Cin Tonik Kokulu Aşklar – 3

Kaş’ta ilk gecemizde No.11’de barda oturuyoruz. Muhteşem tesadüfler sonucunda şenlikli kalabalık bir kız grubuyuz. Leziz kokteyller, birbirimize anlatılacak dedikodular, Türkçe pop’un dibine vurmalar…

Ortam zaten çok samimi, herkes herkesle dans ediyor, şakalaşıyor.

Bir adam bana sarıyor; ben avaz avaz şarkı söyleyip dans ederken, sürekli sohbet etmeye çalışıp sorular soruyor. Kestirme cevaplar verip, dans etmeye devam ediyorum.

Bir kenarda da çok uzun boylu bir erkek grubu var, omuzları iki oda bir salon genişliğinde -basketbolcu olduklarını sonradan öğreniyoruz. Ortamın bütün samimiyetine rağmen, bir kenarda durup kesmekle yetiniyorlar. Tatlı bir şakalaşma veya iletişim çabasına girmeden dikiliyorlar. “Çapkınlık peşinde değiller, kendi kendilerine eğleniyorlar.” desek öyle de olmadıkları her hallerinden belli. Aranıyorlar, ama pasif bir aranma…

Bir de saatlerce dans ettikten sonra, Türkçe bir şey söylediğimde anlamaması üzerine İtalyan olduğunu öğrendiğim taştan oyulmuş vücutlu bir çocuk var. Hava kırk derece, mekanların içi seksen derece; ama asla omzuna attığı hırkasından vazgeçmiyor, tarzını bozmuyor. Bara dizi dizi oturmuş kadınlar, onu süzmelere doyamazken, parçalar hareketlendiğinde, biz onunla seksi danslarımıza başlıyoruz.

Kaş’ta geçirdiğimiz her geceyi, bu ekiple birlikte geçiriyoruz. Birbirimizi arayıp plan yaptığımızdan değil. Zaten her gün aynı akışta geçiyor. Derya Beach’te happy hour yapılıyor, otel odalarına dönülüp duş alındıktan sonra No.11’de Türkçe pop ile dans ediliyor. Gece yarısı olduğunda da Gagarin’e geçiliyor. Haliyle hepsiyle çokça birlikte zaman geçiriyor, dans ediyor, şarkı söylüyoruz.

0b6788d7810637424a7dfb48f14a1641.jpg

Sohbet çabası içinde olan çocuk daha ilk günden beni fazlasıyla yoruyor. Sürekli ne yaptığını anlatmak istiyor, kendini övüyor, eğlenmek yerine kendini ispat etmenin peşinde. Daha ikinci gecede, ertesi gün için yaptığı plaj planını geri çevirdiğimde, sokağın ortasında bana avazı çıktığı kadar bağırıp beni terk ediyor.

Evet evet, gerçekten terk ediyor. Hangi ara o aşamaya geldiğimizi ben kesinlikle anlayamadığımdan, kahkahalarla gülmek dışında bir şey yapamıyorum. Kızlar da işin şamatasında “Sezen bu ayrılık acısını atlatmak için sana destek olmamız lazım. Hadiii Gagarin’de cin tonike düşelim!”

Sonraki günlerde her mekanda bu adamdan trip yiyorum. Yanımdan söylenerek geçiyor, ayaklarını vurarak varlığını belli ediyor…

Son gün Derya Beach’te happy hour’da uzaktan inceliyoruz adamı, “Çok yazık aslında.” diye düşünüyoruz. Çünkü güzel yüzlü ve harika vücutlu bir adam. Biraz daha hoş sohbet etse, daha düzgün davransa ortalığı yıkar geçer.

4f9eb621fd8815019fb56610892c2dee.jpg

Biz kadın – erkek ilişkileri hakkında derin bir sohbete kendimizi kaptırmışken, yan masamızdaki erkeklerle şakalaşmalar sonucunda masalarımızı birleştiriyoruz. No.11 ve Gagarin’de denkleşmediğimiz bir ekip. İçlerinden bir çocuk -ki tiyatrocu olduğunu sonradan öğreniyoruz- bizim yaptığımız kadın – erkek analizlerini dinliyor, anlıyor, üzerine örnekler ve espriler patlatıyor, hepimizi gülmekten kırıp geçiriyor. Baktığımızda çok yakışıklı diyeceğimiz bir adam değil, ama hepimiz bayılıyoruz ona. Enerjisi ve sohbeti inanılmaz iyi. Happy hour sonuna geldiğimizde, otele dönmek için ayrılacakken, “Akşam birlikte bir şeyler yapalım mı?” diye soruyor. Bütün kızlar oybirliğiyle kabul ediyoruz, hatta çok seviniyoruz bize katılacağı için.

