Her yılın sonuna yaklaşırken, durup bir geride kalan yıla bakarım. Neler yaşadım, neler öğrendim, neler hissettim, nelerle mutlu oldum, nelere üzüldüm, neleri iyi neleri kötü yaptım gözden geçiririm. Oradan oraya koşup yoğun günler geçirirken, analizini yapmaya fırsat bulamadıklarımı, sakince ve detaylıca değerlendiririm. Hayatımdaki neleri gerçekten isteyerek yapıyorum, ne kadarı alışkanlığın rehavetine kapılmak, kendimle dürüstçe hesaplaşırım. … Okumaya devam et 2017’nin ‘best of’ları
Gaziantep 2- Tütüncü Hanı, Mehmet Usta, Yusuf’un Özeli, Koçak Baklava
Antep’te lezzetli yemek bulmak en kolay şey! Gelgelelim bütün gün boyunca yemek yedikten sonra, karnınız tıka basa doluyken, “Akşam yemeği yiyecek durumda değilim kesinlikle!” derken yapacak bir şey bulmak oldukça zor! Oteldeki yataklarımızda yayılmış, ellerimizde telefonlarımız akşam ne yapacağımıza karar vermeye çalışıyoruz. Antep’e daha önce yolu düşmüş herkes “Bayazhan” diyor. Bir önceki gece orada olan … Okumaya devam et Gaziantep 2- Tütüncü Hanı, Mehmet Usta, Yusuf’un Özeli, Koçak Baklava
Gaziantep – 1: Katmerci Zekeriya Usta, Orkide Pastanesi, Küşlemeci Halil Usta, Tahmis Kahvesi ve Elmacı Pazarı
Bütün hafta çılgıncasına yoğun bir tempoda çalışıp, akşamları da mba dersine girip yorgunluktan perişan olmuş mantıklı bir insan ne yapar? Cumartesi günü şöyle öğlene kadar güzel bir uyku çekip kendine gelir. Alarmsız uyanır, yatakta döne döne kahvaltıda ne yesem diye düşünür, dinlenir, enerji toplar, özlediği arkadaşlarıyla görüşür filan. Tabii ki ben, hala plan yaparken “mantık” … Okumaya devam et Gaziantep – 1: Katmerci Zekeriya Usta, Orkide Pastanesi, Küşlemeci Halil Usta, Tahmis Kahvesi ve Elmacı Pazarı
Not Defterim: İstanbul’da İstanbul’u özlemek, Balat, Cağaloğlu…
Apartmanın kapısından çıkmadan önce, telefonumun ön kamerası ile makyajımı kontrol ediyorum. Bu yaşıma geldim, hala çok iyi yapamıyorum bu makyaj işini; ama aşama kat ediyor olmaktan gururluyum. Kulaklıklarımı takıyorum, Monolink ile Acid Pauli’den The End kulağımda, müziğin ritmine adımlarımı uydurarak Beşiktaş’a doğru yürümeye başlıyorum. Ihlamurdere Caddesi’nin üzerindeki dizi dizi tekel ve bakkal arasında, herkesin, daha … Okumaya devam et Not Defterim: İstanbul’da İstanbul’u özlemek, Balat, Cağaloğlu…
Brüksel’den Notlar: Oscar and the Wolf, Peck47, Mary, Aksim, Belga
Antwerpen sokaklarında gezerken, akşam kaçta konsere gitmemiz gerektiği konusunda tereddüt yaşıyoruz. Oscar and the Wolf, Türkiye’deki konserlerinde asla 23:00’ten önce sahneye çıkmadı, ama biletin üzerinde tek bir saat bilgisi var: 20:00. “20:00 çok erken değil mi?”, “Ay, Avrupalılar da biraz garip, hakikaten 20:00’de başlıyor olabilir de konser.” gibi çelişkiler yaşadıktan sonra, konseri kaçırmaktansa erken gitmenin … Okumaya devam et Brüksel’den Notlar: Oscar and the Wolf, Peck47, Mary, Aksim, Belga
Antwerpen: The Jane, The Next Level, Pornstar Martini
Antwerpen’in merkezinden birkaç kilometre uzakta, adım başı başlarına aşırı gösterişli kürklü şapkalar geçirmiş olan Museviler ile karşılaşarak devasa bir blok etrafında turluyoruz. Hava buz gibi. Karnımız çok aç. Ve haritada yol olarak görünen yerlerin hepsi kapalı olduğu için, gitmek istediğimiz restorana bir türlü ulaşamıyoruz. Sonunda o devasa blok etrafında içeriye ulaşabileceğimiz bir yol buluyoruz: Otopark … Okumaya devam et Antwerpen: The Jane, The Next Level, Pornstar Martini
Berchem: Hayat çetelesi sonunda şatoda küvet keyfi
Ghent ile Antwerpen arasını trenle kat ederken, yüzümde gizleyemediğim bir gülümseme var. Tren çok harika olduğundan, kat ettiğimiz yollardaki manzaraların harika olmasından veya Antwerp için heyecanlandığımdan filan değil bu. Nitekim Doğu Ekspresi ile Kars’tan dönmüş insanım, bu trenin o kadar sıra dışı veya heyecanlandıran bir tarafı yok. Antwerp’e de daha önce geldim, müzeleri dahil köşe … Okumaya devam et Berchem: Hayat çetelesi sonunda şatoda küvet keyfi
Ghent – All God does is watch us and kill us when we get boring.*
Güneşin doğuşunu, boğazın üzerinden geçerken izliyorum. Aklıma Ferzan Özpetek’in kitabından bir cümle geliyor: “Güneşin doğuşu, hayalperestler, uzaklara gitmek için uçağa atlayan, geceyi başka kollarda geçirdikten sonra eve dönenler içindi.” Ben şafak koleksiyoncusu değilim, güneş doğarken sıcacık yatağımda olmayı tercih edenlerdenim. Tek istisnası seyahate çıkacağım zamanlar… “Gün ölmesin.” diyerek her zaman mümkün olan en erken uçağa … Okumaya devam et Ghent – All God does is watch us and kill us when we get boring.*
Gökkuşağı ile karşılayıp dolunayla uğurlayan şehir: Bruges!
Bundan üç yıl önce... Yogitamla birlike bir Belçika çıkartması yapmaya karar vermişiz. Uçak biletlerimiz, planımız, konaklamalarımız her şey tamam. Yola çıkmamıza bir hafta kala, bana işle ilgili öyle bir teklif geliyor ki, geri çevirmem imkansız! Yogitamın da Belçika seyahatini ertelemesi mümkün olmuyor, her şeyini o tarihe göre ayarlamış çünkü! El mahkum ikimiz farklı tarihlerde gidiyoruz … Okumaya devam et Gökkuşağı ile karşılayıp dolunayla uğurlayan şehir: Bruges!
Seramik aşkı, Seramik Kursu Macerası ve Armutlu’daki Lezzet Durakları
Hayatımda minimal olmayı başarabildiğim tek konu ev eşyaları. Tek bir yemek takımı, üç tane tencere ve iki tane nevresim takımı ile yıllardır gül gibi geçinip gidiyorum. Hiç halım, kilimim yoktur. Kıyafet odamda duran tek kişilik misafir yatağını da geçen hafta atarak, evdeki yatak sayısını bile teke indirdim. “Ev için alışverişe çıkayım.” diyerek kendimi sokaklara vurduğumu … Okumaya devam et Seramik aşkı, Seramik Kursu Macerası ve Armutlu’daki Lezzet Durakları
