Eskişehir: Maziye Bakma Mevzu Derin

Cuma günü işten çıkınca anneme gitmek için yola çıkıyorum, “Sen benden önce gidiyorsun eve, sıcak şarabı ısıt.” diye talimat veriyor bana. Sıcak şaraplarımızı yudumlarken, bir zamanlar ritüel haline getirdiğimiz Avrupa Noel pazarlarını anıyoruz. Soğuk havaya rağmen, hiç otelde oturmadan sokakları arşınladığımız günleri…

Ertesi sabah 7:15’te Söğütlüçeşme tren istasyonundayız, hızlı tren ile Eskişehir’e gitmek için. Daha önce hiç hızlı treni kullanmadık, konforu ve imkanları hakkında fikir yürütemiyoruz. Biletimiz business class olsa da en kötü senaryoya hazırlıklıyız. Termosumuzda leziz bir kahve, çantamızda sandiviçlerimiz var. Olumlu anlamda şaşırıyoruz; koltuklar oldukça geniş, tren yolcuları seslerine oldukça dikkat eder bir nezaket seviyesinde, priz ve wi-fi mevcut, tren de sallamadan sessizce hareket ediyor. Uçaklarda o kadar sıkışık seyahat etmeye alışmışız ki, böyle ferah ferah oturarak, kar manzarası izleyerek yol almaya bayılıyoruz. Diğer yandan her şey müthiş de diyemem, vagonumuzun aşırı soğuk olması, kimsenin montunu çıkartamaması, ekranlarda dönen hava durumunun kasım ayına ait olması gibi bir takım teknolojik falsolar olduğunu söylemeliyim.

Eskişehir’e ayak bastığımız anda buz gibi bir havayla karşılaşıyoruz. “Avrupa’ya gitmedik bu kış, al sana Berlin soğuğu.” diye takılıyoruz birbirimize. Tren istasyonundan sabah yürüyüşü yaparak ilk durağımız OMM‘a (Odunpazarı Modern Müze) ulaşıyoruz.

OMM‘dan daha önce de bahsetmiştim. İlk gidişimde aşık olmuş, her sergi yenilemesinde gelmeye karar vermiştim. Binasını gördüğüm anda içim mutlulukla doluyor ki, yakın zamanda da Avrupa’nın en iyi müze binalarından biri olarak seçildi.

Müzeye girmeden önce cafesinde oturuyoruz. Harika bir seramik fincanda, soya sütüyle hazırlanmış lezzetli bir cappuccino içerek oldukça keyifli bir başlangıç yapıyoruz.

Şu anda “Maziye Bakma Mevzu Derin” isimli sergi var OMM’da. Cinsiyetlere biçilen rollere, toplumsal normlara muhteşem keyifli eleştirel bir bakışla bakan bir seçkiden oluşuyor. Hani çoğu sergide, sırf kalabalık olsun, dolu görünsün diye asıl konsepten şaşan ve çıkan bir sürü eser de sergilenir ya; burada boş yok. Her biri dakikalarca kendine hayran bıraktırarak başında dikilmenize neden oluyor. Sergi 31 Mayıs 2022 tarihine kadar gezilebilir, bence bir şekilde yolunuzu mutlaka düşürün. Uzun zamandır gezdiğim en iyi sergiydi.

Eserler kadar, eserler hakkında açıklamalar içeren bilgilendirme notlarının anlatımlarına da bayıldım: “Seri, köklü geleneklere uzanan ancak artık son kullanma tarihi geçmiş heteronormatif ahlakın sürüp gitmesini sağlayan toplum polisliğinin altını çizer.”, “Eser, ataerkil idealin kırdığı noktaları kucaklayarak, toplum standartlarına göre kusursuz olmamayı seçen kadınlara gönderilmiş bir aşk mektubudur.” gibi.

OMM’dan çıktıktan sonra yine uzun bir yürüyüş yaparak, çi börek yemek için çarşıya Papağan’a gidiyoruz. Gitmeden önce okuduğum yazılarda pek çok kişi Kırım Tatar Çibörek Evi’ni methetmiş olsa da, google yorumları o kadar kötü ki, hiç riske atmadan en popüler adresten yana yapıyoruz tercihimizi. Papağan’ın çiböreğinin peynirlisi de kıymalısı da oldukça lezzetli.