O gece otele döndüğümüzde, “Bir erkeğin nasıl iletişim kurduğunun, ne kadar yakışıklı olduğundan” önemli olduğunda hemfikiriz. Gecenin skorları da bunu doğruluyor: Basketbolcular kendilerine yazan bir kadına tav olup, üç erkek, bir kadın olarak eve dönüyorlar. Güzel vücutlu adam tripler atarak ve oflayarak yanımdan geçmeye devam ediyor. İtalyan çocuk ile gece bitene kadar harika danslar yapıp, Berlin’de buluşmak üzere sözleşiyoruz. Tiyatrocu çocuk da bizim kızlardan birinin gönlünü çalıveriyor.

“Tiyatrocu çocuğun sohbeti ve muhabbeti, Sezen’i darlayan adamda olsa, her gece yirmi kadın onun için kavga bile edebilirdi.” diyerek gülüşüyoruz.

e818946c5ddf733ea20e440b68a6d9f5.jpg

Kaş’taki ilişki tespitlerimiz bununla sınırlı kalmıyor. Ben zaten ilişkilerdeki hatalarıyla yüzleşmiş, ne istediğini bulmaya çalışan kadın olarak, kendimi dans etmek dışındaki bütün zamanlarımda ilişki gözlemlemeye adamış haldeyim. Çıktığımız tekne turu da bu konuda bize inanılmaz malzeme sağlıyor.

Hemen yan tarafımızda bir çift yatıyor. Adam biraz göbeğini saymazsak, çok hoş bir adam. Bazen o kadar güzel espriler yapıyor ki, biz kahkahalarla gülüşümüzü saklamak zorunda kalıyoruz, onları dinlediğimiz belli olmasın diye. Güzel kitaplar okuyor, cool davranıyor.

Biz bir adamın ne kadar iyi olduğunu anlatmak için artık şu kriteri kullanıyoruz: “Hangimize yürüse alır.”

Bu adam da öyle bir adam. Yanında bir kadın var, adamdan en az yirmi yaş yaşlı, yüzüne bakıyoruz güzel değil; vücuduna bakıyoruz, silikon memelerinin dışında ilgi çekici bir şey bulamıyoruz. Ama kadında bir özgüven var, evlere şenlik! Kimseyi görmeden yürüyor. Bir an için bile, “Yahu bu yan tarafta iki bekar kız var, sere serpe vücutlarını aça aça güneşleniyorlar, sevdiceğimi yalnız bırakmayayım.” derdine düşmüyor. Adam da kadını o kadar güzel seviyor, o kadar güzel sarılıyor, o kadar içine düşüyor ki, “Göbeğine güneş kremi süreyim mi aşkım?” aşamasına gelindiğinde, “Helal olsun ablaya, özgüvenine sağlık.” diyoruz.

Radarımızdaki diğer çift de oldukça eğlenceli. Adam, çok yakışıklı değil, ama yine de dış görünüş açısından baktığımızda kız için fazla iyi. Buna rağmen kızda bir gram “Aman bulmuşum güzel adamı. Tatlı tatlı davranayım.” tasası yok. Tekneden adaya ineceğiz, adam “Mayom ıslak. Değiştirip geliyorum.” diyor, kız “Vakit yok, değiştirseydin bu saate kadar.” diye bağırıyor. Adam kızın peşinden tıpış tıpış ıslak mayosuyla gidiyor.

Adam çantasının ön gözündeki kulaklığı isteme gafletine düşüyor. Kız bakıyor ön gözde yok, adam “yan gözdedir.” diyor. O çanta adamın kafasına uçuyor, “Her göze bakamam yani.” diye bir bağırma eşliğinde.

