü Natalie Portman’ın kendisine bir mesaj verdiğinden emin olarak, dünyayı değiştirecek bir roman yazmaya adıyor kendini.

Dünyayı değiştirecek romanın konusunu bir türlü bulamazken, bu romanın konusunu oluşturacak nice olay başına geliyor. Elif Şafak’tan Orhan Pamuk’a, roman yazmaktan cinayet klişelerine kadar her konuya ince bir mizahla yaklaşan, kolay okunan keyifli ama okunmasa da hiç bir şey kaçırılmayacak bir roman.

anlam arama_hazal yılmaz_mushaboom8.JPG

Anlam Arama:

Bu kitaba çok fazla eleştiri yapıldı. Hatta benim okuduğumu gören bazı arkadaşlarım “Zaman kaybı. Bomboş.” gibi yorumlar yaptılar.

Bence bu kitaba “blog” kıvamında yaklaşmak lazım. Sanırım yazılar “kitap” olunca bir anda beklentiler yükseliyor.

Ardı ardına yazılarda aynı konulardan defalarca bahsediyor. Babasının hapiste olması, erken vefatı, ortadan kaybolan adamlar… Yazıların tamamı bir kitaptan beklenen bütünlüğü de sağlamıyor.

Yine de.. Hazal Yılmaz benim ilk takip ettiğim blogger’lardan biriydi. Çok sıradan süslü olmayan cümleler ve gündelik hayata ilişkin parçalar ile duygu yaratabildiğini düşünüyorum. Anlatım dilini de seviyorum.

Bu kitaba, kitap olarak değil, blog yazılarının derlemesi gibi yaklaşırsanız gerçekten sevebilirsiniz.

Çok sevdiğim bazı cümleler:

“İlk muz likörünü tattığımız günlerin sarhoşluğunda geçiyor zaman. Birbirimizin kokusundan, teninden kafayı buluyoruz. Konuşmaları uzatmak için geceleri kısaltıyoruz, sevişmek için -meli, -malı işleri süresiz erteliyoruz. Arabaya atlayıp deniz kenarlarına, dağ eteklerine kaçıyoruz. Üzerimizden attığımız her bir kat kıyafet, birbirimize yaklaşmamıza sebep.”

“Etin yerine ıspanak, sütün yerine badem koyabiliyorsak; bavulları taşımaya evdeki ampulleri değiştirmeye, barbeküyü yakmaya da tek başına çare olabiliriz. İnsanların (bazen) kendi hatalarına ve seçimlerine suçlayacak birini bulmak için birlikte olduklarını düşünüyorum. Ben birlikte kahrolmaya değil, varolmaya partner arıyorum.”

* Başlıktaki cümle de bu kitaptan.

GoodReads:

Hala keşfetmediyseniz, kitapların imdb’si olarak tanımlanabilecek bu siteyi, bütün okurlara şiddetle tavsiye ediyorum.

Hem kitap alışverişi yapmadan önce, genel puanların ortalamasına bakmak güzel bir fikir veriyor. Hem de Reading Challange oluşturmak, daha fazla okumak için motive ediyor.

Wild Wild Country:

Spiritüel konularla ilgilenmek, yoga yapmak, dişi enerjiyi yükseltmek malum büyük bir trend.

Bütün bu konulara gerçekten meraklı olan, evrenin enerjiden oluştuğuna yürekten inanan biri olarak, duyduğum her yeni şeyi de denemeye meyilliyim. Ne yazık ki, bu konuların aynı zamanda bir para tuzağına dönüştüğüne de üzülerek şahit oluyorum. Bu konularla gerçekten ilgilenen bir kaç arkadaşımla “Biz de cafe açıp, dişi enerji yükselten kek satalım.” diye dalga geçiyoruz.

Bütün bu spiritüel konularla birlikte hayatımıza giren şeylerden biri de “OSHO” kitaplarıydı. Ben çok fazla kitabını okudum, hepsinde de bayıldığım tespitler ve öğretiler buldum.

Son zamanlarda ne zaman OSHO’ya atıf yapsam, tek kaşını kaldırıp “Belgeselini izledin mi? Osho o kadar masum ve bilge olmayabilir.” diyenlerin sayısı artmıştı.

İşte biz de böyle Netflix’in belgesel dizisi Wild Wild Country’i izlemeye başladık. İki günde altı bölümden oluşan belgeselin tamamını izledik.

Zaman zaman farkı tarafları haklı bulup tartıştığımız oldu. İzleyen herkes de farklı düşüncelere sahip olacaktır muhtemelen.

OSHO öğretilerine hakim olun olmayın, izlemenizi şiddetle tavsiye edeceğim bir belgesel bu. Çok sürükleyici biçimde kurgulanmış ve bütün olayların içindeki kişilerin belgeselde yer alması da daha çarpıcı kılıyor. Hepsi bir yana, Amerika tarihinde de küçümsenemeyecek bir etki yaratmış bu komün.

Instagram Husband:

Son oyuncağım! Bu yazıdaki fotoğrafların neredeyse tamamını çeken Çinli Kocam.

“Çinli kocam” diyerek yaptığım espriyi anlamayıp, “Evlendin mi sen?” diye şoka girenler oldu. Muhtemelen ben evlenmeye kalksam, hazırlıklarından itibaren her anını instagramdan paylaşarak gözünüze sokacağım için, böyle bir şeyi isteseniz de kaçıramazsınız emin olabilirsiniz. 🙂

mushaboom8IMG_6978.JPG

Hala izlemediyseniz “instagram husband”ı şuradan izleyebilirsiniz.

Kocasına, tatil arkadaşına, sevgilisine fotoğraf çektirme eziyeti yaşatan bütün hemcinslerimi uzaktan kumandalı bir iphone tripod’u almaya davet ediyorum. Son zamanlarda harcadığım en verimli paralardan biri oldu.

Hepinize iyi bayramlar!
Rutinlerinizi sorgulayarak, okuyarak, keşfederek kalın!

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s