Orada otururken, tam karşıdaki bir boza dükkanına girip çıkan kişilerin ve içeri sürekli olarak taşınan güğümlerin sonunun asla gelmemesi dikkatimizi çekiyor. Bu yüzden daha önce hiç duymadığımız Karakedi Bozacısı‘na da uğruyoruz. Ben normalde boza seven bir insan değilim, ekşimtrak tadı bana bozulmuş bir içecek hissi verir, Karakedi Bozacısı’nın bozasına ben bile bayılıyorum. Oldukça koyu kıvamlı, krema gibi bir boza. Şiddetle tavsiye ediyorum – ki biz İstanbul’a dönerken daha çok almadığımıza pişman olduk.

Sonra dedemle anneannemin, yollarda vişneler toplayarak yaptıkları mazideki bir Eskişehir seyahatinin anısına, bir kuruyemişçiden kuru vişne alarak, Porsuk Çayı’na onların ruhuna bir avuç atmak gibi keyifli bir ritüel yaparak atalarımızı yad ediyoruz. Bu fikir tabii ki ailenin en yaratıcı insanlarından biri olan büyük teyzem Ece‘den çıktı. Kuru eriklerin kalanını da ona götürmek için çantamızdaki çi böreklerle bozanın yanına ekliyoruz ve yeniden yürümeye başlıyoruz.

Uzun zamandır sosyal medyadan çok beğenerek takip ettiğim, ancak hala görüp kumaşına bakarak kıyafet almayı sevdiğim için online sipariş vermediğim Şeyhane Vintage da Eskişehir’e gelmişken uğramak istediğim adreslerden biriydi. Butiğin büyük bir kısmı cafe’ye dönüştürüldüğü için, teşhir edilen ürün sayısı çok az olması beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da, dünya tatlısı sahipleri bize kahve ikram ederek, biz kahvelerimizi içerken benim beğendiğim parçaları depodan getiriyor. Benim gibi moda olanların değil, kimsede olmayan parçaların peşinde olanlar için çok iyi bir adres burası. Fiyat olarak da İstanbul’daki vintage butiklere kıyasla oldukça uygun.

Elimiz vintage ganimetlerimizle dolu oradan çıktığımızda dönüş trenimize daha birkaç saat var. Bir bara oturup, kırmızı şaraplarımızı yudumlarken, sergi hakkında konuşuyoruz, başka nerelere hızlı tren olduğuna bakıyoruz, hızlı tren rotası çok sınırlı olsa da havalar biraz güzelleştikten sonra ekspres hatlarla hiç gitmediğimiz ve pek de popüler olmayan şehirlere gitmeye karar veriyoruz.

Hesap geldiğinde annemin yüzüne kocaman bir gülümseme yayılıyor: “Eeee, biz bundan sonra içmeye Eskişehir’e gelelim.” diyor. Genel olarak Eskişehir’deki her şeyin fiyatının İstanbul’a kıyasla çok uygun olduğunu söyleyebilirim, ama İstanbul’da bir kadeh fiyatına üç kadeh şarap içmek yine de şaşırtıyor bizi. Normalleştirdiğimiz İstanbul fiyatlarının ne kadar aşırı olduğu ile yüzleşiyoruz.

Dönüş trenimizi aradaki farkı merak ettiğim için normal sınıftan almıştım, koltuklar daha dar, vagon daha sıcak. Yine de bana sorarsanız, aradaki farka değer, business gidip gelmeli, çünkü normal sınıfta sürekli bir vagonlar arası hareket, sürekli koridorlarda yürüyen birileri oluyor.

İstanbul’a döndüğümüzde ikimiz de aynı fikirdeydiz: “Ne güzel yaptık be! Çok keyifli bir gündü. En kısa zamanda tekrar edelim.”

Havanın soğukluğunu göze alıyorsanız, hiç ertelemeden; yoksa da OMM’daki sergiyi kaçırmadan mutlaka bir Eskişehir yapın derim.

Maziye bakmadan kalın!

Eskişehir: Maziye Bakma Mevzu Derin” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s