Bütün bunlar olurken, kızın telefonu çalıyor, arkadaşlarına içinde bulunduğu durumu öyle bir anlatıyor ki, sanki sabahtan beri bağırıp çağırmıyor, aşk dolu saatler geçiriyor. “Aşkım beni harika bir tekne turuna getirdi. İnanılmaz güzel denizler, nasıl keyifli anlatamam.” Adamın o sırada gerinmekten, omuzları on santim genişliyor net.

En fantastik olanı da arkamızdaki çift. Akvaryum Koyu’nda demirliyiz. Deniz güzel ötesi. Denize bakıp, “Aşkım ben deniz sevmiyorum. Havuzlu bir tatile niçin götürmüyorsun beni?” diye söylenmeye başlıyor.

“Allah belanı vermesin senin, Antalya’da bir beş yıldızlıda kalsaydın, niye Kaş’a geldin? Hadi Kaş’a geldin, tekne turuna niye çıktın? Akvaryum Koyu’ndayız ya, burada boğasım geldi seni.” diye bağırmamak için kendimizi zor tutuyoruz.

b08cf5fe8e02dbbcb8d6212931b76d3b.jpg

Bütün bunları gözlemlerken bol bol gülüyoruz, ama gülmenin dışında şunu da kendimize sormadan edemiyoruz. Biz niçin hayatımıza bir adam girdiğinde, “Aman adam kaçmasın.”, “Aman ilişkiyi bozmayayım.” diye bir çabaya girip, gereğinden fazla düşünceli ve alttan alan kadınlara dönüşüyoruz?

Bu kadınlar gibi cadalozluk yapmak doğru demiyorum bu arada, yanlış anlaşılma olmasın. Asla böyle bir kadın olmak istemem. Diğer yandan, bunu tasarlayarak veya stratejik olarak yapmıyoruz, ama biz bir adamdan hoşlandık mı, hemen “her şeye tamam” havasına giriyoruz. Neden kendimizin değerini bilmiyoruz? Rahatsız olduğumuz noktalarda bile bir “idare etme” güdüsüyle davranıyoruz?

Kendi arkadaşlarıma bakıyorum. Hepsi gayet güzel, eğlenceli kadınlar; ama hiç birinde şu teknedeki kadınların özgüveni yok. Garip bir “kıtlık psikolojisine” girmiş haldeyiz. Zor beğeniyoruz, beğendiğimiz zaman da “Aman bozulmasın.” diye kendimizi yırtıyoruz.

Bütün hoş kadınların dilinde “Düzgün adam kalmadı.” nakaratı. Sürekli bir mevcut haline şükretme, aman iyi çocuk boşver diyip kendinden verme hali…

Hatta benim başıma skandal olaylar geldikten sonra, adam üzerimden tır geçmiş gibi beni parçaladıktan sonra bile yakın arkadaşlarım “Aslında tatlı çocuk ya, ortalık ne saçma adamlarla dolu, olay da çok geçmişte olup bitmiş. Çok büyütmesen mi?” dediler. Kötü bir niyetleri olduğundan değil, bu “kıtlık psikolojisi” yüzünden.

9f1e539b79ef387e6ff6a9176edcc4e0.jpg

O gün teknede bu konu hakkında çok kafa patlatıyoruz. Sonuçta içtenlikle karar veriyoruz: “Güzel kadınlarız, güzel hayatlarımız var, kendimizi geliştirmek için çaba harcıyoruz, vizyonluyuz. Ve harika adamlar hak ediyoruz.”

Kaş’ta gitmek istediğimiz bir restoran vardı, önümüzdeki iki ay için rezervasyon kabul etmeyecek kadar dolulardı. O gün teknede verdiğimiz kararı uygulamaya karar veriyoruz. Aşırı bir özgüvenle, “Bizi mi almayacaklar ya? Hadi gidelim!” diyerek kapılarına dayanıyoruz.

Gerçekten de giriyoruz o mekana, şahane bir masada da akşam yemeğimizi yiyoruz. Kadehlerimizi kaldırıyor, bugüne kadar içinde boğulduğumuz, “kıtlık psikolojisine” hiç bir konuda girmemeye söz veriyoruz.

İşte o noktadan sonra, adeta paralel evrene geçiyorum.

(Hikayenin eğlenceli kısımlarına yaklaştık, hazır mısınız?  )

Cin Tonik Kokulu Aşklar – 3” üzerine 6 yorum

  1. Damla dedi ki:

    Merhaba Sezen, blogunu uzun süredir takip eden bir okuyucun olarak bu yazına maalesef üzüldüm, yer yer hemcinselerine olan bu ‘öfkene’ (?) anlam veremedim. Yaşadıklarını ve düşüncelerini dürüstçe okuyucularına açmanı takdir ediyorum fakat özellikle ‘üç çocuk doğurmuş kıvamda bir vücuda sahip. Benim öyle popom olsa, pareosuz oturduğum yerden kalkmam.’, “Yahu bu yan tarafta iki bekar kız var, sere serpe vücutlarını aça aça güneşleniyorlar, sevdiceğimi yalnız bırakmayayım.” gibi cümleleri rahatsız edici buldum. 2019 yılında senin gibi vizyonlu olduğuna inandığım bir kadının başka kadınlar hakkında böyle düşünmesi beni üzdü. Daha çok fazla söylenebilecek söz var bu yazının üzerine, umarım bu eleştiriyi dikkate alırsın. Sevgiler.

    Beğen

    • Sezen dedi ki:

      Merhaba Damla, bu eleştiriye benzer birkaç eleştiri daha aldım. Çok hassas bir konu olduğunun farkındayım, ama henüz yirmilerinin başındaki bir kızın, metabolizması canavar olduğu bir yaştayken, o kıvama gelmesini ben “bedenine yaptığı bir saygısızlık” ve “boşvermişlik” olarak yorumluyorum. Ve ne yazık ki, yeni nesil -İstanbul haricinde- epeyce kendi vücutlarına saygı göstermeme halinde. Ama hormonal vs problemleri göz önünde bulundurarak o kısmı editledim. Sadece “Yahu bu yan tarafta iki bekar kız var, sere serpe vücutlarını aça aça güneşleniyorlar, sevdiceğimi yalnız bırakmayayım.” kısmını niçin rahatsız edici bulduğunu gerçekten anlamadım.
      Sevgiler,
      Sezen

      Beğen

  2. Oery dedi ki:

    Allah’ım neden 45imde değil 25imde vermedin Sezo’yu bana okuyayım hatta Kaş’ta onlara katılayım:) kıtlık psikolojisi 👏 tanımı ile derdimi buldum , derman da yoldadır

    Beğen

    • Sezen dedi ki:

      Hahaha çok tatlısın!! 🙂 Yaş önemli değil, neşe ve enerji her zaman yeter! Malum ben de önümüzdeki 20 sene daha “29”muş gibi yapmaya kararlıyım!

      “Kıtlık psikolojisi” uydurduğumuz bir kelime, ama bence bu durumu çok iyi tanımlıyor. Acilen çıkılmalı! Herkes kendisine saygı duymalı, kendisini sevmeli ve hayatın kendisine harika şeyler getireceğine içtenlikle inanmalı! 🙂

      Beğen

  3. mervişko dedi ki:

    sezo seni severek takip ediyorum. yazıdaki kıtlık psikolojisi tespitlerin de harika. ama kadın bedeni ile ilgili sözlerin için üzüldüm. yüzü güzel(!) olmayan, silikon memeleri dışında bir çekicilik görmediğiniz bir kadının özgüvensiz olmasına gerek yok bence, aynı şekilde etrafta sere serpe güneşlenen kadınlar varken tedirgin olmasının beklenmesini de anlayamadım:)
    harika yazılarınla bizimle iç dünyanı cesurca paylaşmaya devam etmeni temenni ederim ama kadın bedeni konusundaki genellemelerin bu çağda artık kırılması gerekiyor bence.

    Beğen

    • Sezen dedi ki:

      Hello! Ya burada ya ben anlatımda bir hata yaptım ya da okurlar buradaki bazı şeylere takılıp geçişi kaçırıyor. Aslında yazıda aynı noktaya gelmeye çalışıyorum. Onlar benim kafamdaki kalıplar ve hatalı olduğunu fark ettim. O kadının özgüvensiz olmasına gerek yok, benim de olmama gerek yok. Onları gözlemleyerek bu noktaya geldiğimi anlatmaya çalışmıştım aslında 🙂
      Sevgiler,
      Sezen

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s